Yazarlar Türk romanı vardır lakin okuyucusu da var mıdır?

Türk romanı vardır lakin okuyucusu da var mıdır?

Fatma Barbarosoğlu
Fatma Barbarosoğlu Gazete Yazarı

Prof. Dr. Handan İnci’nin gayretleri ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Araştırmaları ve Uygulama Merkezi birkaç aydır sanal alemde hizmet veriyor, paylaşımlarda bulunuyordu. Merkezin resmî açılışı 18 Aralık Pazartesi akşamı Ahmet Hamdi Tanpınar Müze Kütüphanesi’nde Orhan Pamuk’un konuşması ile gerçekleştirildi.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN
Fatma Barbarosoğlu : Türk romanı vardır lakin okuyucusu da var mıdır?
Haber Merkezi 01 Aralık 2017, Cuma Yeni Şafak
Türk romanı vardır lakin okuyucusu da var mıdır? yazısının sesli anlatımı ve tüm Fatma Barbarosoğlu yazılarının sesli anlatımı Yenisafak.com Yazarlar Sesli Makale Köşesinde!


Orhan Pamuk konuşmasına Ahmet Hamdi Tanpınar’ın henüz 29 yaşında iken yakın arkadaşı Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanına yazdığı eleştiriden notlar aktararak başladı. Tanpınar, Peyami Safa’nın romanına dair eleştirilerini sıraladıktan sonra, “Türk romanı var mı?” sorusunu soruyordu.

Tanpınar bu soruyu sorduğunda Halid Ziya, Aşk-ı Memnu (1900); Mehmet Rauf, Eylül (1901); Yakup Kadri, Kiralık Konak (1921), Hüküm Gecesi (1927) Sodom ve Gomore (1928) romanlarını yayınlamıştı.

29 yaşındaki Tanpınar sorduğu soruya, “Türk romanı hem vardır hem yoktur” diye cevap verir: Türk romanı niceliksel olarak var, niteliksel olarak yoktur.

Orhan Pamuk, konuşmasını noktalarken 87 yıl sonra özgüvenle, “Türk romanı vardır, diyebiliriz” dedi.

Yazdığı romanlar dünyanın pekçok diline çevrilmiş olan Nobel ödüllü yazarımızın özgüven ile Türk romanı vardır demesini anlamakta zorlanmıyoruz elbet.

Lakin Tanpınar’ın sorduğu soruya  ikinci bir  şık ekleyebiliriz. Türkiye’de roman okuyucusu var mıdır?

Tanpınar’ın frekansında söylemeyi deneyeceğim. Türkiye’de roman okuyucusu hem vardır hem yoktur. Niteliksel olarak yoktur, niceliksel olarak vardır.

Türk romanını tekrar tekrar okuyan bir okuyucu yoktur. Roman okuyucuları tüketiciler olarak çok satanlar listesini kovalamaktan pek öteye gidemiyor.

Türk romanının nitelikli  eserlerine, okuduğu metni tüketerek değil zenginleştirerek okuyan nitelikli okuyucusu eşlik etmiş olsaydı, bugün Refik Halit Karay’ın Sürgün romanı siyasal bilgiler fakültelerinde, edebiyat fakültelerinin coğrafya, psikoloji, sosyoloji bölümlerinde yardımcı ders kitabı niyetine okutulup, analiz ediliyor olurdu. Oysa Türk dili ve edebiyatı bölümü mezunu öğrencileri bile Refik Halid’in Sürgün romanından pek haberdar değil.

“Bizim klasiklerimiz neden yok?” sorusu da akademinin edebî metinlere karşı alakasızlığı ile yakından alakalı.

Batı edebiyatının klasikleri var, çünkü onlar tarihin bir döneminde vücuda getirilmiş metinleri, hayatlarının her safhasında tekrar tekrar yol arkadaşı etmeye devam ediyor.

1930 yılında 'Türk romanı var mıdır?' sorusunu soran Tanpınar, bu soruyu, Türk romanında yaşanan hayat üzerinden tekrar tekrar sormaya devam etmiş olsaydı, ihtimal Fatma Aliye Hanım’ın  Muhadarat (1892), Refet (1897), Udi (1898) romanlarını merkeze alarak, kültür ve medeniyet tartışmalarını gündelik hayatın yıpranan veçhesi üzerinden  yapabilirdi.

Ama Tanpınar, Mithat Paşa’nın aleyhine şahitlik yapmış olduğunu düşündüğü Ahmet Cevdet Paşa’ya olan mesafesini kızları üzerinden de güncellemeyi tercih edecek, Paşa’nın iki yazar kızını da görmezlikten gelecektir. Onun için Tanpınar Türk edebiyatının ilk çalışan kadını olarak Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanının Feride’sini anacaktır. Oysa Türk edebiyatının ilk çalışan kadını Refet’tir. Eğitim yoluyla sınıf atlama mücadelesinin ilk örneği olması açısından da Fatma Aliye Hanım’ın Refet romanının üzerinde henüz yeterince durulmamıştır.

Yahya Kemal, şiirimiz kadar resmimiz ve nesrimiz olsaydı geçmişimizi daha iyi tanır ve anlardık diyor. Ama biz Yahya Kemal’in yaşadığı yılları anlamamızı sağlayacak nesre sahip olduğumuz halde elimizdeki hazineyi yeterince iyi değerlendirmiyoruz.  

Tanpınar, edebiyatçıların birbirinin eserini okuduğu bir dönemde,  “Türk romanı var mı?” diye soruyordu. Günümüz edebiyatçıları birbirlerinin eserlerini değil, en fazla yazarın eseri üzerinden verdiği söyleşileri okuyor.

 Akademi ise 19. yüzyılı anlamak için romanların tasvirine, insan ilişkilerinin değişen yapısını roman üzerinden anlamaya  hiç yanaşmıyor.

 Yine de umutsuz değilim. Ahmet Hamdi Tanpınar Merkezi’nin mihmandarlığında  mekanı ve zamanı bütünleyen, 'Tanpınar okumaları' ile edebiyat ile hayatı başka bir boyutta deneyimleyen yeni bir güzergaha kavuşacağız.

 Meraklısı için not:

Önümüzdeki hafta günümüzü anlamak için Yakup Kadri’nin Ankara romanını kalemime yol arkadaşı edeceğim. Belki hafta sonu Ankara romanını siz de okursunuz ve 1930’ların yılbaşı balolarına hazırlanışı ile günümüzü mukayese etmek konusunda birlikte yol alırız.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.