
Gün ile dünü buluşturan çok önemli yüksek lisans, doktora tezleri yapılıyor. Ancak kamuoyu bu çalışmalardan pek haberdar olmuyor. İlgimi çeken tezler üzerinden akademi dünyası ile gündelik hayatı bir noktada buluşturmak üzere genç akademis-yenlerle tezlerine dair konuşmanın iyi olacağını düşündüm. İlk tezimiz Neslihan Mervenur Vural’ın fıkıh disiplini altında yapmış olduğu doktora tezi.
Buyurun:
Klasik bir soru ile başlayalım bu çalışmayı yapmaya nasıl karar verdiniz?
Tezimin hikayesi biraz uzun ve katmanlı esasında. Yüksek lisansım helal gıda alanındaydı. “Kanatlı Hayvanların Beslenme Şartlarının Fıkhi Açıdan İncelenmesi” başlığını taşıyan çalışmamda endüstriyel kanatlı yetiştiriciliğini İslam hukuku açısından değerlendirdim ve çalışmanın önemli ayağını saha araştırmaları oluşturdu. Bu süreçte meselenin hem teorisinde hem de saha uygulamasında sıklıkla karşılaştığım bir kavram oldu: Hayvan refahı.
Hayvan refahı çok ilginç bir kavram…
Evet. “Hayvan hakları” kavramı sıklıkla kullanılırken “hayvan refahı” kavramı kuramsal olarak çok da ele alınmamış. Bunun kavramın çıkış tarihi ile de ilgisi var elbette. Araştırmalarım hayvan hakkının ve hayvan refahının söylemsel olarak ne ifade ettiğini kavramaya yönelik oldu. Bu iki kavram esasında modern döneme ait ve Batı merkezli kavramlar. Benim görebildiğim kadarıyla kavramları olduğu gibi alımlama ve kullanma konusunda akademik acelemiz var. Bu noktada şu soru zihnimi meşgul ediyordu: İslam hukuku açısından bir hayvan hakları teorisi kurmak mümkün müdür?
Çerçeve çizen ilk sorudan sonra arkası geldi o halde…
Çerçeve çizme meselesi çok kolay olmadı esasında. Boğaziçi Üniversitesinden bir grup öğrenci, bu konularla ilgilendiğim için akademisyen bir arkadaşım aracılığıyla bana ulaştılar. Kendileri hayvan hakları meselesine İslam hukuku açısından bakabilmek için bir okuma listesi istiyorlardı. Ancak mevcut literatürün çoğu, ayet ve hadislerden hareketle bir derleme sunuyor, kavramın “hak” ile ilişkisini teorik olarak ele alan kapsamlı bir çerçeve sunmuyordu. Üzülerek kendilerine böyle bir listenin, en azından benim tavsiyede bulunabileceğim bir listenin olmadığını ilettim. Ardından da bu konu etrafındaki araştırmalarımı tez çalışması olarak ele alma kararımı netleştirdim. Kendileriyle bir daha irtibat kurmadığım bu arkadaşlara sizin aracılığınızla teşekkür etmek isterim. Belki bu satırlara rast gelirler ve onların samimiyetle edindikleri “derd”in hasılasından haberdar olurlar.
Akademik çalışmalarda “derdimizi sevme” bahsine geldik…
Aslında benim amacım doktriner anlamda meseleyi ele almak ve İslam hukukunun kendi iç yapısından hareketle bugünkü manada bir hayvan hakları anlayışının kabul edilebilirliğini tartışmaya açmaktı. Nitekim öyle de oldu. Araştırmamın neticesinde kuramsal bir genel resim ortaya çıktı. Danışman hocam Prof. Dr. Necmettin Kızılkaya’nın bir sorusuyla tezin ikinci perdesi aralandı: “Resmettiğin bu kuramsal yapı gerçekten Müslüman pratiğe ne ölçüde yansımıştı?” Bu soru oldukça anlamlıydı. Zira hukuk ve etik yaklaşımlar güncel aksiyon ve politikaları şekillendiriyordu.
“Acaba Müslümanların tarihleri boyunca gündelik yaşamlarında hayvanlarla ilgili meseleler hangi bağlamlarda Müslüman hukukçuların önüne geliyordu ve geldiğinde nasıl bir yol haritası takip ediyorlardı?”
Gündelik hayatın hayvanlarla ilgi kısmını tarihi kayıtlardan arayıp bulmak iğneyle kuyu kazmak gibi…
Benim için çok heyecan verici ama bir o kadar da zorlayıcı bir süreç oldu. Zira geleneğimizde bugünkü manada “hayvan hakkı”na matuf müstakil eser ve konu başlıkları bulunmuyor. Bunun için fetva mecmualarının, mahkeme kayıtlarının ve hukuk metinlerinin satır aralarını tam anlamıyla kazımak gerekti. Osmanlı arşivi teorinin pratiğini test etmek için oldukça zengin bir materyal sunuyordu. Bu doğrultuda Osmanlı ilmiyesinin yazını ve toplumsal uygulamaları üzerinden İslam hukukundaki hayvana yaklaşımın izini sürdüm. En nihayetinde “Osmanlı Tecrübesi Bağlamında İslam Hukukunda Hayvan Refahı” başlığını taşıyan çalışmam böylece ortaya çıkmış oldu.
Başlık çok davetkâr… Her tez bu şansa sahip olmayabiliyor.
İlk işittiğimizde hemen anlamlandıramadığımız bir başlık. Son derece modern bir kavramı, güncel bir sorunu geçmişin tecrübesinde aramak biraz fantastik çoğu zaman da anakronik gibi görünebilir. Oysa zannettiğimiz kadar değişen varlıklar değiliz gibi geliyor bana. İnsanlık tarihinde pek çok mesele hâlâ tazeliğini koruyor, formu değişiyor, hacmi değişiyor ama öz hep orada duruyor. Hayvanlarla ilgili temaslarımız, kabullerimiz, reflekslerimiz, “sorun”larımız da öyle. Nitekim bugünlerde en çok konuştuğumuz mesele sokak köpeklerinin sayısındaki artış. 16. yüzyıla gittiğinizde de şeyhülislamların fetvaları, ulemanın not ve risaleleri, artan köpek nüfusuna karşı dinî açıdan nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini tartışıyor. Beş yüz yıl geçiyor, mesele aynı, çözüm önerileri aynı, taraflar ve argümanları neredeyse aynı. Bu da çalışmanın çıkış noktasını daha görünür kılıyor.
Geldik dün ile günün buluştuğu sahneye. Sokak hayvanlarının yaşam alanı sorunu, son yıllarda çocukların ve yaşlıların hayatını tehlikeye atan boyutlara ulaştı. “Hayvanseverler”, “mama lobileri”, petshop lobileri sokak köpeklerinin oluşturduğu tehlikenin görünmesini engelliyor, diye feryat ediyor sokak köpekleri tarafından öldürülen çocukların aileleri. “Hayvan hakları” kavramı sorunları görmemizi engelliyor mu? “Hayvan refahı” kavramı, sorunları yeniden düşünmek için bize nasıl bir imkân hazırlayacak?
Bu sorunuz çok anlamlı/kritik bir yerde duruyor. Kavramlar, onlara yüklediğimiz anlamlar ve anlamların işaret ettiği değerler dünyası ile yakından alakalı. Bu kavramların mevcut tartışmalarda hakkının teslim edilerek ele alındığını söylemek ne yazık ki zor. Esasında “hayvan hakları”, hukuk felsefesi, ahlak felsefesi ve etik gibi disiplinlerin kadim tartışma alanları. Ancak güncel tartışmalarımız çoğu zaman bu teorik arka plandan ve kavramların anlam dünyasından kopuk ilerliyor.
Bu noktada meseleyi daha net görebilmek için hayvana yaklaşımın iki ana eksende şekillendiğini söyleyebiliriz: “hak temelli” ve “refah temelli” yaklaşımlar.
Bu iki kavramın da kendi içerisinde pek çok alt fraksiyonu var elbette ama çerçeveyi çizmek için çok kabaca şöyle tanımlayabiliriz: Hak temelli yaklaşımın iki veçhesi bulunuyor. Birincisi hayvanların da yaşam, barınma, beslenme ve acı çekmeme gibi temel haklara sahip olduğu kabulü. İkinci veçhe ise, benim hukuk felsefesi açısından daha yakından ilgilendiğim alanı oluşturuyor: Hayvanların “hak” teorisi temelinde birer hukuki özne olarak kabul edilip edilemeyeceği meselesi. Hak temelli yaklaşımda, hayvan da insan gibi bir özne kabul edildiğinden, gıda, giyim, tıp, ilaç, kozmetik gibi pek çok sahada hayvandan istifade edilmesi ahlaken sorunlu ve bir hak ihlali olarak görülüyor.
Refah temelli anlayış ise hayvanların kullanımında ahlaki veya hukuki bir sorun görmeksizin, hayvanlardan faydalanırken onların fiziksel ve psikolojik şartlarının iyileştirilmesini ve bu iyileştirmenin hukuken güvence altına alınmasını esas alıyor.
Hayvan hakları ve hayvan refahı yaklaşımlarının her ikisi de hayvanın daha iyi olmasını ve korunmasını hedeflemiyor mu? Birbirlerinden farkları ne?
Evet ilk bakışta iki yaklaşım da birbirinden farklı görünmüyor. Hayvanların iyiliğini ve korunmasını istiyor. Ancak asıl ayrım, hayvanın insanla kurduğu ilişkinin nasıl tanımlandığı meselesinde ortaya çıkıyor. Ve buna bağlı olarak “menfaat çatışmasında.” En önemli hukuki açmaz ve etik dilemma burada başlıyor. İnsanın menfaati ile hayvanın menfaati karşı karşıya kaldığında hangisini ve hangi gerekçeyle önceleyeceğiz? Hangi değerler hiyerarşisi ile?
Tam bu noktada sorunuzun merkezine dönecek olursak… “Hayvan hakları” kavramının sorunların görülmesine engel olduğunu söylemek yerine, bu kavramın kamusal tartışmalarda oldukça dar, duygusal ve aktivist bir çerçeveye sıkıştırıldığını söylemek daha isabetli olabilir. Zira mesele, sadece hayvanların korunmasından ibaret değil, insan güvenliğinin ve kamusal düzenin nasıl korunacağının da düşünülmesi gerekiyor. Bu çerçevede menfaat-zarar, kamu-can gibi gerilimler arasında kurulan denge belirleyicidir.
“Refah” kavramı güncel sorunları tartışmak için alternatif bir yaklaşım olabilir elbette. Ancak bu kavramın da endüstriyel bir kavram olduğunu unutmamak gerekir. Belki de kavramları yeniden gündemimize almalı, meseleyi kendi değer dünyamıza uygun yeni kavramlar veya yeni bir söylem üzerinden yeniden değerlendirmeliyiz.
2015’te Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden ve eş zamanlı olarak Eğitim Fakültesinden mezun oldu. 2018’de “Kanatlı Hayvanların Beslenme Şartlarının Fıkhi Açıdan İncelenmesi” başlıklı teziyle İstanbul Üniversitesinde yüksek lisans eğitimini tamamladı. 2026’da “Osmanlı Tecrübesi Bağlamında İslam Hukukunda Hayvan Refahı” başlıklı teziyle İslam hukuku doktoru oldu. Güncel Fıkhî Meseleler, Helal Gıda, Hayvan Hakları ve Hayvan Refahı, Fetva Mecmuaları başlıca akademik ilgi alanları olup, çeşitli gazete, dergi ve platformlarda editörlük ve yazarlık çalışmalarını sürdürmektedir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.