
Muhammed İkbâl’in Uzun Manzumeleri, Hece Yayınları arasında okura sunuldu. Çeviren ve şerh eden: Prof. Dr. Celal Soydan. Kitap, kısa bir önsöz, hacimli bir İkbâl biyografisi ve şairin Urduca kaleme aldığı on bir manzumesinin çeviri ve şerhlerini içeriyor.
Muhammed İkbâl’in adını ilk kez, Tahir Büyükkörükçü (1925-5 Mart 2011) hocanın vaazlarında işitmiş olmalıyım. Rahmetli, vaazlarında ayet ve hadislerin yanı sıra şiirlere de yer verir, Mevlânâ’dan, Âkif’ten beyitler okurdu; Muhammed İkbâl’i de yâd etmiş olmalı. Zeki Velidi Togan’ın Hatıralar’ında İkbâl’in sadece yazdıklarıyla değil, eylemci kişiliğiyle de anılmış olduğunu, onunla görüşmek istediği hâlde İngilizler tarafından engellendiğini okuduğumda biraz şaşırmış, çokça sevinmiş idim (Hatıralar, 4. Bs., TDV, s. 412, 448, vb.). Mehmed Âkif’in Muhammed İkbâl’e duyduğu ilgi ve sevgi, iki şairin birbirlerine kitaplarını göndermeleri, Ankara’da Mahir İz’e Peyam-ı Maşrık okumak istemesi, insanın içini ısıtan güzelliklerdendir.
ŞAİR, DÜŞÜNÜR VE BİR EYLEM ADAMI
Muhammed İkbâl’in Uzun Manzumeleri, Hece Yayınlarının 766. kitabı olarak Kasım 2024’te okura sunuldu. Çeviren ve şerh eden: Prof. Dr. Celal Soydan. Kitap, kısa bir önsöz, hacimli bir İkbâl biyografisi ve şairin Urduca kaleme aldığı on bir manzumesinin çeviri ve şerhlerini içeriyor. Kronolojik sırayla sunulan manzumelerin başında o metnin ne zaman, nerede ve hangi koşullarda kaleme alındığını açıklayan bilgiler verilmiş. Böylece bu kitap, bize Muhammed İkbâl’in bir şair, bir düşünür ve bir eylem insanı olarak neredeyse bütün ömrünün ana çizgilerini de yansıtmış oluyor.

Örnek olsun diye kitabın başından, ortasından ve sonundan üç şiir hakkında verilen bilgilerin ilk paragraflarına bakabiliriz:
“Şikâyet, Lahor’daki İslam’ı Koruma Derneği’nin 1911 yılında düzenlenen 26. toplantısında okunur. Manzumenin yazıldığı dönemde gelişen siyasi olaylar, gelmekte olan I. Dünya Savaşı’nın habercisi gibidir. Balkan Savaşı henüz başlamamıştır ancak bölge içten içe kaynamaktadır. Osmanlı Saltanatı sürekli güç ve toprak kaybetmektedir; sömürgeci Batılılar, Kuzey Afrika’daki Osmanlı topraklarına gözünü dikmiştir. İkbâl’e göre İslam’ın son kalesi olan Osmanlı, büyük bir tehdit altındadır. Öte yandan İran da Batı yayılmacılığının baskısı altındadır. Manzumenin yazıldığı dönem; Rus, İngiliz ve Almanların siyasi etkilerinin İran’da görülmeye başladığı dönemdir. Ayrıca Avrupa’dan yayılan milliyetçilik akımı, Balkan devletlerini Osmanlıdan kopmanın eşiğine getirmiştir. Aynı akım, Araplar arasında da büyük bir hızla yayılmış, özellikle Yemen ve Suriye Arapları Osmanlıya isyan bayrağını çekmiştir. İkbâl’in ülkesi Hindistan ise uzun yıllardan beri İngiliz egemenliğine teslim olmuş haldedir ve İngilizlerin Müslüman halka yönelik zulme varan baskıları yaşamın her alanında kendini göstermektedir.” (s. 41)
İSPANYA’DA İSLAMIN İZLERİ
“Kurtuba Camii” hakkında:
“İkbâl, Üçüncü Yuvarlak Masa Toplantısı’na (17 Kasım-24 Aralık 1932) davet edilmesi üzerine İngiltere’ye gider. Londra’da gerçekleştirilen toplantıdan sonra Paris’e geçer. Burada Fransız düşünür Prof. Henri-Louis Bergson ve tanınmış şarkiyatçı Louis Massignon ile görüşür. Uzun zamandır İspanya’yı görmek isteyen İkbâl, 5 veya 6 Ocak 1933 tarihinde bu ülkeye hareket eder. Üç hafta geçirdiği İspanya’da Madrid, Cordoba, Granada, Sevilla ve Toledo şehirlerin ziyaret eder. Madrid Üniversitesi’nde ‘The Intellectual World of Islam and Spain’ konulu bir konferans verir. İspanya’da kaldığı süre içinde buradaki İslam mimarisi eserlerini inceleme fırsatı bulur. Bir mektubunda şöyle yazar: ‘Endülüs seyahatimden müthiş keyif aldım. Orada birçok manzumeden başka Kurtuba Camii nazmını yazdım… Kurtuba Camii’ini ziyaret beni öyle etkiledi ki daha önce böyle bir duygu nasip olmamıştı.’” (s. 231)
Son şiir “İblis’in Danışma Meclisi” hakkında yazılan ilk iki paragraf şöyle:
“İkbâl’in ölümünden iki yıl önce 1936 yılında yazdığı son uzun manzumedir. Onun fikirleri incelendiğinde, zamanın şartları doğrultusunda çeşitli değişimler geçirdiği görülmektedir. Dolayısıyla İkbâl’in İslam dünyasındaki siyaset ve din anlayışı konularındaki fikirlerinin son halini yansıtması bakımından İblisin Danışma Meclisi en önemli manzumelerden sayılır.
Birinci Dünya Savaşından sonra Avrupa’daki çeşitli siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel gelişmelerden ötürü dünya büyük tehlikelerle karşı karşıyadır. Avrupa’da ırkçılık ve coğrafi milliyetçilik en şiddetli dönemlerini yaşamaktadır. Bir yanda Almanların üstün ırk olduğunu savunan ve dünya hâkimiyeti rüyası gören Hitler; diğer yanda aşırı bir milliyetçilikle İtalyanları savaşa hazırlayan Mussolini. Öte tarafta dünyanın çeşitli bölgelerine hızla yayılmakta olan Rusya’daki Bolşevik hareketi... Yeni bir dünya savaşının arifesidir.” (s. 321)
Celal Soydan, İkbâl’in şiirlerini şerh ederken şairin öteki şiirleriyle bağlarına da değinerek bütüncül bir portre oluşturmamıza katkıda bulunmuş. Şerh metni dışında verdiği ek bilgiler de hayli öğretici ve zengin. Örnek olsun diye bunlardan ikisini aktarayım:
1. “‘İzam Dağı’ Medine-i Münevvere’nin kuzeyinde yer alan bir dağ. Bu dağı bulutlar sarıp şimşekler çakınca Medine’ye yağmur yağacağı anlaşılırmış (Kaside-i Bürde).” (s. 218, 4 numaralı dipnot)
2. “Kurtuba Camii’nde 1293 sütun bulunmaktaydı. Şimdi sadece 850 tanesi kalmıştır.” (s. 242, 5 numaralı dipnot)
ÜÇ BÜYÜK İSİM
Muhammed İkbâl, adı anıldıkça Mehmed Âkif Ersoy’u ve Mevlânâ Celâleddin Rûmî’yi de hatırladığımız büyük bir şair. Onun ve eserlerinin ülkemizde de tanınması için sekiz kitapta emeğini gördüğümüz Celal Soydan’a bu dokuzuncu kitap için de teşekkür etmeliyiz. Bu kısa tanıtım yazısını İkbâl’den beyitlerle bitirmek istiyorum:
Allah erine ne lazım? Yüce karakter, güzel ahlak
Temiz nazar, verilmeye hazır can, ateşli yürek! (s. 200)
Aşk ateşi söndü, karanlık bastırdı,
Müslüman kalmadı, hepsi kül yığını. (s. 268)
Halis zehirdir benliğini koruyana
Alın teriyle kazanılmamış nafaka. (s. 286)
Kitapta gördüğüm bir kusuru da belirteyim:
Kayser ve Kisra’nın zulmüne son veren neydi?
Haydar gücü, Ebu Zer fakrı, Sıddık sadakati. (s. 197)
Bu beytin şerhinden anladığımıza göre, “Sıddık” yerine “Selman” yazılmalıydı. Selman-ı Farisî.








