
Halep'te sivillere yönelik saldırılara bir tepki de Avrupalı Müslümanlardan geldi. Avrupa'nın 28 farklı şehrinde 'Halep İçin Kıyama' sloganıyla toplanan yaklaşık 85 bin gösterici saldırıları protesto etti.
Suriye'de yaşanan felaket, tarihe uluslararası toplumun büyük başarısızlığı olarak geçerken, bu felakete Avrupa'dan sesini yükselten on binlerce Müslüman, insanların yaşadığı acılara dikkat çekmek adına bir araya geldi.
İslam Toplumu Milli Görüş (IGMG) öncülüğünde 'Halep İçin Kıyama' sloganıyla, 17 Aralık cumartesi Almanya'nın Berlin, Hamburg, Hannover, Bielefeld, Dortmund, Düsseldorf, Köln, Frankfurt, Stuttgart, Münih, Nürnberg, Tuttlingen, Ulm, Mannheim şehirlerinde; Avusturya'da Viyana, Salzburg ve Linz'te, Fransa'da Paris, Annecy, Lyon ve Strazburg'ta, bunun dışında Londra, Milan ve Amsterdam'da protesto gösterileri düzenlendi.
Saraybosna, Melbourne ve Bremen'deki protestolar ise geçtiğimiz hafta içerisinde Halep'teki insani krizin en üst noktaya ulaştığı anlarda gerçekleşti. Stockholm'daki gösterinin yarın düzenlenmesi planlanıyor.
Protestolarda okunan bildiride, “Hepimiz şahit olduk ki, Halep'te insanlık öldü. Henüz hayatta olanlar da ölmeyi bekliyorlar. Hiçbir şey yapmadan olup biteni izleyen bizler, neyi bekliyoruz? Bu eylemsizlik hâli hangi değerlerimizle, hangi insan hakları idealiyle uyuşuyor?" ifadeleri kullanıldı.
Gösterilerde bütün çatışmaların derhâl sonlandırılması, barış görüşmelerinin başlaması, insani yardımların bölgeye engelsiz bir şekilde ulaştırılabilmesi, yaralı ve hastalara acil tıbbi yardım iletilmesi, acilen temiz su ve gıda temin edilmesi gibi talepler dile getirildi.
Bunun dışında Suriye'de iç savaşın çıkmasının ardından iltica yasalarını sertleştiren, sınırlarını dikenli tellerle çeviren Avrupa Birliği ülkelerine eleştiriler yöneltildi.
“Yaşananlar Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve dünyada söz sahibi hangi ülke varsa birer birer hepsi için utanç kaynağıdır." diyen İGMG Genel Başkanı Kemal Ergün, sözlerine şöyle devam etti: “Tam da bugünlerde, Suriye'de insanlar en ağır acılarla karşı karşıyayken, Birleşmiş Milletlerin Mülteciler Günü ve İnsani Dayanışma Günü'nü ihya edecek olması oldukça manidardır. Bu siyaset bizim insan tasavvurumuzla da insanlık anlayışımızla da örtüşmemektedir. Bu yüzden doğruları söylemekten asla vazgeçmeyeceğiz: Görmezlikten gelme politikasına artık son verilsin. Aynı şekilde, savaş bölgelerinden kaçan mültecilere karşı ülke sınırlarını kapatmaktan, izolasyon siyaseti gütmekten vazgeçilsin. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin gereğini biz değilsek kim yerine getirecek? Bu bildirgede yazılı olanlar şimdi değilse ne zaman uygulanacak? Dünya genelinde işte bunun için bir araya gelen, insan onuru ve yaşam hakkının dokunulmazlığı için seslerini yükselten bütün katılımcılara şükranlarımızı sunuyoruz."








