Hükümetin Ergenekon terör örgütüne dönük politikasını takdirle karşıladığımız bu süreçte, Mahmut Yılbaş hakkında bu kadar iddia ve pratik varken, bugüne kadar haakkında herhangi bir soruşturma açılmamış olması ilginçtir. O dönemi yaşayan biri olarak Yılbaş'ın valilik dönemini Van'da Diyarbakır Cezaevi şartlarını yaşadığımız yıllar olarak tanımlayabilirim.
2 Temmuz 2012 tarihinde İnternet ortamına düşen bir haberde, 1995 yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nde öğretim üyesi olan Sayın Hüseyin Çelik'in odasına o dönemde bir bomba konulduğu yazıyordu. Bombayı oraya koyduran kişi ise, dönemin Van Valisi olan Mahmut Yılbaş'ın ta kendisiymiş.
Yabana atılmayan bu iddianın sahibi ise, dönemin Van Emniyet Müdürüymüş. Bu haber, beni bir kez daha 1992-1996 yılları arasındaki Mahmut Yılbaş'lı karanlık Van günlerine götürdü. O dönemin sendromunu hâlâ üzerinden atamayan Vanlılar'ın, bu haberi okuduklarında tıpkı benim gibi o karanlık dönemi bir kez daha yaşadıklarına adım kadar eminim. O yılların acısını çeken her Vanlı, keyfi gözaltı furyasının, işkencenin ve karanlık cinayetlerin kol gezdiği dönemin Van Valisi olan Mahmut Yılbaş'ı hep o yönüyle bilir.
Bir hukuk devletinde olmaması gerek uygulamaların çok yoğun olarak yaşandığı bir vahşet ortamından bahsetmekteyim. 12 Eylül askeri cuntası tarafından Diyarbakır Cezaevi'ndeki insanlara uygulanan şartların neredeyse daha da beterinin Van insanına uygulandığı karanlık dönemin aktörlerinden biri olan Mahmut Yılbaş'tan bahsetmekteyim. Aradan yaklaşık 20 yıl geçmesine rağmen, hâlâ o şahıs karanlık yönüyle belleklerde olduğu gibi durmaya devam ediyor. Vanlılar tarafından daha yıllarca kin ve nefretle anılmaya da devam edilecektir.
Van sokaklarında insanların sapır sapır öldürüldüğü, baskıların dur durak bilmediği Mahmut Yılbaş'ın o karanlık döneminde, ailemin yaşadığı bir drama değinmeden geçemeyeceğim. 1994 yılının sonbaharında amcamın küçük oğlu bir anda ortalıkta kaybolmuştu. Askeri yetkililerce çocuğun kayboluşu örgütsel bir eylem varsayılmıştı. Bu varsayım doğrultusunda, köyümüz 2 yıl boyunca askeri baskınlara hedef olmuştu. 70 yaşındaki amcam ve ailesi defalarca köy meydanında her türlü şiddete maruz bırakılmıştı. Yapılan baskınlara artık dayanamayan 75 yaşındaki babam ise, uzaktan akrabamız sayılan B.K. isimli il meclis üyesi şahısla beraber Mahmut Yılbaş'ın makamına gidip bu baskınların son bulmasını rica etmişti. Vali ise babama: köyü boşaltmalarını isteyerek aksi takdirde köyü yakacağını söyleyip babamı aleni şekilde tehdit etmişti. Sevinerek söyleyebilirim ki, kısa bir süre sonra Van'dan milletvekili seçildiğinden valilik görevinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Bu vesileyle, gerek bizim köy, gerekse tüm Van halkı rahat bir nefes almıştı. Akabinde gelen yeni bir vali döneminde ise, geçmişin uygulamaları neredeyse bıçak gibi bir anda kesilmişti.
Derin güçler tarafından bilinçli olarak onu milletvekili seçtirilerek dokunulmazlık zırhına büründürdükleri kuvvetle muhtemeldir. Ergenekon terör örgütünün atamalarda rol oynadığı karanlık bir dönemde Mahmut Yılbaş'ın Van'a atanması herhalde tesadüfî olmasa gerek.
Doğan Güreş-Tansu Çiller-Mehmet Ağar üçlüsü döneminde binlerce faili meçhul cinayetin işlendiği illerdeki komuta merkezlerine bakmak lazım. Van'da komuta merkezinin başı olan Mahmut Yılbaş döneminin olduğu 1993 yılında, birkaç tane faili meçhul cinayet işlendi. Öldürülenlerden Adnan Işık ve Orhan Karaağar'ı yakinen tanıyordum. Yasal olan Özgür Gündem Gazetesi satmaktan başka hiçbir suçları yoktu. Bu iki masum insanı katleden PKK itirafçısı olan Murat Demir, işlediği cinayetlerden 4 yıl sonra bu cinayetleri bizzat Vali Mahmut Yılbaş'ın emriyle işlediğini açıkça itiraf etmişti. Tabii, Ergenekon terör örgütünün fink attığı dönemin meşhur bir valisi olan Mahmut Yılbaş ise, basına yansıyanları hiç de iplememişti.
Ergenekon uzantılarının sırtlarını dayadıkları JİTEM döneminin zirve yaptığı, keyfi gözaltıların enaz on gün sürdüğü, gözaltı sürecinde kadınların ırzına geçildiği, elektrik, falaka, Filistin askısı, testis burkma, kışın buzlu odada çıplak bekletme, tazyikli su, kafaya geçirilen tenekeye sürekli su damlatma, suda boğdurulma gibi işkence yöntemlerinin her türlüsünün uygulandığı Mahmut Yılbaş döneminde, yaşanan bir gözaltı olayı hâlâ hafızamda taze olarak durmaktadır. Ellili yaşlarda olan F.A. isminde ve uzaktan tanıdığım bu şahıs eşiyle beraber gözaltına alınmıştı. Ama emniyet bu şahısların gözaltına alındığını herkesten gizliyordu. F.A.nin kızı emniyetin kapısına dayanarak, “Anne ve babamın sizin elinizde olduğunu biliyorum, bana göstermek zorundasınız” şeklinde diretiyor. Bir müddet sonra bir polis elinde bir poşetle kızın yanına geliyor. Poşeti kızın eline tutuşturarak, al sana annenin emanetleri ve al git diyerek kızı tekme tokat emniyetten dışarı atıyor. Kız poşetin içine baktığında annesinin kafasından yolunmuş kanlı bir yığın saç ile işkencede kırılan birkaç dişini buluyor. Bu olay basına yansımasına rağmen, vali bu olaya zerre kadar ilgi göstermedi. Mahmut Yılbaş'ın pratiği yazılmaya kalkışılırsa bir yığın kitap ortaya çıkar.
Benim de geçmişte, HADEP ve benzeri önceki partilerde siyaset yaptığım ve kellelerin uçuştuğu o korkunç yıllarda Van'da karanlık bir ticari çark da dönüyordu. Van'da yapılan ihale ve akaryakıt gibi sınır ticaretinden şaibeli bir şekilde palazlanan şahıslarla bu valinin ilişkisi irdelenmelidir. O gün Mahmut Yılbaş'la ilişki içerisinde olan sözkonusu müteahhit ve işadamlarının birçoğu şimdi BDP'nin içinde fink atıyor. Bu ne yaman çelişki Allahım.
O dönemde baskıların, işkencelerin, cinayetlerin kol gezdiği Van'da Mahmut Yılbaş vali idi. Eğer, bu insanlık dışı uygulamaların uygulayıcısı kendisi değil ise, neden bu vahşeti işleyen suçlu ya da suçluları engelleme gereği duymamıştır. Bunun cevabını mutlaka vermelidir. Devlet valisinin hak edeceği saygıyı hak etmeyen bu şahıs, Doğan Güreş-Tansu Çiller-Mehmet Ağar üçlüsünün adeta bir militanı gibi davranmıştır.
Milliyet Gazetesi yazarı Hasan Pulur, 18 Ocak 1997 tarihindeki yazısında Tansu Çiller'i aklayan komisyon üyelerinden Mahmut Yılbaş'ın bakan olabileceğini belirtmektedir. Bu noktadan hareketle, bu ekip tarafından bu şahsın niçin Van'a atandığı, daha sonra ise nasıl korumaya alındığı tüm çıplaklığıyla göze çarpmaktadır. 26 Eylül 1998 tarihli Radikal gazetesi, Susurluk Komisyonu'na ifade veren derin devlet çetesinin önemli isimlerinden Korkut Eken'e ülkücüleri eğitip eğitmediğine ilişkin soruların sorulmasına Mahmut Yılbaş ısrarla karşı çıkmıştır. Peki, bu ne manaya geliyor? Diğer yandan, mafya lideri Alattin Çakıcı'nın bulunan defterinde yine bu şahsın ismi ve telefon kayıtları görülmektedir. 26 Eylül 1998 tarihinde Yalçın Bayer, Hürriyet Gazetesi'ndeki köşesine taşıdığı iddiaya göre ise, Mahmut Yılbaş'ın Van valisi iken Mahmut Yıldırım'ı (Yeşil) eylemlerde kullandığı öne sürülmektedir.
Hükümetin Ergenekon terör örgütüne dönük politikasını takdirle karşıladığımız bu süreçte, Mahmut Yılbaş hakkında bu kadar iddia ve pratik varken, neden bu adam hâlâ görmezden geliniyor. Sayın Hüseyin Çelik'in “Devlet gücünü kullanarak illegal faaliyetler yapan terör mekanizmaları bugün Ergenekon olarak karşımızdadır” şeklindeki söylemi, odasına bomba koyduran Mahmut Yılbaş'ı işaret ederken, ben de buradan Sayın Hüseyin Çelik'e “Bugüne kadar neden sustunuz” demek isterim. Ulusalcı-Ergenekon çizgisinde siyaset yürüten Türkiye Müdafaa-i Hukuk Partisi'nin genel başkanlığını üstlenen bu şahıs konusunda daha ne kadar bekleyeceksiniz?






