Nerede o eski Ramazanlar?
Nerede o eski Ramazanlar?
1/21

Osmanlı''nın son dönemlerinde İstanbulluların tek eğlence ve vakit geçirme yeri vardı: Direklerarası! Ramazan dendiğinde her kuşaktan insanın aklına farklı şeyler gelse de ''direklerarası'' kelimesi, 3-4 kuşak öncesinin İstanbulluları için eğlence hayatının adıdır. İstanbul''da modern tiyatronun kuruluşunda ve gelişiminde çok önemli bir yere sahip olan direklerarası, Ramazan aylarında halkı eğlendirmek için, boş alanlara dikilen direklere gerilen çadırların altında yapılan eğlencelere verilen ad olarak bilinir. Eskiden Ramazan akşamlarında iftardan sonra herkes ailesiyle bu çadırlara gider, tiyatro oyunlarını ve kanto gösterilerini izlerdi.
2/21

Eskiden Ramazan ayının yaklaşmasıyla başlayan hummalı hazırlıklar günümüzde maalesef çok az yerde sürdürülüyor. Eskiden konaklarda yaklaşık iki hafta süren Ramazan hazırlıklarında evler baştan aşağıya temizlenir, her yer gelecek ziyaretçilere hazırlanırdı. Evin özellikle mutfak bölümü türlü türlü yiyeceklerle doldurulur, misafirlere her türlü ikramın yapılması için her şey eksiksiz şekilde hazırlanırdı. Herhangi bir evin iftar sofrasında yer alabilmek için o evdekileri tanımaya gerek yoktu çünkü eskiden “Tanrı misafiri” geleneği vardı. Bugünlerde hala sürdürülse de önemini kaybetmişe benziyor.
3/21

Osmanlı İmparatorluğu''nun kuruluşundan bu yana her konuda gelişmiş olan protokol kuralları Ramazan ayında da değişmiyordu. Neyin, ne şekilde ve ne zaman yapılacağı çok ince ve hassas kurallara bağlanmıştı. Ramazan ayı geldiğinde geleneksel hale gelmiş kurallara göre faaliyetler planlanır ve uygulamaya geçilirdi. Bu faaliyetlerin başında veziriazamın verdiği iftar davetleri geliyordu. Âlimlerin, bürokratları ve askerlerin ileri gelenlerinin protokol kurallarına davet edildikleri bu iftarlar da kendi aralarında ayrılırdı, en önemlisi hükümet merkezinde verilen yemekti. Veziriazamın davetine katılacak devlet adamlarının listeleri hazırlanıp düzenlendikten sonra padişahın onayına sunulur, ancak padişah onayladıktan sonra iftar davetine katılabilirlerdi.
4/21

İftar davetleri Osmanlı döneminde, şimdi olduğu gibi Ramazan''ın ilk günüyle beraber başlamıyordu. Oruç tutan insanların kendilerini ruhsal ve fiziksel açıdan oruca hazırlamaları ve ilk iftar gününü aileleriyle beraber geçirmeleri için davetler, Ramazan ayının 4. gününden sonra verilmeye başlanıyordu. Davetlilere göre kategorize edilen yemeklere, dördüncü gün padişahlar tarafından yaptırılan camilerin şeyhleri, beşinci gün şeyhülislam, altıncı gün Rumeli ve Anadolu kazaskerleri ve Hz. Muhammed''in soyundan gelenlerin kayıtlarını tutan nakibüleşraf çağrılıyordu. Daha sonra da askerlerin ve bürokratların önde gelenleri sahip oldukları makama göre sınıflandırılarak iftar yemeğine davet ediliyordu. Makamı her ne olursa olsun, herkesin iftar sofrasına gelişi ve gidişi tören eşliğinde olurdu.
5/21

Osmanlı döneminde her evde iftar sebebiyle 3 ayrı sofra kurulurdu. Biri evin reisi ve misafirleri; diğeri evin hanımı ve misafirleri; sonuncusu ise varsa evdeki hizmetkârlar ve davetsiz misafirler içindi. Sofralar ayrı ayrı kurulsa da bu sofraların en önemli özelliği, tüm sofralarda aynı yemeklerin yenmesiydi. Eşitliğin ayı olan Ramazan bu yönüyle de insanları bir arada tutuyor ve varlıklı olanla olmayan arasındaki farkı ortadan kaldırıyor.
6/21

Osmanlı padişahları, Ramazan geldiğinde halkın arasına çıkıp dolaşmayı ve onların dertlerini dinlemeyi adet edinmişti. İlki arefe günü olmak üzere Ramazan ayı boyunca üç gün, padişah, ulema kılığına girerek halkın arasına karışırdı. Sabah ezanının okunmasıyla saraydan çıkan sultan, ikindi vaktine kadar gezip halkın temel ihtiyaçlarını belirler, Ramazan''da kimsenin sıkıntı çekmemesi için sadrazama emirler verirdi. Ramazan ayında yardımlaşmanın ve paylaşmanın diğer aylara göre daha ön planda olması işte o yıllardan bugüne hiç değişmeden devam ediyor.
7/21

18. ve 19 yüzyılda İzmir''de yaşanan Ramazan aylarında kentte yaşayan Müslüman kadınlar sahip oldukları tüm hünerleri ortaya koyarak birbirinden güzel sofralar hazırlıyordu. Kurulan bu büyük sofralarda 140 çeşit yemek bulunuyordu. Yardımlaşmanın, birlik ve beraberliğin ayı olan Ramazanda, hurmalar kente gemi yardımıyla getiriliyor ve sokak satıcıları tarafından satılıyordu. Ege''de halen bazı eski mahallelerde en değerli hurma sokak satıcıları tarafından satılır.
8/21

Osmanlı padişahları iftara mutlaka çorbayla başlardı. Çorba özel olarak et veya tavuk suyuna şehriye ya da hindi derisiyle hafif sirke ve sarımsaklı tuzlama şeklinde hazırlanırdı. Çorbadan sonra geleneksel tat ''yumurta-yı hümayun'' sofradaki yerini alırdı. Padişahların Ramazan sofralarından asla eksik olmayan bu tarifi iyi yapan aşçılar padişah tarafından ödüllendirilirdi. Halka şeklinde soğanın Halep yağında iyice kavrulduktan sonra üstüne ince dilimlenmiş pastırma ve su ilave edilerek pişirilmesi, ardından sirke ve şeker eklendikten sonra üstüne yumurta kırılmasıyla hazırlanan bu tarif, Ramazan ayının en vazgeçilmez yemeklerindendi. Günümüzde de özellikle Ramazan ayında hala bazı evlerde geleneksel olarak pişirilip, iftar sofrasına konduğu bilinir.
9/21

Ramazan Bayramı''nda hepimiz günlük işlerimizden sıyrılır ve mutlaka normalde olduğumuzdan çok daha şık giyiniriz. Bu, ziyaret ettiğimiz büyüklerimize ve evimize gelen misafirlere duyduğumuz saygının işaretidir. O gün ev ahalisi mutlaka normalden çok daha erken uyanır, bayram namazları kılınır, ev halkı birbiriyle bayramlaşır. Mutlaka küçükler kendilerinden büyük olanları ziyaret edip, el öper. Vefat etmiş yakınlarımızı görmek ya da uzun süredir aramadığımız, dargın olduğumuz insanların gönüllerini almak da Ramazan Bayramı gelenekleri arasındadır. Ramazan ayı, insanları birbiriyle yakınlaştıran, kırgınlıkları bitiren, insanların yüzünü güldüren, gelenekleriyle yaşayan mübarek bir aydır.
10/21

Şeker sadece tatlı bir yiyecek olmanın dışında, barışı da simgeler. Yüzyıllar öncesinden bugüne taşınan gelenekte, insanlar barışmak istedikleri ya da kalbini kırdıkları kişilere şeker ikram eder, şekerin dilleri ve sohbeti tatlılaştırdığı farz edilir. İşte bu yüzden bayramlarda herkes birbirine şeker ya da tatlı ikram eder. İslam dünyasındaki diğer ülkelerde de bayramda şeker ya da tatlı dağıtmak adettendir. Şeker alacak gücü olmayanlar da mutlaka şeker niyetine bayramlarda hurma dağıtıyor. Bayramlarda şeker dağıtılmasının ayrıca fiziki bir ihtiyaç olduğunu da eklemek lazım, 1 ay boyunca diyet yapar gibi beslenen vücut bir ay sonunda şekere ihtiyaç duyuyor.
11/21

Ramazan gelenekleri yöresel olarak bazı illerde hala devam etse de çoğu yerde maalesef tüm alışkanlıklar geçen zamanla birlikte unutulmaya yüz tutmuş durumda. Geleneklerden bazılarının hala yaşatıldığı illerden biri de Erzurum. Kentte, ilk defa oruç tutan çocuklara çeşitli hediyeler veriliyor. Bunun yanı sıra Ramazan ayında, nişanlı kızların evlerine iftarlık yemekler, hediyeler götürülüyor ve maddi durumu kötü olan vatandaşlara mutlaka iftarlık dağıtılıyor. Erzurum''da her yıl Ramazan ayında 1001 hatim okuma geleneği de hala yaşatılıyor
12/21

Özellikle Bursa''da her yıl Ramazan ayında yapılan Karagöz ile Hacivat gösterileri, eskisi kadar ilgi görmüyor ancak hala Ramazan''ın en geleneksel eğlencesi olma özelliğini koruyor. Gölge oyunu tekniğinin “Karagöz” olarak ne zaman ortaya çıktığına dair değişik görüşler öne sürülse de bu görüşlerden en çok kabul göreni Karagöz ve Hacivat''ın Bursa''da yaşamış gerçek karakterler olduğu. 19. ve 20. yüzyıllarda Ramazan ayında her yerde hem eğlendirmek hem de düşündürmek amacıyla oynatılan Karagöz ve Hacivat oyunları, günümüzde sadece belediyelerin hazırladığı etkinliklerde, özel gösterilerde ya da hala Ramazan ruhunun yaşatılmaya çalışıldığı küçük beldelerde yer alıyor.
13/21

Bundan 50 yıl öncesinde sadece büyük ve zengin evlerde değil, zamanın orta halli hanelerinde bile mutlaka bir “arap bacı” bulunuyordu. Normal zamanlarda evin tüm yükünü kaldıran arap bacıların sorumluluğu Ramazan ayının gelmesiyle iki kat artardı. Ramazan ayı boyunca her gün en az 8-10 çeşit yemek hazırlamak zorunda olan arap bacılar bu konuda oldukça da maharetliydi. Zamanla İslam kültürüne alışan arap bacılar iftardan sonra da sahur için hazırlık yapmaya koyulurdu. O zamanlar iftar sofralarını hazırlamak normal yemek davetlerinden çok daha özenli ve zahmetliydi. Sahur için hazırlık yaparken uyuyakalan arap bacılar için yazılan maniler de o zamandan günümüze uzanan eğlenceli sözler olarak yerini aldı: “Deryalarda yüzer balıklar, bizim bekçi baklava sayıklar, arap bacı''yı sorarsanız, uykuda pirinç ayıklar.”
14/21

Ezine''nin Gökçebayır köyünde eski Ramazanlarda “gezek” adı verilen iftar yemekleri düzenleniyordu. Şimdilerde yavaş yavaş önemini yitiren bu etkinlikte, maddi açıdan durumu iyi olan her aile, ihtiyacı olanlara ve kimsesi olmayanlara iftar yemeği vermekle yükümlüydü. Gezek adı verilen bu iftarların en değişmez özelliği “Pirhu” isimli yemeğin mutlaka sofrada bulunmasıydı. Tüm köy halkını bir sofra etrafında buluşturan ''gezek''in yerini günümüzde büyük şehirlerde kurulan iftar çadırları aldı.
15/21

Siirt''te, İslamiyet öncesi dönemlerden kalan “melede ateşi” geleneğinin amacı; ateş yakılarak, çevre sakinlerine oruç tutacakları günü haber vermek. Bu gelenek zamanla daha eğlenceli bir hale gelmiş, mahalle gençleri kapı kapı dolaşarak ateş yakmak için çalı-çırpı toplamaya başlamış, kapısı çalınanlar ise gençlere para yardımında bulunmuş. Melede ateşi, mahalle meydanında ikindi namazından sonra yakılıyor ve herkes ateşin çevresinde toplanarak Ramazan ayında birlik beraberliğin önemini bir kez daha benimsiyor.
16/21

Erzurum''da teravih namazından çıkan herkes, eğlenebilecekleri bir kahvehane bulup, orada zaman geçiriyordu. Kahvehanelerin hitap ettiği kesim kahvehanenin bulunduğu semte göre değişiklik göstermekle birlikte, bazı kahvehanelerde saz şairleri bir araya gelerek sazlı sözlü eğlenceler veriyordu. Ramazanda kahvehanelerin her birinin sürekli müşterileri olduğu gibi, değişiklik arayanlar da, farklı kahvehanelere gidiyor ve Ramazan ruhunu daha fazla hissetmek için burada vakit geçiriyordu. Unutulan bu gelenekle beraber, Erzurum''da çoğu kahvehane de varlığını sürdüremedi.
17/21

Ramazan''ın unutulmaya yüz tutmuş geleneklerinden biri hala Samsun''un Bafra ilçesinde sürdürülüyor. Özellikle çocuklar için ayrı bir anlam taşıyan bu gelenek, “sele-sepet” adıyla biliniyor ve Ramazan ayının 14''ünü 15''ine bağlayan gece gerçekleştiriliyor. Şenlik, iftardan hemen sonra başlıyor ve çocuklar ellerinde taşıdıkları “sele-sepet” adı verilen fenerlerle evleri dolaşarak bahşiş topluyor. Çocuklar; “sele-sepet top kandil / aç kapıyı ben geldim / ay da yıl da bir kere / kapınıza ben geldim” şeklinde manilerle teravih vaktine kadar mahalleleri dolaşıyor.
18/21

Gaziantep''te iftar ve sahurda komşuların birbirlerine yemek göndermesi çok uzun yıllardır süregelen bir gelenek olmasına rağmen, artık apartman hayatına geçilmesiyle unutulmaya yüz tutmuş. Ancak yörede hala hemen hemen her evde “Ramazan kahkesi” geleneği devam ediyor. Ramazan kahkesi, çocuklara orucu sevdirmek amacıyla yapılan bir simit türü. 1930''lu yıllardan günümüze gelen kahkenin 15 çeşidi bulunuyor ve en çok tercih edileni ise Ramazan ayı dışında pişirilmeyen Ramazan kahkesi.
19/21

Özellikle Isparta ili ve yöresinde üç aylara girilmesiyle beraber bütün halk el birliği yaparak mahalle camisini, minaresini ve cami meydanlarını “tırtır” adı verilen renkli kâğıtlarla süslüyor. El birliği ve yardımlaşmayla yapılan bu aktivite yaşanılan yeri hem bir bayram havasına çeviriyor hem de Ramazan''ın ruhunu üç aylar bitinceye kadar yaşatıyor. İmece usulü yapılan bu süslemeler o kadar değerli ki çalınmasın diye sabaha kadar başında mutlaka bir kişi nöbet tutuyor.
20/21

İlk kurulduğu yıllarda içinde 10 hane bulunması sebebiyle Onköy adını alan, sonra zamanla değişime uğrayarak resmi kayıtlara İnköy adıyla geçen, Gerede''nin bu güzel köyünde, Ramazan ayında geleneksel toplu iftar yemekleri veriliyor. Köyde bulunan evler her gün sırayla köy odasında iftar yemeği veriyor ve işte bu iftar yemeklerine “imam löbedi” deniyor. İftardan sonra köy çocuklarının meydanda toplandığı ve çocuklara şekerlerin dağıtıldığı bu köyde, “imam löbedi” denen toplu iftar geleneği hala yaşatılıyor.
21/21

Yüzük oyunu özellikle Aksaray''da hala devam eden bir Ramazan geleneği. Teravihten sonra bir araya toplanan aileler tarafından oynanan bu geleneksel oyunda bir tepsi üzerine ters çevrilmiş 9 fincan konuluyor ve bunlardan birinin altına da yüzük saklanıyor. Karşılıklı iki ekip kurularak oynanan bu oyunda kazanan ekip, kaybeden ekibi kendi aralarında karar verdikleri değişik cezalarla cezalandırıyor. Günümüzde televizyonun varlığı birçok geleneğin yok olmasına neden olsa da, yüzük oyunu Aksaray''ın yanı sıra Karaman''da da hala varlığını sürdürüyor.






