Nefret edilmek yok sayılmaktan daha iyidir

Abdulhamit Güler
04:0031/01/2026, Cumartesi
G: 31/01/2026, Cumartesi
Yeni Şafak
Ensar Altay
Ensar Altay

Sinemamızda son dönemde adından söz ettiren isimlerden biri Ensar Altay… Uluslararası belgeselleri ile yakaladığı başarıyı ilk kurmaca uzun metraj filmi olan Kanto’da da devam ettirdi. Cuma günü vizyona girecek olan filmini ve sinemaya bakışını Ensar Altay ile konuştuk.

Önce çok kısa bir sorum var ve kısa cevap istirham ediyorum: Neden film çekiyorsunuz?

Yaşadığım dünyaya razı olsaydım, sinema yapamazdım muhtemelen. Bir şeyler yolunda gitseydi, bakmakla yetinirdim. Film yapmak, itiraz etmektir benim için. Dünyaya, insanlara ve hatta kendime.

Bir başka kısa soru: Sinemanızı en çok besleyen şey nedir? 

Aslında tek bir sorunun cevabını arıyorum. “Birlikte yaşamak için birbirimize muhtacız. O zaman neden bu kadar yalnızız?”

İNSANLAR NEDEN BİR ARADA MUTLU OLAMIYOR?

Gelelim Kanto’ya…
Anadolu’nun kadim bir meselesini modern bir hikâye ile ele almışsınız. Elbette göründüğünün çok ötesinde bir derdi var ama öncesinde Kanto nasıl ortaya çıktı?

Aslında Kanto’nun çıkış noktası, Anadolu’da çok bilinen bir çatışmadan gelin-kaynana meselesinden yola çıksa da, filmin derdi bunun çok ötesinde. Benim temel olarak sorduğum soru şuydu:

İnsanlar neden bir arada mutlu olamıyor?

Bu ilişki, sadece bireysel bir gerilimi değil; kuşaklar arası farkları, kültürel alışkanlıkları, sınıfsal kodları ve birlikte yaşamanın yarattığı baskıları da içinde barındırıyor.

Kanto, günümüz Türkiye’sinde; köy, kasaba ve şehir hattında, farklı yaşam biçimleri ve değerler üzerinden şekillenen bir hikâye anlatıyor. Filmde herkesin iyi niyetli olduğu ama aynı zamanda herkesin zaaflar taşıdığı bir yaşantımız var. Bence sinemada asıl güçlü olan da bu. Yani, kötücül karakterler değil, iyi niyetin yetmediği anlar.

Kanto’yu biraz da yok sayılan şeyler üzerinden, provokatif bir soruyla kurmak istedim:

Varlığı sizi huzursuz eden bir insan gerçekten ortadan kaybolursa, geride kalanların hali ne olur?

Cevap vermekten çok, bu soruları dürüstçe ortaya koymaya çalışan bir film diyebilirim.


“NEFRET BİLE BİR BAĞ KURMA BİÇİMİ”

Gelin-kaynana anlaşmazlığı ya da çatışması olarak ele alınamayacak kadar derin bir konusu var Kanto’nun… Kadından kadına, erkekler arasında kadın, kadınlar arasında kadın ve yalnızlık çerçevesi enteresan. Öyle mi? Yoksa ne?

Evet, Kanto’yu gelin-kaynana çatışması olarak okumak çok eksik kalır. Benim için asıl mesele, yaşadığımız zamanın özellikle şehir hayatında dayattığı korkutucu sosyal izolasyon. İnsanlar birbirini giderek daha fazla yok sayıyor; yakın çevrede de, uzak çevrede de. Görmezden gelme, dışlama, ötekileştirme hayatın olağan bir parçası hâline geliyor. Film, kadınlar arasındaki ilişkilere, erkeklerin bu denklemin neresinde durduğuna ve en çok da yalnızlığa bakıyor. Hepimizin yaşamında büyüyen bir kopuşu anlatıyor.

Şunu demeye çalışıyorum. Bu çağda nefret edilmek bile bir bağ kurma biçimi. Sevilmemek bile bir değer ifade ediyor. Çünkü nefret de bir duygudur, karşılığında bir temas vardır. O duygu zamanla empatiye, hatta sevgiye dönüşebilir. Ama yok saydığınız, varlığını kabul etmediğiniz birine karşı hiçbir şey hissedemezsiniz.

Kanto’nun özü tam olarak burada yatıyor aslında. Nefret edilmek, yok sayılmaktan daha iyidir. 


OYUNCU KONUSUNDA ÇOK ŞANSLIYDIM

Oyunculuk, sizin hikâyeniz için hayati derecede önemli. Bakınca Yıldız Kültür gibi çok tecrübeli bir isimle birlikte Didem İnselel gibi başarılı ve Sinan Albayrak gibi sürpriz bir isimle yol aldınız. Albayrak’ı ilk kez arthouse filmde görüyoruz sanırım. Oyuncu seçimi ve sonuçları hakkında neler söylemek istersiniz?

Oyuncu kadrosu konusunda gerçekten çok şanslıydım. Bunu söylerken tevazu yapmak için değil, onların hakkını yememek için söylüyorum.

Didem İnselel ile çalışmak ayrıcalıktı. Konuştuğunda bir gerçeklik, sustuğunda bambaşka bir gerçeklik yaratıyor. Sahneleri taşımakla kalmadı, filmin ruhunu derinleştirdi. Gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim onun seviyesinde bir başrol kadın oyunculuğu bu sene yoktu Türk sinemasında.

Sinan Albayrak ise uzun yıllardır tanıdığım, sevdiğim ve saygı duyduğum biri. Sanırım bir arthouse filmde ilk kez yer aldı ve çok zor bir karakteri oynadı. Filme katkısı ise sadece performansıyla sınırlı kalmadı. Zor anlarda ekibi toparladı, genç ve yerel oyunculara destek oldu, her şeyi samimi bir şekilde sahiplendi. O kabulden sonra, alışık olmadığımız başka bir Sinan çıktı ortaya. Bu konuda gerçekten minnettarım.

Yıldız Kültür zaten başlı başına bir referans. Söylemeye gerek bile yok. Efsane bir oyuncu. Onun setteki varlığı, herkes için ayrı bir güven alanıydı.

Çocuk oyuncularımız da çok özeldi. Ece Bağcı Türkiye’nin yükselen yıldızı. Hem yetenekli hem de çok çalışkan. Züleyha Yıldız ise o kadar masum, o kadar samimiydi ki üzülmesi de sevinmesi de tanıklığı da bir o kadar gerçekti. 

Bunun yanında çok güçlü bir kadromuz vardı: Hüseyin Baylan, Elit Andaç Çam, Hakan Pişkin, Cavit Özer, Ayten Uncuoğlu… Hepsine ayrı ayrı teşekkür borçluyum.

GERÇEKLİKLE KURDUĞUM İLİŞKİ DEĞİŞMEDİ

 Belgesellerinizle tanınıyorsunuz. Kurmaca ilk uzun metrajınızı hayata geçirirken zorlandınız mı? Belgesellerinizin kurmaca sinemaya yakınlığını biliyorum ama nihayetinde türler arası geçiş söz konusu…

Aslında bu bir tür değişimi gibi değildi. Belgesel benim için sinemanın en masum hâliydi. Kurmacaya geçerken zorlandığım şey hikâye anlatmak değil, onu ne kadar hakiki kılabildiğim sorusuydu.

Belgeselde karşınızda zaten bir gerçeklik vardır ve siz bir bakış açısı kurarsınız. Kurmacada ise hem o bakışı inşa etmeniz hem de o hakikilik hissini sıfırdan yakalamanız gerekir. Ben belgeselde kontrolü bırakmaya alışkındım. Kurmacada ise kontrolü kaybettiğiniz anda işler kolayca yoldan çıkabiliyor.

Kanto’yu yaparken belgeselden gelen tecrübe benim için çok faydalı oldu diyebilirim. Neyin hakiki durduğunu, neyin çalışıp çalışmayacağını sezmek açısından.

Bu yüzden Kanto, benim açımdan belgeselden kurmacaya bir geçişten çok, sinemanın başka bir formu. Gerçeklikle kurduğum ilişki değişmedi. Sadece kurmacanın sunduğu imkânlarla o gerçekliği biraz daha bilinçli bir şekilde şekillendirme şansı buldum.




#sinema
#aktüel
#Ensar Altay