sevgili okuyucularım;
bugün de, müsaade ederseniz eğer, zuhûrâta ve.. de.. fikrimize düşen ilcaâta (mecburiyet) tâbiî olalım.
* * *
bu sene dersyılı başlarken, ilkokullara, birkaç ay kala daha küçük yaşta bulunan çocuklarımızın kaydedilmesini eleştiren, hatta bunun için gösteri yürüyüşü yapan bazı tecrübesiz ana babalar gördükçe şaşırıp kalmıştım.. uzmanların fikrine göre eğitime 4 yaşında başlamalıdır.. çocuk erken yaşta ne kadar çok kelime öğrenirse, zekâsı o kadar çok gelişiyor..bu gerçeği gören çocuk velilerinin artık itirazdan vazgeçtiği görülüyor..zaten itirazcıların çoğunun sadece muhalefet etmek için, particilik yapmak için konuşup durdukları belli oluyordu..
* * *
hizmet sahiplerine yahut sorumluluk taşıyanlara bu vesileyle hatırlatmak isterim ki, yaptıkları icraatı şu veya bu sebeple tenkidedenler daima var olacaktır.. fakat aklıselîm ve halkın sesi, daha doğrusu hak ve hakîkatin sesi, inanarak gerçekleştirilen işlerin değerini eninde sonunda aşikâr kılacaktır.. bugüne kadar hiçbir eleştirmene ödül verilmemiştir ama, takdir ve mükafâât hizmet sahiplerinden, eser bırakanlardan hiçbir zaman esirgenmemiştir..
* * *
latin bilgesi seneca diyor ki: ''bir şeyi ne kadar güzel yaparsanız yapın, ona kötü diyenler mutlaka çıkacaktır.. onların sözüne fazla kulak asmayınız.. hiçbir eleştirmenin heykeli dikilmemiştir.. ama eser bırakan nice san''atkârın ve devlet adamının hem meydanlarda hem de kalblerde heykeli dikilmiştir..
* * *
önümdeki not defterimi karıştırıyorum.. aristo''nun bir sözü: ''adalet güçlünün işine gelmez, adaleti zayıflar ister'' demiş.. bu adalet kavramı, asırlardır, ne asırları, insanın varoluşundanberi âlemin ve bütün âdemlerin kalbinin başköşesini işgal etmiştir.. fazilet mi daha güzel, daha güçlü ve daha evvel gelir; yoksa adalet mi, diye hatırıma düşer.. cevabını siz verin değerli okuyucularım.. adalet.. fazilet.. merhamet..bu üç mefhûm galiba insanlığın üç esasını teşkil ediyor.. bir de bunlara ''çalışkanlığı'' yani üreticiliği ilave edelim.. ne oldu: adalet, fazilet,merhamet, çalışkanlık.. böyle oldu.. ''doğruluğu'' unutamazsınız..şimdi sayalım: ''adâlet, fazilet,merhamet,çalışanlık, doğruluk''
içimden gelen bir ses fazilet yani erdem, bütün güzel huylar ve duygular için kullanılabilir, onların bulunduğu her yerde fazilet vardır..ona darlaştırılmış özel bir mânâ vermeyelim, diyor.. ama bu kelime o kadar güzel, o kadar asil bir kavramdır ki, hangi mânâyı verirseniz veriniz, onu müstakil (bağımsız) bir değer olarak saymaktan vazgeçmemeliyiz.
* * *
defterimin bir yerinde ağniyâyı şâkirin ve fukarayı sâbirin notu gözüme çarptı.. ağniya, malumunuz ganîler yani zenginler demek.. şâkirin, şükredenler; sâbirin, sabredenler..
bu, ne güzel bir sözdür.. aziz okuyucularım.. varlıklıysanız şükrünü eda edeceksiniz.. şükredecek, hamdedeceksiniz.. fakirseniz, sıkıntılıysanız sabredeceksiniz.. ve de gayrete geleceksiniz.. şükür ve sabır ne büyük bir nimettir.. şükür elbette ki, nimet artırır.. gayret artırır.. adaleti artırır.. sabırla koruk helva olmaz ama, sabrederek nice başarılara, nice nimetlere ve de selâmet ve huzûra kavuşursunuz...
bizim dünyamızın ne güzellikleri var değerli okuyucular; ne yüksek, ne asil, ne aziz duyguları ve inançları var.. şükredelim ki, rabbimiz, bizi biz yaratmış...
Başlıklar :

