Kumpas davalarının şifresi

04:0010/10/2016, Pazartesi
G: 16/09/2019, Pazartesi
Bülent Orakoğlu

Türkiye'nin geçmiş yakın ve günümüz siyasi tarihi şüphesiz darbeler manzumesi olarak telakki edilebilir. Yapılan akademik çalışmalarda, yaşanan her darbe sürecinin, ülkemizi gelişmiş Batılı ülkeler seviyesinden koparıp imajını bozma, ekonomisine darbe vurma, siyasi istikrarsızlık ve kaos yaratmayı hedeflediğini ortaya çıkarmıştı. Özellikle küresel emperyalist devletler ve Batı tarafından desteklenen darbeler ve terörizm ile ülkemiz; kendi içinde, iç sorunları ile meşgul edilerek, etkisizleştirilmek suretiyle Ortadoğu ve dünyaya Fransız kalması amaçlanıyordu. Yeni Türkiye, bu kısır döngünün kırılması için Ak Parti'nin iktidar olduğu 2003 yılından itibaren demokratikleşme, insan hakları ve darbecilerle mücadele konusunda siyaseten kararlı dik bir duruş sergilemişti. Bu amaçla darbeciler ve derin yapılar ile ilgili açılan davalar desteklenmişti. 2012 yılında cumhuriyet tarihinde bir ilk olarak geçmiş darbelerle yüzleşme ve bir daha ülkemizde darbelerin yaşanmaması adına 60, 71, 80, 28 Şubat darbeleri ve 27 Nisan E Muhtırası'nın araştırılması için komisyonlar kurulmuştu. Ancak üst aklın Türkiye'deki etki ve nüfuz ajanı olarak, devletin tüm kurumlarını iş dünyasını sivil toplum kuruluşlarını dernek ve vakıflarını bir ahtapot misali kuşatan ve sızan FETÖ militanları ülkemizin darbecilerle, derin yapıyla yüzleşmesini ve hesaplaşmasını engellemek amacıyla, açılan dava ve soruşturmaları ve 28 Şubat'ı araştıran Meclis Alt Komisyonu çalışmalarını kurdukları kumpaslarla sulandırarak içini boşaltmışlardı.



Balyoz, Ergenekon ve 28 Şubat soruşturmaları ve davalarını itibarsızlaştırma amacıyla FETÖ'nün polis ve yargı ayaklarının organize bir şekilde hareket ettikleri, ele geçen gerçek belgeleri yargılama konusu yapmayarak kendi hazırladıkları sahte belgelerle davaları olabildiğince büyüterek yürüttükleri günümüzde neredeyse tüm yönleriyle ortaya çıkarıldı. Ergenekon davasında birbiriyle ilişkisi olmayan 20 ayrı iddianame aynı torbaya atılmak suretiyle sulandırılmıştı. Böylece ''Türk Gladyosu'nun 'deşifre edilmesi önlenmiş ve soruşturmalar karartılmıştı. Yargıtay 16 Ceza Dairesi Ergenekon soruşturmalarını esastan ve usulden bozmuştu. Yüksek mahkeme bu kararında ETÖ var ya da yok demedi. Bu iddianamede ETÖ'nün varlığını ortaya koyacak somut delil yoktur dendi. Zira Ergenekon davasının temyiz incelemesini yapan Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 1971'li yıllarda var olduğu mahkemece kabul edilen bir örgütten, MİT, Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü ile eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün haberdar olmamasının nedenlerinin makul şekilde açıklanamamasını bozma nedeni saymıştı.



FETÖ, Balyoz ve 28 Şubat soruşturmalarını aynı yöntem ve taktiklerle sulandırarak etkisizleştirdi. Kumpas davalarının şifresi dijital delillerin güvenilir olmaması üzerine kurgulanmış görünüyor. Balyoz davasının esasını oluşturduğu iddia edilen 11 ve 17 numaralı CD'lerin sahte çıkması üzerine yeniden yargılanan 236 sanık beraat etmişti. Sahte CD'ler Mehmet Baransu tarafından savcılığa teslim edilmişti. Mehmet Baransu'ya sahte CD'ler ve çok gizli belge ve vesikaların FETÖ yöneticisi halen firarda olan Tuncay Opçin tarafından verildiği savcılık iddianamesinde yer almıştı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök Ergenekon davasına bakan mahkemeye tanık olarak verdiği ifadede ''Balyoz amacını aştı.

Balyoz seminerinde amacının dışına çıkıldı, uyardım'' demişti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, Balyoz davasında yapılan yeniden yargılama sonucu beraat eden Çetin Doğan başta olmak üzere 7 sanık hakkındaki beraat kararının bozulmasına yönelik talebi geçte olsa asıl darbecilerin yargılanmasına yönelik bir atak olarak görülüyor. Zira Başsavcılık temyiz kararında 1'inci Ordu Komutanlığı'nda gerçekleşen seminerde yapılan bazı konuşmaların ses kayıtlarının gerekçe gösterildiğini belirtmişti.



28 Şubat Davası'nda ise FETÖ'nün gözü kara bir şekilde Balyoz'da olduğu gibi 5 Numaralı CD ile davayı sulandırmaya çalıştığı gözlemleniyor. Ancak 28 Şubat davasında İstihbarat Daire Başkanı olarak 3 adet BÇG ile ilgili darbe belgesi ve grubunu deşifre ederek belgeleri Refah-Yol iktidarına 1997 tarihinde devlet hiyerarşisi içinde vermiştik. Ayrıca 28 Şubat Darbesi'ni soruşturan Ankara Cumhuriyet Savcılığı'na da bu konuda gerek ifade gerekse bazı belgeleri takdim etmiştim. 28 Şubat ile ilgili soruşturmaların başlaması üzerine 19 Mart 2011 tarihinde, BÇG'nin Emniyet İstihbaratı tarafından deşifre edildiği tarihten 14 yıl sonra FETÖ'nün kimse yok mu derneğinde faaliyet gösteren Tamer Tatar kendisine posta ile geldiğini iddia ettiği (sahte bir isim ile) içinde ''187 sayfa ıslak imzalı belge iki adet CD/DVD''yi Ankara Cumhuriyet Savcılığına ulaştırmıştı. Savcılığın delil olarak kabul ettiği 5 No'lu CD'nin Balyoz davasında olduğu gibi delil niteliğinde olmadığı sahte olduğuna yönelik iddialar 28 Şubat Davası'nı sarsmaya devam ediyor.


#Balyoz
#Ergenekon
#28 Şubat
#FETÖ