Üç Haftalık Ders

00:0031/10/2014, Cuma
G: 12/09/2019, Perşembe
Şaban Abak

Yazılara üç haftalık kısa bir ara verdikten sonra yeniden başlarken geçmiş üç haftanın eksiğini kendimce kapatmayı planlıyor ve bir Nasreddin Hoca latifesi üzerinden meramımı anlatmayı düşünüyorum.Nasreddin Hoca bir Cuma günü camide vaaz etmek üzere kürsüye çıkınca cemaate şöyle seslenmiş: ''Ey cemaat biliyor musunuz, bugün size ne anlatacağım!'' Cemaat, herhalde Hoca''nın bazı ana konuları sürekli tekrarlayışından olsa gerek, yine aynı şeyleri anlatacaktır düşüncesiyle ''Biliyoruz hocam'' demişler.Bunun

Yazılara üç haftalık kısa bir ara verdikten sonra yeniden başlarken geçmiş üç haftanın eksiğini kendimce kapatmayı planlıyor ve bir Nasreddin Hoca latifesi üzerinden meramımı anlatmayı düşünüyorum.

Nasreddin Hoca bir Cuma günü camide vaaz etmek üzere kürsüye çıkınca cemaate şöyle seslenmiş: ''Ey cemaat biliyor musunuz, bugün size ne anlatacağım!'' Cemaat, herhalde Hoca''nın bazı ana konuları sürekli tekrarlayışından olsa gerek, yine aynı şeyleri anlatacaktır düşüncesiyle ''Biliyoruz hocam'' demişler.

Bunun üzerine Hoca, ''O halde benim anlatmama ne hacet!'' diyerek kürsüden inmiş.

İkinci hafta yine Cuma namazı öncesinde Hoca vaaz kürsüsüne çıkıp aynı soruyu sormuş. Bu sefer cemaat, geçen haftaki kırgınlığı da hatırlayıp ''Bilmiyoruz hocam!'' demişler. Hoca bu sefer de ''Eyvah! Bilmiyorsanız size ben bu meseleyi nasıl anlatayım!'' diyerek inmiş kürsüden.

Üçüncü hafta cemaat, Hoca yine aynı soruyu sorarsa kimimiz biliyoruz diyelim, kimimiz bilmiyoruz diye kendi aralarında anlaşmışlar.

Hoca kürsüye çıkıp da yine ''Muhterem cemaat, biliyor musunuz bugün size ne anlatacağım!'' deyince cemaatten kimisi biliyoruz, kimisi bilmiyoruz diye seslenmişler.

Bunun üzerine Hoca, ''Bilenler, bilmeyenlere anlatsın!'' diyerek kürsüden inip gitmiş.

Bu latifeyi anlatırken bazı yazarlar ''Hoca''nın canı vaaz etmek istemiyormuş'' diye ilave yapıyorlar.

Ama Hazreti Mevlana''nın babası Bahaeddin Veled başta olmak üzere devrin (1220''li ve 30''lu yıllar) Konya ulemasından dersler okumuş, Seyyid Mahmud Hayranî''nin müridi ve halifesi olmuş, önce imam, ardından kadı (hakim) ve son olarak müderris (profesör) olmuş ''Molla Nasreddin''in bir din büyüğü olduğunu hatırlayınca bu latifeyle başka şeylerin ima edildiğini de düşünebiliriz.

Birinci haftanın dersi: ''Biliyorum'' diyen kişi, Allah korusun, şeytana uymuş ve yeni bir şey öğrenmeyi reddetmiş olur. İnsan mutlak âlimin, her şeyi hakkıyla bilenin Cenab-ı Allah olduğunu hatırlamalı, kendisinin ise cahil olduğunu görerek ilme talip olmalıdır. İlmi arttıkça ilmin yegâne kaynağı olan Allah''a yaklaşacağını bilmeli, daha çok yakın olmak için büyük bir aşkla ilmini arttırmak için okuyup çalışmalıdır. Böyle yapmayıp da biliyorum zehabına kapılmış olan, bilgiye kapılarını kapatmış demektir. Ona bir şey anlatmaya, öğretmeye çalışmak beyhude bir çabadır.

İkinci haftanın dersi: Öte yandan ''bilmiyorum'' diyenin de bilme imkânı kalmamıştır. Kişinin bilmiyorum demesi apaçık ve âşikar olanı inkâr etmek ve Elest meclisinde verdiğimiz ''kal-ü belâ'' sözünü unutmuş olmak demektir. Her yoldan ve her şekilde bilinecek, görülecek olanı görmemek ve bilmemek ne büyük körlüktür! Kaldı ki ilim bahsinde öyle mertebeler vardır ki onlar ancak o mertebeye gelmiş ''bilen'' kişilerle konuşulup paylaşılabilir. Müşterisi olmayana kıymetli cevher tezgâhını açmak, eşeğe arpa yerine mücevher sunmak gibidir. Eşeğe de yazık, mücevhere de.

Üçüncü haftanın dersi: Bilmek, bilenin bilmeyene öğretmesiyle mümkün olan bir değişimdir. Bilen öğretmekle mükelleftir, ilmi saklamak demek hakikati örtüp saklamak demektir ki bu küfürdür. Mutlak bilgi; hakikat bilgisi saklanamayacağı gibi ücretle de satılamaz. Boş doluya karşı, güçlü zayıfa karşı, bilen bilmeyene karşı sorumludur. Bilmeyenin mükellefiyeti ise talip olmaktan, cehd edip çalışmaktan, göz nuru döküp dirsek çürütmekten kaçınmamaktır. Öğrenmeyi mutlaka istemeli, bunu da bilmeyenlerden değil elbet, bilenlerden öğrenmelidir.

Demek ki Nasreddin Hoca, cemaatine bilginin mahiyeti, mertebeleri, ilmî dereceler, öğrenme sürecinin etkileşim yönü ve öğretmen-öğrenci ilişkilerini anlatıyordu. Kürsüye çıkmasıyla inmesi bir oluyor ama tüm hafta boyunca bu konuyu insanların zihninde olgunlaşmaya bırakıyor, onların düşünüp yaptığım bu yorumları sezgisel yolla da olsa kavramalarını, içten bir aydınlanma yaşamalarını sağlamış oluyordu.

Aylık dergiler, bazen imkânsızlıklar; olumsuz şartlar yüzünden çıkamaz, sonraki aylarda birleşik sayıyla periyottaki bu aksama kapatılırdı. Siz de bunu bir tür birleşik yazı kabul edin. Üç haftalık dersin üçü bir arada!