‘Diriliş’ kimi öldürüyor?

04:0017/11/2016, Perşembe
G: 16/09/2019, Pazartesi
Faruk Aksoy

“Sanattan ideoloji yoksunu olmasını istemek, ideolojiden arınmasını beklemek, çocukça bir düş olabilir”
diyor,
Afşar Timuçin.


Kimse boşuna rol yapmıyor demek ki, bu anlaşıldı…



Şu meşhur dizi,

Ertuğrul Gazi'den

değil de

Atilla'dan

başlasaydı, neler olacaktı, kim bilir.





Tribünlere oynayarak meselenin sanat boyutuna bakmakta fayda var, ne de olsa heyecanla gelen yorgunlukla gider.



Genel kaide şudur; sanat alıcısına,

İslam

da sanata üstten bakar…



Şaşıran, hayran kalan, gülen, heyecanlanan alıcıdır hep, alıcı mağluptur, lakin sanatın randımanını, bu alıcının beğenisi belirler, “Belirlemesin” desen de belirler.





Üç beş sene önce

Aşk-ı Memnu

için sokaklar boşalıyordu,

Kurtlar Vadisi

başladığında ülkeden çıt çıkmıyordu, şimdi de

Diriliş Ertuğrul

için oluyor bunlar.



Abartılacak bir şey yok ortada ama konuşulacak çok şey var.



Haritaları yeniden çizmek isteyen ecnebi, bizim memlekete de dokununca, milletin asabı bozuldu, millet direnişe geçti, dayanışma hattını genişletti, biraz da abartarak kendi senaryosunu yazdı, olan biten bu…





Wagner'in

müziği,

Hitler'i

canavara dönüştürse de,

Wagner, Wagner'dir

, değerinden bir şey kaybetmez, lakin

Diriliş

adlı dizi,

Türk beyliklerinin

devlet olma serüvenini anlatırsa, hikaye olma özelliğini kaybeder, sanat formundan uzaklaşır, propagandaya dönüşür, asparagas muamelesi görür!



Neden?



Çünkü

“beylikten başkanlığa”

giden yolun taşları döşeniyor da ondan…



Diziye

“paçavra”

muamelesi yapanlara karşı, milletin tarif edilemeyen tepkisi bundan.



O törende birisi çıkıp,

“Benim verdiğim vergilerle ayakta duran TRT'de, başkanlık sistemini getirmek için 'beylik' propagandası yapıyorsunuz”

deseydi de şaşırmazdım.



Dedikleri de buydu zaten.





Bizimkiler, daha önce

Necip Fazıl'ın

, sonra da

Afşar Timuçin'in

,

“İdeolojisiz sanat oyun oynaştır”

saptamasındaki haklılığı fark ettiklerinden

, “Biraz da biz binelim şu sanatın atına”

dediler.



Uyanık onlar, verirler mi atlarını,

Gomrich

okumuşlar, sanatın öyküsünü biliyorlar,

Eski Yunan'ı, “Asr-ı Saadet”

olarak kabul etmişler bir kere…



Üç boyutlu ekran fikrinin

Kübist ressamlardan

araklandığını,

Kabe'nin

etrafında satılan namaz kılan oyuncakların,

Noel Baba'ya

rakip olduğunu görmüyorlar mı?





“Bu benim rönesansım, Orta Çağ'ı ben kapattım, senin yüzünden mi Romaneksi bitirdim, Gotik heykeller yaptım, benim kameramla kendi hikayeni çekiyorsun kardeşim!”

diyor adam.



Dayamış kulağını, o

Gomrich

denilen adama,

“Muhammed'in fatihleri, İran'ı, Mezopotamya'yı, Mısır'ı, İspanya'yı fethettiklerinde, imgelerin yasaklanması konusunda Hıristiyanlara göre daha katı davrandılar, imgeleri yok ettiler ama sanatı yok edemediler, insan resmi yapma izni verilmeyen Doğulu sanatçılar da 'arabesk' dediğimiz ince süslemeyi, girift bezemeyi yarattılar”

tezini, ekrandan seslendiriyor bağıra bağıra.





Yani?...



Yanisi şu; bırak

Batı'yı

,

Doğu sanatını

bile,

Peygambere

karşı

“kapalı devre sanat”

yoluyla itiraz eden aydınların kurduğunu söylüyor.



“Bu arada yanlış anladıysanız özür dilerim”

derken bile, kurbağayı kaynatmaya devam ediyor.



Çünkü ilham aldığı adam,

“Eğer Doğu'nun sanatına hayran kalabiliyorsak, bunu son çözümlemede, sanatçının kafasını gerçek dünyadan saptırıp, onu çizgi ve renklerden oluşan bir düş dünyasına iten Muhammed'e borçluyuz”

diyerek, güya

Doğu'yu

överken,

Doğu'nun

sanatındaki inceliği,

“Doğu'nun kendi inancına isyanı”

olarak tarif ediyor.



Aziz Augustinus'un

şiiri,

“şeytanın içtiği şarap”

olarak tarif etmesini sorun etmiyor, ama

Necip Fazıl'ın, “Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış, marifet bu, gerisi çelik çomakmış”

demesini, sanat tüccarlığı olarak görüyor.



Bana da,

“Hey dostum, farkında mısın bilmiyorum ama perde yavaş yavaş kapanıyor”

demek düşüyor…


#Ertuğrul Gazi
#Orta Çağ
#Afşar Timuçin
#Kurtlar Vadisi