Verdikçe zengin olursunuz

Büşra Sönmezışık
00:004/08/2013, Pazar
G: 3/08/2013, Cumartesi
Yeni Şafak
Verdikçe zengin olursunuz
Verdikçe zengin olursunuz

İstanbul başvaizi Mustafa Akgül, Ramazan'da verilen zekat ve fitre konusunun önemine değindi. 'Bedeni ibadet namaz, mali ibadet zekattır' diyen Akgül, Peygamberimiz'in 'Sadaka ve Zekat malı eksiltmez' hadisini hatırlatıyor.

Ramazan ayında yapılması gereken en önemli ibadetlerden ve İslam'ın da beş şartından biri Zekat. Müslümanların maddi birikiminin bir bölümünün fakirlere dağıtıldığı bu önemli dini vecibeyi yerine getirme noktasında nerede duruyoruz? Vermeye mi korkuyoruz yoksa vermekten zevk mi alıyoruz? İstanbul başvaizi Mustafa Akgül ile zekatı, parayı ve zekatın kaidelerini konuştuk.

İslam'ın beş şartından birisi de zekât. Allah, Kur'an-ı Kerim'de 'zenginlerinin mallarının içinde fakirlerin belirlenmiş bir hakkı vardır' buyuruyor. Yani kimin ne kadar vereceğini din belirliyor. İnsan böyle bir sınırlandırılmaya neden ihtiyaç duyuyor?

Kimse zengin olduğunu kabul etmez. Nefis insana kendi sahip olduklarını küçük ve az gösterir. Allah yolunda vermesi gereken miktarı da çok gösterir ve yanıltır. Bundan dolayı din bir hisse belirlemiştir. Allah fakirlerin geçimini zenginlerin omzuna yüklemiş adını da zekât koymuştur. Diğer taraftan da fakirlere, hep zekât alarak geçinmeye alışmamaları konusunda uyarılmışlardır.

Her yıl kapı kapı dolaşıp zekât isteyen kimseler var. Bu zekâtın kaideleri ile örtüşen bir şey mi?

Hoş bir şey değil. Acaba ev ev dolaşmak mecburiyetinde mi bırakılıyor. Dolaşmayınca aç mı kalıyor? Bu önemli.

Bugün içinde bulunduğumuz çağda birkaç ekonomik sistem var. Bunlardan hangisi bizi daha mutlu ediyor?

Bunlardan biri Komünizm, diğeri de kapitalist sistem. O da insanı mutlu etmedi. Ne kadar paran varsa o kadar insansın anlamına geliyordu.

İslam bize ne söylüyor?

Her yerden kazanamazsın, helalinden kazanmak mecburiyetindesin, her yere harcayamazsın helalini harcamak mecburiyetindesin. Geri kalanda da fakirin hakkı var, içinden çıkarıp vereceksin. En adil ve yaşayacak olan budur. 1400 sene yaşamış kıyamete kadar da yaşayacaktır. Çünkü insan tabiatına uygun olan budur.

Zekat, bedeni ibadetler kadar Müslümanlar için önemli. Kur'an'da da sıkça yeri geçiyor. Zekatın önemini yeterince anlayabiliyormuyuz?

Zekât için Peygamberimiz İslam'ın köprüsü demiştir, o köprü insanı boğulmaktan kurtarır. Zenginler, namaz kılıp, oruç tutup, zekat vermezlerse doğru bir iş yapmış olmazlar. Bedeni ibadetlerin temsilcisi namaz, mali ibadetlerin temsilcisi zekâttır. Allah 'Bedeni ibadetleri yaparken mali ibadetlerde tembellik yapmayın' diye uyarıyor bizi. İnsanların asıl dindarlığı maddi imkânlar ve nefsi imkânlarla ölçülür. Bunun için zekâtı verme konusunda sürat göstermemiz lazım. Bu mecburi bir görevdir. Verilmediğinde çok ciddi bir azap vardır. Onun için Müslüman kazandığı bütün malların kendine ait olmadığını bilecek ve Allah yolunda harcayacak.

Halk arasında 'zenginin parası yenmez' denir. Para çoğaldıkça gönül fakirliği mi yaşıyoruz?

İnsan vermedikçe veremez olur. Para az iken vermek kolaydır. Çoğalınca verilen miktar artar o yüzden zorlaşır. Ben öyle zenginler gördüm ki… Trilyoner bir kimse hastane, cami, kuran kursu ve taziye evi, iş hanı yaptırıp vakfa devreden kimse bana 'Vermeyince duramıyorum, vermekten zevk alıyorum. Bu hayırları yaparken başlangıçta bu rakamlara çıkacağımı bilseydim başlayamazdım. Malımdan da bir şey eksilmedi' diyor. Peygamberimiz buyuruyor: sadaka ve zekât malı eksiltmez.

45 yıldır vaizlik yapıyorsunuz. Müslümanların yaşayışlarını gözlemleme fırsatınız olmuştur. Ne kadar bonkörüz?

Namazdaki notumuz on üzerinden altı buçuk, Oruç yedi buçuk, Zekât ise dört buçuk. Birbirimizle alışveriş yaparken dürüstlük notumuz iki buçuk yani zayıf. Dürüstlükte çok şey kaybediyoruz. Elimizden gelse hileyi yapıyoruz. Daha sonra hem namaz kılıyoruz hem de oruç tutuyoruz.

'Teravih yoktur' gibi görüşler ortaya atılıyor. Bunlar insanların kafasını karıştırıyor. Bu gibi durumlardan nasıl sakınabiliriz?

Müslümanlar bu gibi haberleri duyunca itibar etmemeli. 1400 yıldır yapılan bir uygulama var. Hz. Ömer teravihin yirmi rekât ve camide kılınabileceğini onaylamış. Üstelik devlet başkanı sıfatıyla. Durup dururken böyle Bir şeyden bahsetmek ne akli ne de dini ne de insanlara faydalı olan bir davranış. Kafalar karışıyor ve nefislere bir ot atılıyor. İnsanlar ibadetten uzaklaştırılıyor. Bizim görevimiz tam tersi daha çok ibadet etmeye teşvik etmek.

Sünnetin öneminin yeterince farkında mıyız?

Bir kısım 'Kur'an'da ne varsa kabul ederiz sünnetlere biat etmeyiz' diyorlar. Peygamberimizin sözü bizi nasıl bağlamaz? Allah diyor ki 'Kim ki Resulüne itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur'. Sünneti yapan kişi şefaate nail olma şansını arttırır. Terk eden şefaatten nail olma şansını azaltır. Bazı ibadetlerin bize sünnet olarak gelmesi Allah'ın bize bir lütfudur. Hepsi farz olsaydı yapmadığımız kadar azap görecektik. Efendimiz bize şefaat ederse pek çok eksiğimize de bakılmaz. Efendimiz buyurdu ki: 'Hiç kimse kendi ibadeti ile cennete giremez, ben de gidemem' .

Farzlar ve sünnetler neden birbirinden ayrı olarak değerlendiriliyor. Dinde böyle bir ayrım yok, bu nereden çıkıyor?

Sünnetsiz İslam söz konusu olamaz. Bu büyük bir ihanettir. Çünkü Kur'an-ı açtığınızda namaz var ancak kaç rekât olduğu yok. Onu biz peygamberimizden öğreniyoruz.

FAİZDEN VE HARAMDAN ZEKÂT OLMAZ
Hangi malın zekâtı verilmez?

Haramdan kazanılan maldan zekât verilmez.

Faiz olan parayı kendi için kullanmayan ancak fakire zekât olarak verenler var…

Kendine layık bulmadığın bir şeyi fakir için nasıl caiz görüyorsun. O parayı devlete vergi olarak da veremezsiniz. O parayı gıda olarak kullanmasa da haramdır.

Haram deyince aklımıza genelde faiz gelir. Gözden kaçırdığımız diğer haramlar neler?

Çalışırken müşteriyi kandırarak para kazanıyorsa, memur olup da mesaiye geç gidip yalandan rapor alıp maaşını alıyorsa, devletin verdiği yetkiyi kendi menfaatine kullanıp rüşvet alıyorsa, işçi olmuş fabrikaya zarar veriyor veya geç gidip erken çıkıyor kaçamak çalışıyorsa. İşveren olmuş işçinin hakkını yiyorsa ve sigorta yaptığını söyleyip aslında yapmayıp yalan söylüyorsa bunlar da haram kazançtır. Allah'ın yasakladığı içki domuz gibi mamullerin alınıp satılmasından elde edilen gelirler, faiz gelirleri bizatihi haram olduğu gibi yalanla dolanla ve hile ile kazanılan her şey de haramdır.

Haram mal zayi edilebilir mi?

Hayır. Malın zayi edilmesini de dinimiz hoş görmüyor. Sevap beklemeksizin yola, köprü ve çeşme gibi umumi yerlere vereceğiz sevap da beklemeyeceğiz. Demek ki haramın kırkta birini vererek temizleyemiyoruz. Tamamı elden çıkacak helalin zekâtı verilecek.

Kimler zekât verir?

Verecek kişi Müslüman, akıl baliğ ermiş olacak ve dinen zengin sayılmış olacak. Verilende ise Müslüman olacak, mümeyyiz yani paranın değerinin ne olduğunu bilecek yaşta olacak, fakir olması şarttır.

ZEKÂTIN RAMAZAN'DA VERİLME ŞARTI YOK
Zekât kimlere verilebilir?

Kişi ne kadar fakir olursa olsun annesine, babasına, ninesine, evladına ve torunlarına zekât veremez onlara bakmakla yükümlüdür. Bunun dışında fakir olmak şartıyla kardeşine, amcasına, teyzesine ve amcaoğluna zekât verebildiği gibi fakir olan kayın pederine ve kayın validesine ve damadına zekâtını verebilir. Ama eşinin fıtrasını ve zekâtını veremez çünkü o onun babasıdır. Yakınlardan başlamak eftaldir ama asıl ihtiyacı olandan başlamak gerekir. Komşumuz akrabamızdan daha uzak ama komşunun ameliyat parası yoksa, akrabanın televizyon borcu varsa önce komşunun ameliyat parası karşılanır.

Zekâtın Ramazan'da verilmesi şart mı?

Ramazan'da veremese bile sonra verebilir. Sadece ödemelerde gecikme olursa üzerine biraz ilave etmek gerekir ki fakirin hakkı bizde kalmasın. Eğer fakirlerden birine vereceğimiz parayı birden harcıyorsa, aylık kirası da ödenebilir. Ya da aylık gıda masrafları karşılanabilir. Oysaki şu anki uygulamalarda zenginler Ramazan'da fakirlere bir şeyler veriyor. Neredeyse fakirin evinde paket koyacak yer kalmıyor. Kimse üç ay sonra kimse fakirin yanına uğramıyor. O yüzden sene boyunca verilirse fakire devamlı imkân temin edilmiş olunur.

Fitre?

Fitre dinen zengin kişilere vacip olan bir görevdir. Bu sefer evi eşyası ve otomobili hesap etmeksizin ne kadar malı varsa hesap ederiz. Üzerinden bir yıl geçme şartı yoktur. Bir gün bile geçse eğer oturduğu ev ve içindeki eşya hariç yedi bin liralık malı varsa o kişinin kendisi ve buluğa ermemiş çocukları için birer fitre vermek mecburiyeti vardır. Hanımı da zengin kendi de zengin olan bir ailede kadın ve erkek kendi fitrelerini verebilirler. Eşler birbirlerininkini verebilir. Ramazan bayramı güneş doğduktan sonra dünyaya gelen çocuk için fitre verilmez. Güneş doğmadan önce doğan çocuk için fitre vermek gerekir. Hamile kadınların karınlarındaki çocuklar için fitre vermelerine gerek yoktur.

MAAŞA BAKARAK FAKİR VE ZENGİN ANLAŞILMAZ
Zekâtı zengin olan kimseler veriyor. İslam'da zenginin tanımı nedir?

Bir kişinin oturduğu ev, araba ve kullandığı eşyaların dışında 81 gram altın, yani 7000 bin liralık malı varsa dinen zengin sayılır. Her zenginin zekât vermesi gerekmez. Çünkü zekâtın iki şartı daha var. Sahip olduğu mal zekâta tabi mallardan olması ve üzerinden bir yıl geçmiş olması gerekir. Üç tane dairesi olan bir kimse birinde oturuyor, ikisini kiraya vermiş, bu kiralarla geçimini sağlıyor ve biriktirdiği üzerinden bir yıl geçen yedi bin lirası yoksa bu kişi dinen zengindir ama iki dairenin zekâtı verilmesi gerekmez. Çünkü onlar zekâta tabi mal değildir. Ancak başkasından zekât alamaz olur. Bir kişi elli milyona fabrika kurmuşsa, elli bin liranın zekâtını vermesi gerekmiyor. Oradan gelen kârdan ve gelirlerden zekât vermesi gerekiyor. Kendisi dinen zengin sayılır. Zekât alamaz ama zekât vermesi gerekmez.

Zekâta tabi mal nedir?

Galericilik yapan bir kimse otomobil alıp satıyorsa elinde bulunduğu otomobillerin değerinde zekât vermesi gerekiyor. Onun için otomobil kumaş dükkânın elindeki kumaş gibidir. Ev alıp ev satan dükkân alıp satan kişi de o malın değerince zekât vermesi gerekir. Arsa alıp satıyorsa da aynı şey geçerli. Zekât günü geldi de elinde verecek zekât parası yoksa bu paranın bir kısmı bile eline geçse peyder pey ödeyebilir.

n Kişinin maaşına bakarak zengin veya fakir olduğu sonucunu çıkarabilir miyiz?

Hayır. Biri vardır bin lira maaşla geçiniyordur, kenarda yedi bini vardır üzerinden bir yıl geçmiştir zekâtını vermek zorundadır. Bir diğeri sekiz bin lira maaş alıyordur. Ama hane halkı fazladır, hastası vardır, kirası yüksektir, elinde biriktirdiği bir yedi bin lirası yoksa zekât vermesi gerekmez. Çünkü gelirine değil birikimine bakılır.

Fakir kime denir?

Fakir ise evi ve içindeki eşyalar hariç yedi binden aşağı birikimi olan kimse fakirdir. Biz ona yedi bine kadar zekât verebiliriz. Ondan sonra diğer fakirlere geçilmelidir. Emekli maaşıyla geçinen ama tasarruf edip kenarda yedi bini olan kişi fakir değildir. Sadece emekli maaşıyla geçinmeye çalışan kişi fakirdir. Geliri değil birikimi önemlidir. Fakir ev almış ve borcu varsa biz ona evin borcu kadar zekât verebiliriz. Borç artı yedi bin lira… Veren kişinin niyet etmesi gerekir fakat bunu karşısındakine söylemesi gerekmez. Bir kişi fakirler için bir hastane yaptırsa zekâtına sayayım diyemez. Çünkü o hastane kimsenin mülkünde değildir. Zekâtla vakıf, cami, yol, köprü yapılmaz. Fakirin mülkiyetine geçecek. Bir fakir zekât ile hacca gönderilmez.

Zekât vermek için malın kar etmesi gerekir mi?

Anaparanın üzerinden bir yıl geçmişse ilavelerin üzerinden ayrı ayrı birer yıl geçmesine gerek yok. Zekât vereceği günde hangi rakama ulaşmışsa o rakamın zekâtını verir. Zekât vermek için malın kar etmesi gerekmiyor. Hanımların ziynet eşyaları Hanefi mezhebinde altın ve gümüş cinsinden olana zekâta tabidir. Bunun dışındakiler zekât vermeyi gerektirmez. Bir hanımın yüz gram ziynet eşyası olduğunu düşünürsek 81 gramın değil tamamının zekâtını vermesi gerekir.