Ucuz/bayağı manipülasyonlar

Atasoy Müftüoğlu
00:0021/04/2014, Pazartesi
G: 20/04/2014, Pazar
Yeni Şafak
Gündem
Gündem

Pragmatizme mahkum olduğumuzu düşünenler için, farklı bir insan, toplum, dünya ve düzen mümkün olamaz. Farklı bir insan, toplum, dünyayı arzu etmekle böyle bir dünyanın mümkün olduğuna inanmak farklı şeylerdir.

Ahlaki otoritenin reddi ile birlikte, bağımsız/bencil, nihilist genç kuşaklar, kendi kendilerine örgütleniyor, her tür değer sistemine isyan ediyor. Toplumsal değerlerde yaşanan olumsuz değişim sebebiyle, toplumsal düzenin yerini, toplumsal karmaşa alıyor. Bütün toplumlarda ortak toplumsal değerler ciddi bir çürüme ile karşı karşıya, Aile Kurumunu hayatiyetini kaybediyor. Evlilik ve doğum oranlarında düşüş yaşanırken, boşanma oranlarında artış yaşanıyor. Özellikle, modern-liberal-seküler toplumlar büyük ölçüde gayrimeşru çocuklar toplumuna dönüşüyor. Kadınların iş hayatına atılmaları, aile hayatını ruhsuzlaştırıyor, anlamsızlaştırıyor.

Bilgi ve teknoloji toplumlarında, değer sistemlerinin altüst oluşu, toplumları güçsüzleştiriyor. Akılcı bürokrasilerin, resmi kuralların, resmi bilgilerin ve resmi eğitimin toplumsal bütünlüklerin saklanmasında yeterli olmadıklarını görüyoruz. Teknolojik ve ekonomik büyümenin, gelişmenin toplumsal düzenin korunması noktasında olumlu katkıları olduğu söylenemez. Liberal siyasal ve ekonomik sistemlerin/yapıların/ideolojilerin, ahlaki/sosyal konularla, sorunlarla ilgili çözümlemeleri olmadığını biliyoruz. Dinin ve ahlakın yardımına ihtiyaç duymayan, aşırı bireyciliği merkeze alan, liberal demokrasiler, toplumsal düzenleri istikrarlı bir biçimde sürdüremezler. Bürokratik resmi yapıların, kurumların, normların insanların vicdanına hitap etmeleri beklenemez. Toplumlar, ortak ahlaki/kültürel değerlere sahip olmadıkları takdirde, toplumsal gerilimleri, karşıtlıkları, parçalanmaları aşamazlar.

KURALSIZ GENÇLİK

Büyük kültürel yabancılaşmalara, sömürgeleşmelere maruz kalan toplumlarda, Türkiye''de de, bugün ortak kültürel değerlerden söz edemiyoruz. Büyük bir birlik ve dayanışma bilincine, ruhuna, yapılarına sahip olan İslami kültürünün bugün bulunduğu nokta umut kırıcıdır. Resmi kültür ve eğitim politikaları, hiç bir şekilde derde deva olmuyor. Bu noktada, toplumlarımız eksiksiz bir sömürgesizleştirme mücadelesi vererek, büyük düşünce, kültür, sanat, hikmet, felsefe, edebiyat, siyaset adamlarının/kadrolarının içtenlikli/yoğun ve sistematik katkılarıyla büyük bir kültür oluşturmaları gerekir. Bu konu varoluşsal önemi olan bir konudur.

Ulus-devletlerin sosyal bozulma, çözülme konuların da yapabilecekleri şeyler çok sınırlı şeylerdir, çünkü, küresel-neoliberal sistem seküler eğitim yoluyla kuralsız bir gençlik yetiştiriyor. Anomi içerisinde bulunan genç kuşaklar, istenildiğinde ideolojik bağlamda araçsallaştırılabiliyor. Günümüz dünyasında ortaya çıkan ''özgürlük hareketleri''nin büyük ölçüde ahlaki denetimden özgürlük anlamına geldiğini görmek gerekiyor. Bugünün dünyasında Anglo-Sakson neo-liberalizmi tayin edici bir noktaya gelmiştir. Hedonist hazcılık modernlik adına meşrulaştırılmıştır.

ETNİK AKILLARA BAŞVURMAK!

Yeni faşizmin yansıması olan, yıkıcı/seküler ideolojik sol bile bugün, Anglo-Sakson liberalizminin hikayesini seçmiş bulunuyor. İyinin ve kötünün sınırlarının farkında olmayan, yıkıcılığı, tahripkarlığı meslek haline getiren oportünist solculuk, kapitalistlerle/müstekbirlerle/liberallerle/Neourcularla birlikte kaos üretmek üzere yardımlaşabiliyor, dayanışılabiliyor. Bütün bu oportünist kesimler, önyargılı ideolojik dogmalar adına, çok ucuz ve çok bayağı manipülasyonlara tenezzül edebiliyor, kontrolsüz, sınırsız bireyciliğin hiç bir şekilde toplumsal-sosyal kaydılar ve sorumluluklar taşımadığını görebilmeliyiz. Günümüzde, ahlaki denetimden bağımsız özgürlük yaklaşımı daha çok toplumsal kötü üretiyor.

Naif iyimserlikleri gelenek haline getirdiğimiz için, boğucu hayal kırıklıkları yaşıyoruz. Olanlarla, olup bitenlerle çok ilgileniyor, olması gerekenlerle hiç mi hiç ilgilenmiyoruz, Parçalara kapandığımız için, bütünle ilişkimizi kesiyoruz. Bütüne ilişkin bir bilinç ve sorumluluk sahibi değiliz.

İnsanlığın fiziksel, zihinsel, ruhsal yapısını bütünüyle tahrip eden bir uygarlığın neden olduğu insanı altüst eden değişimler karşısında savruluyoruz. Sömürgeci kavramlar aracılığıyla başkalarının düşünceleri doğrultusunda düşünüyor, başkalarının kararları doğrultusunda hareket ediyoruz. Toplumsal bağlardan, değerlerden bağımsızlaşan bireycilikler her şeyi yıkmakta Özgür olduklarını düşünüyor. Küresel akıl karşısında ümmet aklına başvurmamız gerektiği halde kabile aklına, mezhep/meşrep aklına, etnik akıllara başvuruyoruz.

İSLAMİ DUYARLILIK

İslam toplumları, marufu emreden, münkeri nehyeden toplumlar olsalardı, toplumsal değerler konusunda hassasiyet sahibi olsalardı, toplumsal kötülükler/yabancılaşmalar bu ölçüde çoğalmayacaktı. Pragmatizme mahkum olduğumuzu düşünenler için, farklı bir insan, toplum, dünya ve düzen mümkün olamaz. Farklı bir insan, toplum, dünyayı arzu etmekle böyle bir dünyanın mümkün olduğuna inanmak farklı şeylerdir. Yeni bir toplum inşa etme konusunda umutlarını kaybedenler, ya da yeniden inşaya ihtiyaç duymayanlar koşullara katlanmaya devam ederler, nerede olursa olsun kurulu düzenlerle uzlaşırlar.

Türkiye''de her dönemde olduğu gibi, içerisinde bulunduğumuz dönemde de, İslami duyarlıklar söz konusu olduğunda kapitalistler, liberalistler, seküleristler, yıkıcılığı/tahripkarlığı meşrulaştıran, topluma sunabilecekleri hiç bir alternatifleri olmayan, romantik devrim aforizmalarıyla, melankolik bir solculukla şiddet üreten unsurları alkışlıyor. İslam dünyası toplumlarında hiç bir ayaklanmanın yeni bir siyasal gerçekliğe dönüşmemiş olması çok düşündürücüdür. Agresif şiddet karşısında kapitalistler de, liberalistler de, seküleristler de patolojik bir tavır sergiliyor. Bu patolojiler, büyük bencillikler, büyük ikiyüzlülükler şeklinde tezahür ediyor. Büyük bencillikler de, büyük ikiyüzlülüklerde bulanık ahlaki görüşlere işaret eder. Benmerkezciliğin belirleyici olduğu bir yerde, ahlaki belirleyiciklerden söz edilemez. Dar görüşlülüklerden, bağnazlıklardan, aşırılıklardan, benmerkezciliklerden, bencilliklerden umut çıkmaz.