
Seyyahı Alem Evliya Çelebi’nin hatırası, Ahi Çelebi Camii’nden Topkapı Sarayı’na bir tur ile yâd edildi. Çelebinin doğumunun 408. yılında kafileye rehberlik eden Prof. Dr. Hayati Develi, “Seyahatname Göktürk kitabeleri, Kutadgu Bilig, Yunus Emre Divanı gibi önemli bir eserdir. Ona artık bir dünya klasiği gibi yaklaşırsak içinden birçok başka eserler çıkarabiliriz” diyor.
Türk tarihinin en önemli isimlerinden Evliya Çelebi, doğumunun 408. yılında çeşitli etkinliklerle hatırlandı. İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Doğumunun 408. yılında Seyyah-ı Alem Evliya Çelebi” programında Ahi Çelebi Camii’nden Topkapı Sarayı’na uzanan ufak bir tur yapıldı. Tur boyunca Prof. Dr. Hayati Develi, Evliya Çelebi’nin farklı yönlerine dikkat çekti. Tur öncesinde Çelebi için Kur’an-ı Kerim ve Mevlid-i Şerif okundu. Çelebi’nin ayrıca musıkişinas olması sebebiyle de tur sonunda Topkapı Sarayı’nda, İstanbul Devlet Türk Müziği Topluluğu, “Evliya Çelebi Dönemi Müziği”nden örnekler sundu.
TOPLUMSAL KİMLİĞİ OLUŞTURDU
Prof. Dr. Develi, Evliya Çelebi programı hakkında şunları söylüyor: “Onlarca hatim, binlerce tevhidle ve salavat okunarak Evliya Çelebi yad edilmiş, ruhuna dualar okunmuş oldu. Bizim yaptığımız gezi Ahi Çelebi Camii ile Gülhane-Topkapı arasında bir yürüyüşten ibaretti. Duraklar doğaçlama oldu. Tabii, İstanbul’da her tarihi eserin, aslında her adımın kendine göre bir önemi ve anlamı var. Evliya’nın anlattıklarını hatırlayarak bu mekânlarda yürümenin ayrı bir lezzeti oluyor.”
Seyahatname’de Çelebi’nin başka kaynaklardan ziyade kendi hatıralarına dayanarak anlattığı bölümlerin ayrı bir zevkle okunduğunu söyleyen Develi, Bitlis’in, Bitlis Hanı Abdal Han’ın maceralarının anlatıldığı bölümleri, Mısır cildinin bazı kısımlarını, Girit fethini, Macaristan ve Hırvatistan’daki çatışma sahnelerini ilgi çekici buluyor. Eserin Türk kültürü için önemi hakkında ise şöyle konuşuyor: “Her yazılı kültür toplumunun yüzyıllar içine yayılmış şaheserleri bulunur. Eski Yunanlar için Homeros, İngilizler için Shakespeare, Ruslar için Dostoyevski gibi isimler sayılabilir. Bizim içinse Göktürk kitabeleri, Kutadgu Bilig, Yunus Emre Divanı, Mevlana’nın eserleri, Dede Korkut toplumsal kimliğimizin yapıcı ve taşıyıcı eserleridir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi de kendi türünde ve çağı için böyle bir şaheserdir. 17. yüzyıl Osmanlı dünyasını ve yakın komşularını böyle canlı bir tasvirle anlatan başka bir eser yok. Dünya seyahat literatürü açısından da bu hacimde, ele aldığı konular itibariyle bu çeşitlilikte ve zenginlikte başka bir eser yok. Seyahatname ne yalnızca bir gezi kitabı, ne yalnızca bir tarih, ne de sırf bir hâtırattır. Bunların hepsini ve daha fazlasını içinde barındırır. Çelebi’nin mizahlı dili, sonsuz merakı, başka kültürlere saygısı ve ilgisi onun topladığı malzemeyi birçok bilgi alanı için eşsiz bir hâle getirmektedir.”
HAKETTİĞİ YERDE DEĞİL
Seyahatname’nin yazım süreci hakkında net bilgiler olmadığına değinen Develi, “Kimi gezileriyle ilgili tuttuğu notlar, ilk denemeler olabilir ancak elimizdeki eserin Mısır’da bir hâtırat biçiminde kaleme alındığı kuvvetle muhtemeldir. Niçin böyle olmuştur? Sürekli bir yerden bir yere gidip gelen bir adamın onlarca sayfa müsveddeyle dolaşması, iki heybe dolusu kitabı oradan oraya taşıması olası değildir. Eserinde anlattığı birçok olayı, nedimlik/musahiplik görevinin gereği sözlü olarak yıllarca hafızasında taşımış, nihayet artık uzun süre bir merkezde kaldığı, kaynak eserlere ulaşabileceği Kahire gibi bir kültür şehrinde, kendisine sağlanan rahat ve huzurlu ortamda, eserini kaleme almaya fırsat bulmuştur” diyor. Eserin Mısır’da yazılış serüveni için “Mısır’ın Osmanlı ülkesi için taşıdığı önem, bütün Afrika’ya açılan bir kapı olması, taşıdığı tarihsel ve kültürel derinlik ve nihayet burada uzun süreli bir himaye bulabilmesi bu tercihte rol oynamış olmalıdır. Kahire’nin o yüzyılda İstanbul’dakine çok yakın bir dil, kültür ve siyasi ortama sahip olması da Evliya’nın orada yaşamasını kolaylaştırmıştır” şeklinde konuşuyor.
Evliya Çelebi’nin mirasına sahip çıkma konusunda gönlü rahat olmadığına değinen Develi, Çelebi’yi daha çok kişiye, daha iyi tanıtmak için ne yapılabilir sorusunu şöyle cevaplıyor: “İşe, Evliya Çelebi’yi inanılması güç hikâyeler anlatan, uydurmacı bir adam olarak görmekten vazgeçerek başlayabiliriz. Onun gördüğü rüyaya saygıyla başlayıp ömrünü harcadığı seyahat tutkusunun ürünü olan ve nice insan hatırasını içinde barındıran Seyahatnamesine hakettiği itibarı vermeli ve verdirmeliyiz. Ona artık bir dünya klasiği gibi yaklaşırsak içinden birçok başka eserler çıkarabiliriz. Somut bir iş diyorsanız, mesela İstanbul’da bir Evliya Çelebi Araştırmaları Merkezi kurulabilir.”
Ahi Çelebi Camii ilk duraktı
Soyu Ahmet Yesevi’ye dayanan Evliya Çelebi’nin hayatı, IV. Murad tarafından keşfedilmesiyle değişir. Birkaç yıl geçirdiği sarayda padişahın en yakını olur. Ancak onu günümüze kadar taşıyan olay, rüyasında Ahi Çelebi Câmii’nde Hz. Muhammed’i görüp şefaat yerine “Seyahat ya Resulallah” demesidir. Bu nedenle gezi, Eminönü’nden başlamıştır. Çelebi İstanbul çevresiyle başladığı ziyaretlerini çoğaltır, dünyanın çeşitli yerlerini gezer ve Seyahatname adlı eserini yazar. Sadece seyyah olmayan Çelebi, muhabbet ehlidir de. Müzik, dil, tarih, harita alanlarında bilgisi, görgüsü, yeteneği yüksektir.









