27. yılında Yahyalılı Hacı Hasan Efendi anılacak

yenisafak.com.tr / kültür sanat
00:0027/01/2014, Pazartesi
G: 27/01/2014, Pazartesi
Yeni Şafak
27. yılında Yahyalılı Hacı Hasan Efendi anılacak
27. yılında Yahyalılı Hacı Hasan Efendi anılacak

Ahirete irtihalinin 27. seneyi devriyesinde Güle Sevdalı Bir Veli "Yahyalılı Hacı Hasan Efendi (k.s) " Yahyalı Kalender Camiinde 26 Ocak Pazar Günü öğle namazını müteakip başlayacak programla anılacak.

Program KON TV tarafından naklen yayınlanacak.

Yahyalılı Hacı Hasan Efendi Kimdir:

Hacı Hasan Efendi (ks.) 1914'de (H. 1339) Kayseri''nin Yahyalı İlçesi, Kavacık Mahallesi ''nde dünyaya gelir. Büyük dedesi seyyidlerden Hacı Osmanzade, dedesi Hacı Ahmed Efendi, babaannesi de Halime Hanım''dır. Babaları, Erbilli Muhammed Es''ad Efendi Hazretleri (k.s.)''nin halifesi Mustafa Hulusi Efendi, anneleri de Baba Hocalardan H. Mehmed Hoca''nın kızı Ayşe Hanım''dır. Her iki yönden, Peygamberimiz (s.a.v.)''in nur nesIine dayanan asil bir ailedendir.

***

Çocukluk Dönemi

Yakinen tanıyanların ifadesine göre, üç yaşında, başından geçenleri

hatırlayacak kadar keskin bir zekaya, ruhunun derinliklerinde taşıdığı ulvi seciye ve yüksek karakteri aksettiren bir olgunluğa sahipti. Kötü söz duyulmazdı ağzından. Kimseyle dövüşüp çekişmez, kötü ahlak sahibi çocuklarla oynamazdı. Arkadaşlarıyla oynarken dizdiği taşlarda bile bir düzen, bir intizam bulunurdu. Altı-yedi yaşlarında mahallenin yakınındaki Deve kayası denen bir taştan düşüp ayağı kırıldığında duygularını şu dörtlüklerle dile getirmiştir:

Tıfl iken cezbe buldum
Musibetle ihtila oldum
Şükür olsun sabır kıldım
Hamdimiz Mevlaya olsun
Cesedim kayadan düştü
Ciğerim yandı tutuştu
Mürşidim geldi yetişti
Hamdimiz Mevlaya olsun
Sabi idim sabreyledim
Her daim şükreyledim
Allah''tan hediye bildim
Hamdimiz Mevlaya olsun
Gençliği
On dörtte vurdular manevi aşı
Durmadan akardı gözümün yaşı.

dizeleriyle başlayan şiirlerinden anlaşıldığına göre, on dört yaşında babalarından ders alarak fiilen tasavvuf yoluna girerler. Dersler… Zikirler… Sohbetler…Kılavuz Hafız isimli bir arkadaşı can dostudur. Her dem beraberdirler… Allah için sevmenin, O (c.c.)''nun için dost olmanın örneğini sergilerler. Mustafa Hulusi Efendi''yi, maddi anlamda bir baba olmaktan öte, manevi bir baba, bir önder olarak çok sevmişlerdi. İkaz anlamı taşıyan ciddi bir üslupla, ''Hasan!'' dese, gayretinden bayılacak gibi olurlardı.

Giyim, kuşam ve temizlik konusunda da son derece dikkat1iydiler. Dışlarında da içlerindeki gibi bir düzen ve tertip hakimdi. Bir süre, zamanın alimlerinden Mustan Hoca Efendi''nin fıkıh derslerine katılırlar. Oldukça zeki ve kabiliyetlidirler. Bir gün Kılavuz Hafızla birlikte Adana''ya giderken başlarından şöyle bir olay geçer:

Akşam üzeri Niğde hudutlarında bir köye ulaşırlar. Gece orada misafir kalmaları gerekir. Akşam ezanı sırasında köyün camiine giderler. İmam, her şeyi en iyi kendisinin bildiğini zanneden, herkese tepeden bakan bir adamdır. İmam, ezanı okuyup inerken, avluda bekleyen tanımadığı gençleri görünce duraklar. Tuhaf tuhaf yüzlerine bakar. Sonra da ''in misiniz, cin misiniz?'' der gibi, ''Necisiniz?'' diye sorar. Bu garip davranışa Hadis-i Şerif''le cevap verir Hacı Hasan Efendi: ''Mü''minin ferasetinden sakınınız! Çünkü o, Allah''ın nuruyla nazar eder.'' Hoca beklemediği bu cevap karşısında şaşkına döner fakat inadından vazgeçmez. illa bilgiçliğini ortaya koyma veya giyim, kuşam ve temizlik konusunda da son derece dikkatliydiler. Dışlarında da içlerindeki gibi bir düzen ve tertip hakimdi. Bir süre, zamanın alimlerinden Mustan Hoca Efendi''nin fıkıh derslerine katılırlar. Oldukça zeki ve kabiliyetlidirler. Bir gün Kılavuz Hafızla birlikte Adana''ya giderken başlarından şöyle bir olay geçer: Ve Efendi Hazretleri bu olayı -daha sonra hikaye ederken- tevazuen Yunus Emre''nin aşağıdaki mısralarıyla yorumlarlar:

Bir sinek bir kartalı salladı vurdu yere
Yalan değil gerçektir ben de gördüm tozunu

Evlenmesi

Babaları Şeyh Mustafa Efendi, ~Adana yöresinden Ali Hoca isimli bir ilim talibi ile Yahyalı''da, Yahya Efendi Medresesi''nde tahsil görürler. Ali Hoca çok saygı duyduğu Mustafa Efendi ile akraba olmak ister ve Şeyh Mustafa Efendi ''nin kitabının arasına bir kağıt bırakır. ''Kızımı, oğlun Hasan''a vermek istiyorum.'' yazılıdır kağıtta. Konu aile meclisinde konuşulur. Fiziki cazibesi, edebi, ahlakı ve asaleti sebebiyle Hacı Hasan Efendi (ks.)''ye kızını vermek isteyenler çoktur. Ancak Mustafa Efendi, Meryem Hanım'' ı oğluna alarak, onu, göçebe hayatın zor şartlarından kurtarmak istemektedir. Anneleri de uygun görür. Böylece evlilik kararı verilir. Fakat Ayşe Hanım, kıymetli evladının mürüvvetini göremeden, düğünden altı ay önce vefat eder. Edeb ve haya timsali muhtereme Hanım, ileride Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretieri (ks.)''nin de ziyaret edeceği Yahyalı Derebağ Kasabası''nda meftundur.

İrşad ve Hizmetleri

Askerlik dönüşü bir taraftan geçimlerini levha yazarak temin ederken bir taraftan da manevi hizmetlerine devam ederler. 1946'da yanlarında halaları olduğu halde, gemi ile hacca giderler. 93 gün süren bu hac yolculuğu sonrasında da aşk ve şevk dolu hizmetlerine devam eder. 1955 yılında Adana Şeyhoğlu Camii''nde iki yıl üst üste vaaz etmişlerdi. Daha sonra bu vaazlar; Ceyhan, Kozan, Niğde, Develi gibi çevre yerleşim merkezlerinde devam etti. Bir ara Yahyalı''nın Yerköy köyüne yerleştiler. İrşad niyetiyle dört yıl kadar burada kaldı1ar. Köyde daha önce bir kaç kişi namaz kılarken; Üstadımız''ın irşadlarıyla birlikte; kadın-erkek, çocuk-genç bütün köy halkı namaza başlamıştı. Ayrıca kendi beldeleri Yahyalı''da 10 yıla yakın fahri vaizlik yaparken, bir taraftan da tasavvufi sohbetler devam ediyordu. Vaazıııı dinleyen, sohbetinde bulunan nice insanlar, haşin, uslanmaz tabiatlarını değiştiriyorlar, hilm sahibi bir insan oluyorlardı. Üstadlarından aldıkları terbiye ile hayatta kimseyi incitmiyor, herkese faydalı olmak için çırpınıyorlardı.

Aile fertlerinden birisi şöyle anlatıyor: Çocukları yatırdıktan sonra gaz lambasının ışığında gece yanlanna kadar kitap okurlardı. Yatılı misafirleriyle candan ilgilenir, geç saatlere kadar sohbet, zikir, fikir, tefekkürle manevı ziyafetler verirlerdi. Yakın akrabalarına çok ilgi gösterir, imkan nisbetinde ihtiyaçlarını giderirlerdi. Fukarayı gözetir, evde pişen yemeklerden tabak tabak komşularına gönderirlerdi. ''Bir mahallede zengin varsa fakir yok, fakir varsa zengin yoktur.'' buyururlardı. Nerede bir hasta var, mutlaka ziyaret eder, cenaze sahiplerine taziyede bulunmayı ihmal etmezlerdi.

Son derece temiz, düzenli ve planlı bir hayatları vardı. Dışardan gelen misafirler, eşraftan insanlar O''nda misafir kalırlardı.