Tarih felsefesi Ergenekon Destanı'nda bile vardı ama Türkiye'de yok

Hale Kaplan Öz
00:005/11/2008, Çarşamba
G: 4/11/2008, Salı
Yeni Şafak
Tarih felsefesi Ergenekon Destanı'nda bile vardı a
Tarih felsefesi Ergenekon Destanı'nda bile vardı a

Mehmed Niyazi'ye göre bugün bizlere öğretilen tarihimiz inandırıcılıktan uzak. Tarihimiz ancak, sadece neyin yaşandığını değil, hangi şartlar altında ve neden yaşandığını bilmekle yani tarih felsefesi ile çözülecek.

Mehmed Niyazi, yeni kitabında Türkiye'de büyük bir eksiklik olarak gördüğü tarih felsefesini derinlikli olarak inceliyor. "Türkiye'de bu alanda daha önce yazılmış bir makale dahi yok" diyen yazar, tarih ilmini anlamanın mutlak yolu olarak gördüğü tarih felsefesinin, geleceğin inşasında oynayacağı role dikkat çekiyor. Ötüken Yayınları arasından çıkan kitapta yazar, tarih biliminde yanılgıların sebepleri, tarihi olaylarda rastlantının payı, tarihi açıklayan determinist anlayışlar, ideolojik tarih, Türk tarihinin yazılmasındaki güçlükler, Türk tarihinin dinamikleri gibi tarih okumalarında anahtar olacak konuları ayrıntılı olarak ele alıyor.

Türk tarih felsefi ile ilgili daha önce yapılmış bir çalışma yok bildiğim kadarıyla. Siz bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?

Bilebildiğim kadarıyla ilgili ne bir kitap çalışması var ne de bugüne bir dek bir makale yazılmıştır. Ama tarih felsefesi olmadan da yazılan tarihin doğru olup olmadığını anlamak mümkün değildir. Bu bizim kültür ve ilim hayatımızda bir boşluktu. Ben tarih heveslisi biriyim. Yani tarihin bilinmeden hiçbir sosyal bilimin anlaşılamayacağına inanıyorum. Bunu klasik tarih bilimcilerimizin yazmasını arzu ediyordum. Fakat onların böyle bir gayreti olmadığına hayretle şahit olunca, Türk Tarih Felsefesi'ni yazmak zorunda kaldım. Bir başka kitabı yazarken de bir taraftan tarih felsefesi ile ilgili bilgileri topluyordum. Onlarla alakalı makaleler yazıyordum. Epey uzunca bir zamana denk geliyor bu kitabın yazılışı.

Tarih felsefesini bilmek bizi tarih öğreniminde hangi hatalardan alıkoyar? Tarih bilimiyle arasındaki en temel farklılık nedir?

Tarih olmuş olan bir şeyin tespitini yapan bir ilimdir. Tarih felsefesi ise , "Niçin bu millet böyle bir tarih ortaya koydu? Mesela niçin bütün Türkler bütün dünyaya dağıldı da Çinliler tarih sahnesine çıktıktan sonra hangi bölgede yayılmakla yetindi?" sorusunu sorar. Yani milletin mizacıyla tarihi arasındaki bağlantıyı araştırır. Eğer bir milletin tarihini merak ediyorsak geçmişteki karakterini, mizacını, geleneklerini bilmemiz gerek. Bunlar milletin dini ile de çok yakından alakalıdır. Bunları bilmedikten sonra arkasında bırakmış olduğu tarihi bizim anlamamız mümkün değildir. Dolayısıyla bizim tarihimizin çözülmesi, tarih felsefesi ile mümkündür. Bu bakımdan tarih felsefesi çok lüzumlu olan bir ilim dalıdır. Maalesef bizde henüz bu ilmin kürsüsü dahi konulmamış, buna ihtiyaç hissedilmemiştir.

Ortaya yerde bir olay var. “Bu olay bu mizaçtan çıkar mı çıkmaz mı?” diye sormamız lazım. Yani mizaç ile olay arasında bağ kurmak lazım.

Sizin yapmış olduğunuz bir tespit var. “Böylesine göz kamaştırıcı bir tarihe sahip olup, tarih şuuruna sahip olmamak şaşırtıcıdır" diyorsunuz. Oysa örneğin Ergenekon Destanı'nda tarih felsefesinden bazı bölümlerin yer aldığını açıklamışsınız. Osmanlı'da bu durum nasıldı. Osmanlı tarihçileri tarih felsefesini biliyorlar mıydı? Bu bakımdan cumhuriyet dönemi ile Osmanlı Devleti'ni nasıl mukayese edebiliriz?

Osmanlı âlimleri İbn-i Haldun'u biliyorlardı. Fakat İbn-i Haldun'un biyolojik olan nazariyesine iştirak etmiyorlardı: "Bir devlet doğar, büyür ve ölür." Fakat Osmanlı tarihçileri Naima olsun Peçevi olsun ya da diğerleri, Osmanlı'yı "ebed müddet devlet" olarak telakki ettikleri için tedbirlerle bir devletin ömrü uzar yanılgısına düşüyorlardı. İlk defa tarih felsefesi bizdeki üniversitenin ilk kurulduğu zaman 1863 yıllarında Ahmet Vefik Paşa ve Gelenbevizade ile gündemimize girdi. Osmanlı'da kısa da olsa tarih felsefesinden bahsedildi. Cumhuriyet döneminde ise tarih felsefesinden hiç söz edilmedi. Hatta bazı tarihçilerimiz bakımından Cumhuriyet bir milat kabul edildi. Tarihimize yönelmeyi fazla gerekli bulmadılar. Bu, bizi geleneklerimizden ve hafızamızdan koparmak demekti. Neye sahip isek yanlış veya doğru yapılmış, bunu bilmeden cumhuriyetimizi dahi izah etme şansımız yok. Dikkat ederseniz cumhuriyet ile alakalı yazılan yazıların pek çoğu, bir ecdat düşmanlığı yapar. Evet, her vicdan şunu kabul eder: Cumhuriyet yeni bir sistemdir. Dünya şartları bizi böyle bir sisteme zorladı. Millet de Osmanlı'ya, Selçuki'ye alışmış idi. Milleti yeni sisteme alıştırmak bir böylesi bir durumu gerektiriyordu. Ama biz bunu abarttık ve ecdat düşmanlığına çevirdik ve bu bizi tarihimizden koparma noktasına getirdi. Eğer biz tarihimizi 1923'te başlatırsak, bu birçok insanımızı tatmin etmez. Onlara sunduğumuz tarih de inandırıcı olmaz. Dolayısıyla tarih şuurundan bizi koparır.

20. ve 21. yüzyıl çok hızlı yaşanan yüzyıllardı. Daha öncesinde elli yıllık bir geçmiş tarih oluyorken, bu yüzyıllarda çok daha kısa zamanlar tarih oldu. Tarih felsefesi bakımından son yüzyılın farklılığı var mıdır öncesine nazaran? Hem dünya hem Türkiye açısından.

9. ve 17. yüzyıllar arası dünyada Osmanlı'nın şahsında, daha öncesinde Selçuki'nin, daha önce Karahanlılar'ın, daha önce Abbasiler'in ve Emeviler'in şahsında dünyada büyük bir ağırlığı vardı İslam'ın. Hem ilimde hem irfanda. Zaten siyasi ağırlık ilim ve irfana dağılan bir ağırlık. İlimden teknikten yoksun kalırsanız tarihi konularda bir ağırlığınız olamaz. Ama 17. yüzyılın sonlarına kadar dünyada çok az bir değişiklik oluyordu. Bizim talihsizliğimiz dünya çok hızlı bir değişim dönemine girdikten sonra -aksi bir rastlantı diyelim- bizim dünyadaki ağırlığımız azaldı. Son üç yüzyılda, eskiden asırlarca olmayan değişiklikler 10 yılda, 20 yılda yaşanır hale geldi. Eğer bu dünyada yaşamak istiyorsak. Bizim ufak tefek anlaşmazlıklarımızı, çekememezlikerimizi bir tarafa bırakıp büyük bir ilmi seferberliğe başlamamız lazım. İlim bir ümmete bir millete güç verir ama herkesin bildiği ilim bu gücü vermez. Tarih felsefemiz bizi ilmi seferberliğe yönlendirir. 18. yüzyılda bir zihin kırılması yaşandı. Kur'an ve hadis ilmi dışındakilerin ilim sevabı vermediği düşüncesi medreselere yerleşince, matematik, fizik kimya gibi dersler kaldırılmış, hatta rasathanemiz topa tutulmuştur. Oysa tüm ilimler Allah'ın kudretine işaret eden çalışmalardır. Bunun gibi örneklere bakarak ayıklama yapmaya olanak sağlayarak neyi, neden kaybettiğimizi söyler tarih felsefesi. Yani geleceğin inşasında çok önemli bir yerde durur.

Ümit ediyorum ki bunun kürsüleri kurulur yakın zamanda. Ve yakın zamanda tarih felsefesi tarih ilmimizin bir süzgeci olur. Bunu yapmadığımız için anlattığımız tarihi bilgiler insanımızı tatmin etmiyor. Örneğin bir taraftan halifeyi yüceltiyorsun, diğer taraftan bu kurumla ilgili birçok olumsuzluk dile getiriyorsun. Böyle çelişkiler tarihimizi inandırıcı olmaktan çıkarıyor. İnanmadığımız bir tarihten kopmak kaderimiz olur. İngiliz tarihçi Artur Sharaton diyor ki "Türklerin tarihleriyle uğraşan bütün Avrupalı tarihçilerin ortak bir gayesi vardır: Onları tarihlerinden soğutmak!" Tarihimiz bizi yoğurmuyor. Tarih felsefesi ile şirazesinden çıkmış tarihi rayına oturtabilirsek tarihimiz inandırıcı olacaktır.