Hasan Aksay, darbe yıllarının önemli siyasetçi ve gazetecilerinden. Aynı zamanda MHP lideri Devlet Bahçeli ile akraba, Abdurrahman Dilipak'ın da dayısı. Aksay'ın 1961'de Adalet Partisi'yle başlayan siyasi yaşamı adeta fırtına gibi. Öyle ki1960 darbesiyle siyasete girişi, 12 Eylül 1980 darbesiyle son buldu. 20 yıl aktif siyaseti boyunca, ihtilaller ve darbelere şahit olan Hasan Aksay, o dönemin tanıkları olan fotoğraflarını ve hayatını bizimle paylaştı.
Babam Mehmet Emin Aksay bahçe müftüsüydü. Yedi kardeşiz, beş erkek, iki kız. Adana'nın Haruniye köyünde 1933'de dünyaya geldim. Evin en küçüğüyüm. En büyüğümüz Abdurrahman, askerde vefat etti. Haberi altı ay sonra gelmişti. Onun adını, ablam Fatma Pakize'nin oğluna koydular: Abdurrahman Dilipak. Çocukluğumdan itibaren evimizde, özellikle İslam ile ilgili dergi, kitap, gazete hiç eksik olmazdı.
Osmaniye ortaokulunda ilk karnede arkadaşım Abdülkadir Kocamanoğlu ile beraber iftiharla geçmiştik. İdare, bizi başarılı olduğumuz için aynı sıraya oturtmuştu. Fakülteyi bitirinceye kadar hep aynı sınıfta ve aynı sırada birlikte oturduk. Açıkçası 1950 öncesi Türkiye'nin eğitim-öğretim bakımından durumunun ne olduğunu görüp düşünmek bakımından önemli bir zaman dilimidir. Maraş gibi şehirde bir tane lise yoktu. Kocamanoğlu, parasız yatılı olduğu için Maraş Ortaokulu'nu bitirince Antalya Lisesi'ne gitti. Ben Ankara Gazi Lisesi'ne kaydoldum. İkinci sınıfa geçince Maraş'ta lise açıldı. Kocamanoğlu ile ikimiz de Maraş Lisesi'nde buluşup aynı sınıf ve sıraya oturduk ve fakültede de dört yıl devam ettik.
Lise yıllarında Maraş'ta yayınlanan "Demokrasiye Hizmet Gazetesi"nde başladığım yazı hayatıma çeşitli gazete ve dergilerde devam ettim. Dört gazete, beş dergi çıkardım. Son çıkardığım dergi, Latin harflerinin kabulünden sonra Türkiye'de ilk defa Arapça -Türkçe olarak neşredilen Hicret dergisidir. Bu dergi 12 Eylül darbesiyle kapatıldı.
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne girdiğim seneden başlayan cemiyet hayatı, birçok cemiyet başkanlığı ve federasyon genel başkanlıkları olarak devam etti. Fakültenin 3. Dönem mezunuyum. O zamanların ilk lise müdürü, milletvekili ve bakan olan bendim.
Babam hastalandığında ben ilkokulda okuyordum. Osman Nuri abim İstanbul'da Lise sondaydı. Dört bin dönümlük arazimiz vardı. O, gelip babama ve arazilere bakacaktı. Ancak halktan bir heyet, onun Demokrat Parti İlçe Başkanı olmasını istedi. Abim "İmkan yok" dedi. Sonra hasta yatağındaki babama söylediler. Babam abime, "Sen bu arkadaşların dediğini yap. Bu mazlum millete hizmet etmek, umarım babaya hizmet etmekten daha evla olabilir" dediğini hatırlıyorum. Ve Osman Nuri DP'yi böylece kurmuş oldu. Ancak daha sonra istifa etti. Nedeni de, 1950 DP iktidara gelirken büyük kongrede, Cuma günleri iki saat namaz arası verilmesini istemesiydi. Fakat önergeyi divan okumadı. Celal Bayar abimi çağırttı ve önergeyi geri almalarını, iki saat ara verileceğini söyledi. Osman Nuri, karar için ısrar etti. Bayar reddedince 18 kişi partiden istifa etti. 1970'te Abim Avukat Ali Haydar ve ben Milli Selamet Partisi'ni Erbakan başkanlığında 18 kişi ile kurduk. Kuruluşta Genel Başkan Yardımcısı, Teşkilat ve İstanbul İl Başkanı oldum.
Milli Nizam Partisi'nin kapatılmasında yalnız beni içeri almışlardı. Bir gün sonra savcılık beni bıraktı. 12 Eylül 1980 darbesinde Milli Selamet kapatıldı. Ben orada Gurup Başkan Vekili'ydim. Ancak beni hapse almadılar. Sonra çok aramışlar ama duruşmalarda mevkuf olmayan sanık sandalyelerinde oturduğu ve sorgulandığı halde, aradıkları kimse olduğunun farkına varamamışlar. İlginçtir ki kaç kez de Jandarma ve Polis kontrollerinde aramalardan geçtiğim halde bulamadılar. Milletvekillerinin yurt dışı yasaklarının kaldırılmasından sonra benim de yasağım kaldırılınca çok şiddetli bir şekilde arandığımı fark ettim.
Üstad ile tanışıklığımız Büyük Doğu yıllarına dayanır. Üniversite yıllarında Üstat Malatya hadisesine azmettirme olayından dolayı Osman Yüksel Serdengeçti ile Ankara Ulucanlar Hapishanesi'nde idi. Ziyaret günlerinde gençler 3-5 kişilik guruplar olarak ziyaret edebiliyorduk. Sonra hapisten çıktı. O Ankara'ya geldiğinde veya ben İstanbul'a gittiğim zamanlarda daha rahat görüşmeye başladık. Neticede Milli Gazete'de ilk günden itibaren aynı sayfada, ben başyazıyı, Üstat Çerçeve yazılarını yazdı. Bir de MNP'nin kapanma gerekçesi yapılan kongresindeki konuşmaları dolayısıyla beraatla neticelenen fakat senelerce süren bir dava nedeniyle her ay beraberce Ankara adliyesinin koridorlarını aşındırdık.
1961'de Amerika Üniversitesi ile İ.Ü. İktisat Fakültesi bir senelik bir İşletme İktisadi Enstitüsü kuruldu. Fakülte mezunu, askerliğini ve iki yıl idarecilik yapmış olanlar müracaat ediyordu. Birinciye Mobil Şirketi burs veriyordu. Eğer sınavı kazanırsak derece ile bitirme halinde ailesiyle beraber bütün masraflar Mobil şirketi tarafından karşılanmak üzere Amerika'da 2 yıl öğrenim görecek ve dönüşte derecesine göre 4 ile 6 bin lira arasında tayin edilecektik. Bu benim için bir fırsattı. nitekim 360 kişi arasından birinci oldum ve Osmaniye'ye dönüp lise müdürlüğünden istifa ettim. Bir gurup arkadaş istifamı geri almam için ısrar ettiler. İkna edemeyince madem öyle "Aday ol" dediler. İki aylık eş-dost geniş çaplı bir çalışmayla 1961 Meclisinin en genç milletvekili olarak, Adana'dan 11 milletvekili ve senatör çıkaran AP'den 3. Sırada meclise girdim. Birkaç ay sonra AP Genel İdare Kurulu'na seçildim.
AP Yönetim Kurulu üyeliğinde ve Millet Meclisi Grup Yönetim Kurulu'nda bulundum. AP'den ayrılarak Milli Nizam Partisi kurucuları arasında yer aldım. Bu partide Genel Başkan Yardımcısı, Teşkilat Başkanı ve İstanbul İl Başkanı oldum. Milli Nizam Partisi kapatıldıktan sonra kurulan Milli Selamet Partisi kurucularındanım. 1973 seçimlerinde bu partiden İstanbul, 1977'de de Adana'dan Milletvekili seçildim. MSP Genel Başkan Yardımcısı, Teşkilat Başkanı, Meclis Gurup Başkan Vekili ve Devlet Bakanı oldum. Partinin organı durumundaki Milli Gazete'yi kurdum. Bu gazetenin sahip ve başyazarlığını yaptım.
Necmettin Bey'le 1959'da Gümüş Motor Fabrikası'nda ortak olarak tanıştık. 1961'de ben Milletvekili, bir süre sonra da Erbakan, Odalar Birliği Genel Sekreteri olunca, beraberliğimiz kesintisiz devam etti. 28 Şubat zulmünü, Çevik Bir'in, "Tank paletleriyle anayasa düzeltmesi" keyfinden banka soygunlarını milletçe ödeme ve Anadolu kalkınmasına karşı, "Yeşil Sermaye" sloganı altındaki imha saldırısına kadar her şeyi milletçe açık açık yaşadık. Aslında 1960 ve 1980 Darbelerinde ortaya çıkan görüntü farklılıklarına rağmen derindeki derin devletin aynı olduğu dikkatli bakınca görülüyordu. Mesela 28 Şubat'ta, Fransa Mason Locaları toplanıp, Türk Masonlarına, "Halkın %80'i İstese de başörtüsüne izin vermeyin" dedi. Tatbikatta bu yönde ısrar etti. Aynı İslami değerler karşıtlığı ve aynı İsrail muhabbeti diğer darbelerde de vardı. Fakat halka karşı bu derece açık değil de üst kademeleri elde ederek onlara yaptırmaktan ümitli hareket ediyorlardı. Ümitleri tükendikçe bütün milleti karşılarına almaya başlıyorlardı.






