
SSPP film yapım şirketinin hayata geçirdiği, umutlarını bir bavula doldurup, hayatını geride bırakarak yürüyenlerin hikayesini anlatan "Özgürlüğe Kaçış" belgeselin galası yapıldı. Gala programı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın katılımıyla Ankara Palas'ta düzenlenen kokteylin ardından gerçekleştirildi.
Umutlarını bir bavula doldurup, hayatını geride bırakarak yürüyenlerin hikayesini anlatan "Özgürlüğe Kaçış" belgeselinin yapımcıları Aynel Hayat ve Yasemin Demir'e mikrofonlarımızı uzattık;
Aynel Hayat: “Kimse bizden böyle bir belgesel yapmamızı talep etmedi, ancak 5 yıldan beri devam eden Suriye savaşından mağdur olan sivil insanları görmezden gelemezdik. Savaşın ve beraberindeki göçün nasıl bir etki bıraktığı sorusu bizim çıkış noktamız oldu. 2000 yılında Birleşmiş Milletlerin tüm üye ülkeleri tarafından imzalanan “Milenyum Deklarasyonu” ve bu deklarasyonun konusunu oluşturan, 15 yıl içinde bütün dünyaya yayılacak barış, demokrasi, çocuk ve kadın haklarındaki ilerlemelerle ilgili vaadlerin akıbetini başlıyor filmimiz. Bu proje SSPP Film Yapım şirketinin tüm çalışanlarının özveriyle gerçekleştirdiği bir çalışma oldu. Suriyeli mülteciler geleceğe nasıl bakıyor? Bütün dünyanın sırt çevirdiği bir anda Türkiye'nin ve tüm halkıyla kucak açması Onlarda nasıl bir değişim oluşturdu? Bu belgesel bu soruların yanıtlarını arıyor.”
Belgesel için 35 kişilik ekibin oluşturduklarını söyleyen söyleyen Aynel Hayat “İstanbul, İzmir, Hatay, Kilis, Şanlıurfa, Gaziantep ve Suriye'de çekimler gerçekleştirdik. Türkiye'de ilk kez bu kadar kapsamlı bir belgesel yapıldı. Dünya üzerinde bu konuda yapılanlarda kısa film şeklinde taraf tutan çalışmalar oldu. Türkiye'nin yaptıkları gözardı edildi. Devletin, STK ların ve milletimizin kucak açtığı insanları kendilerini dinleyerek objektif olarak vermeye çalıştık. Şu an en büyük umudum önyargıların kırılmasında belgeselimizin etkisinin olacağına dair inancım. Elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık. Haikakat ve umudun birbirinden uzak olmadığını göstermek istedik” diye konuştu.
52 dakikalık belgesele konulmayan çok fazla görüntü ve röportaj olduğunu söyleyen Demir, " 45 kişiyle roportaj yaptık. Hepsini kulanamadık ama bu anlamda arşiv niteliğinde bir belgesel olduğunu düşünüyoruz. Çok zor şartlarda çekim yaptık. Çünkü çekim yaptığımız dönem Türkiye'de kış mevsimi yaşanıyordu. Şanlıurfa'ya 25 yıldan sonra ilk kez kar yağmıştı. 25 yıl sonra yağan ilk karı AFAD Suruç çadır kentinde, Harran konteyner kentinde çekimler yaparak karşıladık. Herkes yılbaşında eğlenceyle geçirirken bizler yılbaşında Suriye'deydik. İHH'nın Babusselam kamplarında çekimler yaptık” şeklinde konuştu.
Belgeselde etnik mozaiğin olduğunu belirten Aynel Hayat, “Suriye'de Arap, Türkmen ve Kürtler var. Biz belgeselimizde bunlarında mozaiğini vermeye çalıştık. Tek bir bakış açısıyla gitmedik. Türkiye'ye sığınan insanların sınırdan girdikten sonra onlara açılan güvenli hayatın ne ifade ettiğini, evlerine, çadırkentte ve konteyner kentlerde, şehirlerde, çalıştıkları yerlerde konuk olarak öğrendik .Vatan kavramının sadece doğup büyüdüğün topraklar olmadığını, umudunu ektiğin yer de olabileceğini gördük.” diye konuştu.
“Türkiye'nin dışındaki kamplarda yapılan röportajlarda savaşın insanlar üzerindeki hem korku hem de fiziksel şartlarda boğuşmak zorunda bırakılmak zorunda olduğunu gözlemledik” diye konuşan Yasemin Demir, “Suriye'de Görüştüğümüz Türkmen bir teyzenin bir ifadesi vardı: 'ya soğuktan yada savaştan öleceğiz' demişti. Bu bizi çok etkiledi. Savaşın gerçek yüzü buydu. Acımasız ve soğuk. Ama Umut hep var, belgeselimiz hem yaşananları hem de umudu hatırlatmak istyor.” şeklinde konuştu.
“Ülkemize sığınan Suriyeli misafirlerimizden bir tanesinin hayatının içine girmek istedik” diyen Hayat, “Bunun içinde İzmir'den yunan adalarına geçmeye çalışırken 7 çocuğunu ve eşini kaybetmiş olan Ali Saho'yu tercih ettik. Biz konuşmaya gittiğimizde Ali'nin konuşmaya hali bile yoktu. 4 tane çocuğunun cenazesini bulmuştu. Kalan 3 çocuğu ve eşini hala bulamamıştı. Bu yüzden İzmir'den ayrılmıyor belki de oraya tutunmuştu. Yolculuğa nasıl başladılar, bota binmeye nasıl karar verdiler, bunları anlattı. Ali Soha'nun şöyle bir ifadesi var; Aylan Kürdi için bizde çok üzüldük ama bir gün olsun onun başına gelenlerin bizim de başımıza geleceği aklımıza gelmediğini dinledik ondan. Savaşın nasıl izler bıraktığına şahit olduk ve bunu da göstermek istedik. Belgeselimizin belki de farklılığı burada çıkacak” şeklinde konuştu.
Belgeselin 3 ana bölüm üzerine kurulduğunu belirten Demir, “Birincisi KAÇIŞ, İkincisi TÜRKİYE, oldu. Türkiye'de neler oldu? Üçüncüsü de UMUT. Bütün yaşananlardan sonra umut var mı? Yüreğini bize açan insanların dilinden umut kelimesini almaya çalıştık. Ülkemize sığınan çocuklardan, psikologlardan, öğretmenlerden şairlerden, ressamlardan sanatçılardan, onların kelimeleriyle umudu aldık” dedi.
Belgeselin yönetmenliğini Eray Demir, yapımcılığını Aynel Hayat ve Yasemin Demir yaptı. Okan Bayülgen'in seslendirdiği belgesele Grup Tillo da “Umut dolu yarınlar ve Ey Gurbeti” destek verdi. Şarkılar Türkçe, Kürtçe ve Arapça olarak seslendirildi. Film Türkçe, İngilizce, Arapça ve Kürtçe olarak yayın görecek.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın katılımıyla gerçekleşen galada bir de sürpriz gerçekleşti. Belgesel için konuşan 11 yaşındaki Suriyeli kız çocuğu Rua'nın ağlayarak Suriye'de kalan ablası ve henüz görmediği 2,5 yaşındaki yeğenini, onları çok özlediğini anlatmıştı. Hanımefendi Emine Erdoğan belgeseli görünce bu iki kardeşi buluşturmak için Suriye'deki ablayı Türkiye'ye getirdi. Ve galada kız kardeşine süpriz yapıldı. İki kardeş, anne ve babası gala da hasret giderdi.






