Erdoğan ikinci Atatürk müdür?

04:0023/06/2023, Cuma
G: 23/06/2023, Cuma
Mehmet Metiner

Son derece sakıncalı bir benzetme bu. Bir o kadar da gereksiz. Bu benzetmeye sahi ne gerek var? Atatürk Cumhuriyetimizin kurucu lideri. Tarihsel koşullar çerçevesinde konuşmuş ve bir pratik oluşturmuş bir büyük lider. Ne Türkiye artık Atatürk’ün yaşadığı bir Türkiye’dir. Ne de Cumhuriyet, Atatürk’ün dönemindeki Cumhuriyet’tir. Her sözün ve her pratiğin kendi tarihsel dönemi içinde bir anlamı vardır. Tarihsel koşullar değiştikçe yeni sözlere ve pratiklere de ihtiyaç duyulur. Kurucu ilkeler bile dönemsel

Son derece sakıncalı bir benzetme bu.

Bir o kadar da gereksiz.

Bu benzetmeye sahi ne gerek var?

Atatürk Cumhuriyetimizin kurucu lideri.

Tarihsel koşullar çerçevesinde konuşmuş ve bir pratik oluşturmuş bir büyük lider.

Ne Türkiye artık Atatürk’ün yaşadığı bir Türkiye’dir. Ne de Cumhuriyet, Atatürk’ün dönemindeki Cumhuriyet’tir.

Her sözün ve her pratiğin kendi tarihsel dönemi içinde bir anlamı vardır.

Tarihsel koşullar değiştikçe yeni sözlere ve pratiklere de ihtiyaç duyulur.

Kurucu ilkeler bile dönemsel içerikler kazanır.

Milli Mücadele’nin kurucu felsefesi ile ilk Meclis’in kurucu felsefesi benzer görülse de dibinde ayrılıklar taşır.

Cumhuriyet’in ilanıyla beraber benimsenen yeni kurucu ilkeler, milli mücadele ve ilk Meclis’in açılışında esas alınan kurucu felsefeden özde farklıdır.

Sonraki tarihlerde süreç içinde benimsenip eklenen yeni umdeler ve pratikler de farklılıklar taşır.

Milli Şef İsmet İnönü döneminde kurucu ilkelere yüklenen anlamlar ve bu bağlamda ortaya konulan pratikler Atatürk dönemiyle birebir aynı değildir.

O yüzden İnönücülüğün Atatürkçülük’ten sapma olduğuna inananlar olmuştur.

İnönü’nün ikinci Atatürk olduğuna inananların sayısı da azımsanmayacak oranda fazladır.

Daha doğrusu, ikisinin birbirini tamamlayan iki kurucu lider olduğu savı daha bir baskındır.

Şimdi biri kalkıp “İnönü ikinci Atatürk’tür!” dese itiraz mı edeceğiz?

Veya Celal Bayar için “Üçüncü Atatürk!” denilse?

Bayar’ın Atatürkçülüğü tescillidir.

Atatürk’ü numaralandırmak veya Atatürk üzerinden tarihsel kişilikleri tanımlamak, daha doğrusu liderlerin ancak Atatürk’e benzediği oranda önemli olabileceklerine inanmak nasıl bir aklın ürünüdür veya hangi akla hizmettir, varın siz anlamlandırın.

Atatürk’ü kurucu lider olarak ortaklaştırmak varken, gerekli-gereksiz Atatürk tartışması açmak veya farklı Atatürkçülükler üzerinden Atatürk’ü ideolojik tarafgirliğin veya siyasi kavganın öznesi kılmak son derece yanlış.

Çünkü tarihte bir tek Atatürk yok. Bir tek Atatürkçülük de yok.

O yüzden Atatürk’ü bir tartışma öznesi olmaktan çıkartmamız lazım.

Farklı Atatürk veya Atatürkçülükler üzerinden birbirimize karşı siyasal pozisyonlar üretmekten de kaçınmamız lazım.

Atatürk’ün kendi döneminde söylediklerini veya yapıp ettiklerini mutlaklaştırıp dogmaya dönüştürmek bilimsel düşünüşe de, tarihsel değişim gerekliliğine de peşinen karşı çıkmak anlamına gelir ki sanırım bu aklı başında hiçbir Atatürkçü’nün kabul edebileceği bir şey değildir.

Gardrop Atatürkçülükten sakınmak lazım.

Atatürk’ü sevmek Atatürkperestlik noktasına taşınırsa, Atatürk’ün esas aldığı bilimsel inanca da ihanet edilmiş olur.

Perestliğe dönüşen kişi kültünden kaçınmak lazım.

Tapmadan da sevebiliriz.

Eleştirerek de sahiplenebiliriz.

İşin doğrusu budur.

Bu hiç kimsenin büyüklüğüne halel getirmez.

Liderleri hatadan ve kusurdan münezzeh görürsek, liderlerin her bir sözünü her dönem için ve her koşulda mutlak doğru kabul edersek asıl o vakit inhiraf etmiş oluruz.

Şimdi geliyorum Atatürk-Erdoğan benzetmesine.

Ne Atatürk, Erdoğan’dır ne Erdoğan, Atatürk’tür.

Atatürk Atatürk’tür, Erdoğan Erdoğan’dır.

Mebzul miktarda Atatürkçü Erdoğan’ın Atatürk düşmanı olduğuna inanır.

Peki Erdoğan Atatürk düşmanı mıdır?

Asla değildir.

Kurucu ilkeleri geçmiş tarihsel koşullar içinde yorumlanıp uygulandığı şekliyle tıpatıp günümüze taşımak isteyen Atatürkçülerin Erdoğan’ı böyle bir yere konumlandırmaları, esas aldıkları sorunlu bakış açılarının doğal ve anlaşılabilir bir sonucudur. Lakin gerçek değildir.

Tıpkı Erdoğan’ın DEAŞ tarafından yok edilmesi gereken bir mürted (dinden çıkmış kişi) olarak tekfir edilmesi gibi.

Erdoğan’ın DEAŞ’ın terörle ve ideolojik totaliterlikle bütünleşmiş din anlayışına karşı çıkması nasıl ki Erdoğan’ı gerçekte din düşmanı kılmazsa, farklı bir Atatürk anlayışına sahip olması da Atatürk düşmanı kılmaz. Pek tabii bilinen anlamıyla Atatürkçü de kılmaz.

Atatürk ve Atatürkçülük bakış açılarının farklı olmasını artık doğal karşılamamız gerekiyor.

Herkesin Atatürk ve Atatürkçülük üzerinden kendine bir ideolojik-siyasi iktidar alanı açıp başkalarını dövmeye kalkıştığı bir zihniyetten sıyrılmamız lazım.

Erdoğan kendini tanımlarken “İslamcı” demeyi bile doğru bulmazken, İslam aidiyetine ideolojik bir “cılık” eklemeyi reddederken, birilerinin kalkıp Erdoğan’ı güya birilerine sevdirmek veya Erdoğan’ın öyle iddia edildiği gibi Atatürk düşmanı olmadığını savunmak adına Erdoğan için “Atatürkçü” demesi de yanlış.

Erdoğan o birilerinin ne anladığı gibi Atatürk düşmanıdır, ne de birilerimizin takdim ettiği gibi Atatürkçüdür.

Erdoğan’ı hangi haklı ve doğru argümanlar üzerinden Atatürk’le mukayese edersek edelim, ama lütfen “İkinci Atatürk” tesmiyesiyle mukayese etme yanlışlığına düşmeyelim.

Atatürk’ü Erdoğan’a benzeten anlayış ne kadar yanlışsa, Erdoğan’ı Atatürk’e dönüştürmek veya benzetmek de o kadar yanlıştır.

Yanlış bir anlayış zemininde Atatürk-Erdoğan tartışmasına kapı aralamak ise büsbütün yanlıştır.

Ne Atatürk Erdoğan’dır, ne Erdoğan Atatürk’tür.

Atatürk Atatürk’tür, Erdoğan Erdoğan’dır.

Atatürk veya Erdoğan sevgimizi inhirafa sapmadan veya yanlış tartışmalara kapı aralamadan başka kelimelerle pekala ifade edebiliriz.

Atatürk-Erdoğan karşıtlığı ne kadar yanlışsa, Atatürk-Erdoğan özdeşliği de bir o kadar yanlıştır.

Erdoğan ve AK Parti kendini nasıl tanımlıyorsa öyle kabul edelim.

Kimseye tanım giydirmeye kalkışmamalıyız.

Hele Atatürk üzerinden asla!

ERZURUM ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ

Geçen hafta sonu Demokrasi ve Birlik Derneği (DEMBİR-DER) yönetimi olarak Erzurum’daydık. 3 gün boyunca çeşitli ziyaretlerde ve görüşmelerde bulunduk. Halkımızla hasbihal ettik.

Bu arada öğrencilik yıllarından tanıdığım güzel insan değerli dost Atatürk Üniversitesi Rektörü’müzü de ziyaret ettik. O ziyareti alelacele tweet olarak paylaştığımda “Erzurum Üniversitesi Rektörü” demişim. Bir baktım tepkiler. Otomatik olarak bizi “Atatürk düşmanı” konumunda görenler bilerek-isteyerek “Atatürk Üniversitesi” demediğimi eleştirmeye başladılar. Yoğunluğum dolayısıyla fark ettiğimde artık geç olmuştu.

Oysa gerçek şuydu: Ortada bir kasıt yoktu. Bile-isteye yapılmış bir şey de yoktu. Sadece o anda aklıma geldiği gibi yazmıştım. “Erzurum Atatürk Üniversitesi” olarak yazmamamın ne kastı olabilir ki! Kafamın gerisinde o tepkiyi koyanların anladığı türden bir şey yoktu. Ama o ideolojik önyargı var ya, otomatikman bizi niyetimizden bağımsız bir suçlamanın muhatabı kılıyordu.

Evet, o üniversitemizin adı “Erzurum Atatürk Üniversitesi”dir. İşbu satırların yazarı da öyle sanıldığı gibi Atatürk düşmanı olduğu için o niyetle “Erzurum Üniversitesi” demiş değildir. Bu şekilde niyet sorgulaması yapıp haksız suçlamada bulunanlara tavsiyem şudur: Her şeyin arkasında bir art niyet aramayın.

Gezimiz esnasında yakın ilgilerini esirgemeyen Büyükşehir Belediye Başkanımız değerli kardeşim Mehmet Sekmen başta olmak üzere Yakutiye Belediye Başkanımız Dr. Mahmut Uçar’a, Pasinler AK Parti İlçe Başkanımız Gökhan Kanal’a, Pasinler Belediye Başkanımız Ahmet Dölekli’ye, Aziziye AK Parti teşkilat yöneticilerine, Uzundere Belediye Başkanımız Hilmi Akdere’ye ve Uzundere MHP İlçe Başkanımız Hasan Tekin’e çok teşekkür ederim.

#Recep Tayyip Erdoğan
#Mustafa Kemal Atatürk
#Mehmet Metiner