Yazarlar Kellim kellim la yenfa

Kellim kellim la yenfa

Abdullah Muradoğlu
Abdullah Muradoğlu Gazete Yazarı
Yazı yazmak sorumluluk isteyen bir iş..

Bir taraftan ülke gerçekleri..

Diğer taraftan toplumun gerçekleri..

Bir taraftan, kendi gerçekliğiniz..

Vicdanızla baş başasınız..

Herkesi memnun etmeniz mümkün değil..

Çünkü insanlar takım tutar gibi fikir tutuyor..

Takım tutar gibi parti tutuyor..

Herkesin kendi doğrusu, en doğru.

Yazarlar eleştirir, eleştirilirler de..

Kendi adıma eleştirilmekten şikayetçi değilim, aksine istifade ediyorum.

Geçenlerde bir ilimizde bir linç girişimini eleştirdim..

Vay sen misin eleştiren..

Küfrün, hakaretin bini bin para..

Bununla kalsa iyi..

Kimi dernekler de afişe ediyorlar..

Açıklama gönderiyorsunuz, koymuyorlar..

O derneklerin mensupları, neyi, niçin söylediğimizi öğrenemiyorlar bu yüzden..

Oldu mu şimdi?

* * *

Suç, faillerini bağlar.

PKK''nın işlediği suçlardan ne Diyarbakırlılar, ne Batmanlılar, ne Ağrılılar, ne de Kürtler sorumlu tutulabilir.

Birkaç Trabzonlu''nun, birkaç Malatyalı''nın işlediği suçlar da, bu kentlere mal edilemez.

Herhangi bir dini cemaate mensup birinin işlediği bir suç da, dindarlara yüklenemez.

Hiçbir grup da doğrudan kendini Millet''in, Cumhuriyet''in yerine koyamaz.

Ne yazık ki, ülkemizde bunların hepsi yapılıyor.

İdeolojik bir grup bir eylem yapıyor. Siz de tutup eleştiriyorsunuz.

Aldığınız cevap, "Ne hakla filan kenti eleştiriyorsunuz" oluyor.

Oysa eleştirilen ne kent, ne o kentte yaşayanlar..

Bizzat o eylemi gerçekleştirenler.

Yavuz hırsız ev sahibini bastırır hikayesi.

Bildik bir durum..

Öteden beri.

* * *

Hiç kimse unutmasın..

Daha 30 yıl önce neler yaşadık gördük bu ülkede..

Elazığ''da Tunceli, Tunceli''de Elazığ plakalı..

Kars''ta Erzurum, Erzurum''da Kars plakalı araçlar saldırıya uğrarlardı..

Ya da taşıdıkları gazeteler yüzünden canlara kıyılırdı.

O günler geride kaldı diye sevindik..

Şimdi bir başkası olmasın diye yanıp yakılıyoruz..

Yapmaya çalıştığımız, sadece bu..

Nereden geldik bu muhabbete?

Şuradan:

Rusya''da "Topluma Karşı Nefret Dili" başlıklı bir araştırma yapılmış..

Medyanın haberlerde kullandığı dille, etnik çatışmalar arasında bağ varmış.

Mesela bu araştırmada yer alan bir ibare şöyle:

''Muhammedov ve Hacıyev Banka Soydu'' şeklindeki bir başlık, tarafsız gibi görünebilir. Ancak Rus basını genellikle bu gibi durumlarda ''İki Azeri Banka Soydu'' başlığıyla vererek, bu tip suçların belli bir diasporaya mensup kişilerce yapıldığı imajını vererek, okurlar arasındaki etnik nefreti körüklüyor.

Bu arada Rusya Parlamentosu medyada etnik düşmanlığı önleyici bir yasa tasarısı görüşüyormuş.

İnsan hakları kuruluşları yasa tasarısını desteklerken, gazeteciler karşı çıkıyormuş.

Gazeteciler sorunun yasalarla değil, meslek etiği ile çözülmesi gerektiğini savunuyorlarmış.

Keşke herşey meslek etiğiyle, ahlakla çözülseydi..

Ama olmuyor..

Kellim kellim la yenfa..

Ne desem, boş.

Gamzedeyim deva bulmam

Hikaye şuydu.. Romancı Tuna Kiremitçi ve televizyoncu-yazar İclal Aydın birbirlerine abayı yakmış.. Biri diğeri için, "Bakın benim de gamzem var, onun da" diyesiymiş. Böylece "Gamzeli Âşıklar" diye anıldılar. Kiremitçi ile İclal Hanım, Kuruçeşme''de Les Ottomans''da şaşaalı bir düğünle evlendi. Birkaç ay içinde ortada gamze filan kalmadı.. Gamlı açıklamalar üstüste geldi. "Gamzeli Âşıklar boşanıyor" falan. Bir de baktık ki, "Gamzeli Âşıklar boşandı". Ne aşk ama.. Sonra ne oldu? Tuna Kiremitçi "Ruh ikizim" dediği eski eşine dönüyormuş filan. Gamzedaş olmak değil, ruh ikizi olmak lazımmış. Bu çalkantılar içinde Kiremitçi boş durmamış. "Dualar Kalıcıdır" diye bir roman yazıvermiş. Roman piyasaya çıktığında, yeni dedikodular zuhur ediverdi (roman yayınlanmadan önce miydi, sonra mıydı, kaçırdım). Gamzeli Âşıklar''ın arasına bir üçüncü kadın mı girmiş ne. İclal Aydın, önceki gün Vatan''da "Bir mola veriyorum" başlıklı yazısında son noktayı koyar gibi yaptı. Bir veda yazısıydı:

Ne "aldatıldım" demek yakışır bize, ne de üçüncü hemcinsten bahsetmek. Belli ki tek hece çıkmamalı ağızdan, tek hece! Ben gidiyorum bir süre.

Magazin bu işin neresinde birader. Düpedüz kırık bir postmodern aşk hikayesi. Tabii faturası bir kadının (İclal Aydın) sırtına yüklendi.. Ne tesadüf! Ben yazıyı yazarken, radyoda Tatyos Efendi''nin Uşşaki bir şarkısı çalıyordu.

"Gamzedeyim deva bulmam, garibim bir yuva kurmam

Kaderimdir hep çektiğim, inlerim hiç reha bulmam"

Gel de üzülme..

Oyuncular tamam da, senaristler kim?

Hudson Enstitüsü''nde sahneye konan ve William Shakespeare''in Hamlet''ini bile gölgede bırakan bir tiyatro oyunu.. Tüylerimizi diken diken eden bir dehşet senaryosu.. Gerçi Amerika''da bu türden toplantılar öteden beri gerçekleşirdi. Türkiye''den sivil, asker pek çok kişi, basına kapalı bu toplantılara davet edilirdi. Aşağı yukarı benzer senaryolar masaya yatırılıp, beyin fırtınası yapılırdı. Ama ''gerçek kişiler'' üzerinden bir senaryo tartışmasına ilk defa tanık oluyoruz. Komplo romanları yazarlarına, dört dörtlük bir kurgu esinleyen bir senaryo. Zahmet olmazsa, başlıkların arasını da yazarlar doldursun.

Hudson Senaryosu hakkında çok şeyler söylendi. Mahir Kaynak''a göre, dehşet senaryosu aslında Amerika''nın Türkiye''ye bir uyarısı. Yani Hudson''cular Türkiye''de sahneye konulmak istenen bir senaryoyu ifşa ettiler. Konuşulanların ayyuka çıkması bundan. Bir senaryo varsa, senaristler de, oyuncular da var demek. Bu daha da kötü. İyi ki bu toplantıya hükümete yakın bir iki isim katılmadı, yer yerinden oynardı o zaman. Türkiye''den katılanlar da, çıkıp tek kelime etmiyor. Neden?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.