
Selam, selamet demektir. Gecenin bir yarısında, sokakta yürürken, tanımadığınız bir insanın size selam vermesi yahut selamınızı alması, güvende olduğunuzun işaretidir. Hemen rahatlar, kendinizi emniyette hissedersiniz.
Gece için bu böyledir. Fakat gündelik hayatta, iş ortamlarında vs, selamı veren de, alan da, ilginçtir, birbirine itimat etmiyor, edemiyor. Galiba ortak bir "güven bunalımı" yaşıyoruz.
İki insan karşılıklı olarak konuşabilir, dertleşebilir, iş yapabilir, kavga edebilir; fakat namaz kılamaz. Namazın kılınması için, birinin diğerine sırtını dönmesi icap eder. Böyle bir şeyin birinci şartı ise itimattır.
Tekrar ve tekrar hatırlatalım: İtimat, itikattan önce gelir. Sıralama, güvenmek ve inanmak şeklindedir.
Benden mi kaynaklanıyor, bilmiyorum. Bildiğim, son yıllarda, itimat ettiğim insan sayısında ciddi bir azalma olduğudur. Oysa "mümin güven yurdudur" ve her mümine itimat etmemiz gerekir. Fakat edemiyoruz.
İtimat etmediğimiz veya ettiğimize pişman olduğumuz bir kimseye saygı da duyamayız. Tersi de doğrudur: İnsan, saygı duymadığına itimat da edemez.
Mehmet Kaplan, ''Saygı, insanlar arasında maddi ve manevi bir uzaklığı gerektirir'' diyor. Kaplan"a göre, iç içe yaşayan insanlardan, özellikle şehirlilerden, saygı adına pek bir şey beklenemez.
Doğru söze ne denir? İlla bir şey diyeceksek, şunu söyleyelim: Mütedeyyin camiada her şey iç içe girince, saygı da sessiz sedasız ortalıktan çekildi.
Görünen o ki, bu yakınlıktan yahut karmaşadan, itimat bahsi de fazlasıyla payını aldı.
Dünyevî konularda birbirimize o kadar yaklaştık ki, karşılıklı olarak, kusurlarımızı, zaaflarımızı, hırslarımızı falan görmeye başladık. Gördükçe de, en yakın arkadaşlarımıza bile itimat edemez hale geldik.
Bu arada, safları sıklaştırmak uyarısının konumuzla bir ilgisinin olmadığını da belirtelim. Çünkü burada, omuz vermekten değil, omuz atmaktan bahsediyoruz.
Bu, meselenin yalnızca bir yönü. Bir de şu var: Özellikle son yıllarda, herkes kendisine dikkat kesilmiş görünüyor. Sosyal medyaya, siyaset sahnesine yahut edebiyat dünyasına biraz dikkatli bakarsak, gidişatı rahatlıkla görebiliriz.
Önceliği kendimize verirsek eğer, diğer insanlar pek umrumuzda olmaz. Böylece, itimat telkin etmeyen biri olup çıkarız.
Konuyu açmak adına başka örnekler de verebiliriz. Vermeyelim.
Sonuç olarak; itimat ve saygı duvarı yıkılınca, insana mahsus birçok incelik de o duvarın altında kalıyor.
Bana kalırsa, bu inceliklerden biri, hatta birincisi, itimatla neredeyse aynı anlama gelen emanet bahsidir. Emanet dairesi, canımızdan başlar ve tabiatın son dalına kadar devam eder. Özetle; hepimiz, hak ve hukukumuzla beraber, birbirimize emanetiz.
Peki, bize emanet edilen sözleri, mahrem şeyleri, dahası kardeşlerimizi ve onların haklarını, doğru ve dürüst bir şekilde koruyabiliyor muyuz?
Bir soru daha: Neden kimse kimseyle dertleşemiyor?
Peygamber Efendimiz, ''emaneti, sana güvenen kimseye teslim et'' buyurmuşlardır.
Farkındaysanız, bir anda işin rengi değişti. Şimdi biraz düşünelim: Çevremizde, tam manasıyla bize itimat eden, edebilecek olan kaç insan var? Bu duyguyu yahut teminatı onlara verebilmiş miyiz? Belki de veremediğimiz için, emaneti, yani sözümüzü, derdimizi, mahremimizi, hatta yetkimizi teslim edecek birilerini bulmakta zorlanıyoruz. Özetin özeti: Esas sorun, başkalarından değil, bizden kaynaklanıyor.
Toparlayalım: Asıl mesele, itimat edecek bir insan bulmaktan ziyade, itimat edilecek bir insan olmaya çalışmaktır.
Kısaca, budur.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.