
Yahya Kemal kendini “Kökü mazide olan âtiyim” diye nitelerken geçmişle geleceği buluşturamayan toplumların bir kimliği olamayacağını ve kaybolacağını vurgulamıştır. Cumhur-başkanımızın geçmişle gelecek arasındaki köprüyü muhafazakâr devrimciliğin ayakları üzerine kurma düşüncesi, semeresini belki çok sonra göreceğimiz, önemli bir siyasi hamledir. Toplumsal bir derinliğe kavuşması halinde bugünkünden çok daha heyecan verici bir Türkiye bizleri bekliyor.
Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nin 28 Mayıs’ta yapılan 2. turu öncesi Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın son mesajı “Son 21 yıldır Türkiye bize emanetti, yarın biz de Türkiye’ye emanetiz; milletimiz bize emanetti, yarın biz de milletimize emanetiz.” olmuştu. Türkiye’ye özgü yöneten-yönetilen ilişkisini ve iktidardan ne anlaşılması gerektiğini çok iyi özetliyor bu cümle. On yıllarca tam tersinin yaşandığına şahit olduğumuz ülkemizde siyaseten büyük bir aşama kaydedildiğinin de bariz bir işareti.
Çoğu kanaat sahibinin beklediği üzere seçimi 12. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Sayın Erdoğan tekrar kazandı ve vakit kaybetmeden de hükümeti kurdu. Gerçekleştirilen ilk kabine toplantısı sonrası yapılan açıklamada, güncel pek çok konunun yanı sıra izlenecek genel siyaset çizgisine dair de bir not vardı: Muhafazakâr devrimcilik.
“Maziden atiye kurduğumuz köprünün belirleyici unsuru muhafazakâr devrimciliktir”
Bu ifade, başta Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş olmak üzere son 5 yılımıza damga vuran gelişmelere dair bize bir ipucu da veriyor aslında. 30 Mart’ta, yine Düşünce Günlüğü sayfalarında, bu fikriyatın muhafazakâr siyasetteki yerine dair, okuyucu için mukaddime kabilinden bir yazı* kaleme almıştım. Geçen yılın kasım ayında Cumhurbaşkanımız gençlerle yaptığı bir hasbihalde muhafazakâr milliyetçilikten bahsetmesi etrafında kavramın kökenine değinmiştim. Yine hatırlanacak olursa Cumhurbaşkanımız gençlere Nurettin Topçu okumalarını tavsiye etmişti o sohbette. Yeni hükümetimizin istikameti üzerine bir değerlendirme yaparken altı çizilen muhafazakâr devrimcilik mefhumu veçhesinden bakmak faydalı olacaktır kanaatindeyim.
ÇALIŞMA VE İNŞA
Merhum Nurettin Topçu’nun “İsyan Ahlâk”ı olarak isimlendirdiği felsefesi bir eylem (hareket) felsefesi idi ve bu siyasi felsefenin birbiriyle iç içe üç temel ilkesel dayanağı vardı: Kültür ve Ahlak, Hukuk ve Adalet, Çalışma.
Çalışma ilkesi önceki Ak Parti hükümetlerinde olduğu gibi yeni hükümetin de önceliği, hatta en başarılı olduğu alan diyebiliriz. Ülkenin son 21 yılda aldığı mesafeye baktığımızda Nurettin Topçu’nun rüyasına uygun bir şekilde millete hizmetin ön planda tutulduğu hızlı bir kalkınma hamlesi gerçekleştiğini görüyoruz. Topçu’nun özellikle belirttiği eğitim, sağlık, ulaşım ve alt yapı hizmetlerinde önceki 80 yıla nispetle muazzam bir ilerleme kaydetti Türkiye ve iktisaden büyüdü.
Yeni hükümetle bu hizmetlerin artarak devam edeceğini söylemek kehanet sayılmaz. Başta Şubat ayında yaşadığımız ve neredeyse bir bölgemizi büyük oranda harabeye çeviren deprem felaketinin yaralarının sarılması olmak üzere kalkınma ve hizmet odaklı icraatın devam edeceğinin sinyallerini vermişti hükümet. Esasen hükümete güvenin önemli bir ayağını teşkil ediyor bu hizmet siyaseti. Deprem bölgesinden gelen seçim sonuçları da bunu doğrulamıştır.
HUKUK VE ADALET
“Adalet mülkün temelidir” özdeyişi her birimizin kulağına küpedir. Ülkemizin anayasasından idari işleyişine, hak ve özgürlüklerin belirlenmesinden ceza yasalarına kadar her bir aşamayı kapsayan hukuk sistemi ülkemizin adalet anlayışını yansıtır. Geçtiğimiz 21 yıl hukuk alanında da büyük bir değişime ve dönüşüme sahne oldu ülkemiz. Türkiye’nin önündeki en büyük engellerden bir olarak duran ve kısıtlamalarla dolu 1982 darbe anayasasının pek çok unsuru değiştirildi bu süre zarfında. Gerek demokratik katılımın artması ve millet egemenliğinin tesisi noktasında gerekse hak ve özgürlüklerin genişletilmesi noktasında epey mesafe alındı.
Hukuk alanında başarılamayan işlerin başında ise her alanda ayak bağı olmaya devam eden 82 anayasasının tümden değiştirilmesi geliyor. Bu konudaki çalışmalar ülkedeki Batıcılık- Millilik eksenindeki siyasi gerilime kurban gitti ve öyle de devam edecek gibi görünüyor. Türkiye’nin kendi tarihî karakterine uyan, milli ve manevi değerleriyle barışık ve gelecek ufkuyla uyumlu bir anayasa her zamankinden daha elzem hale gelmiştir.
Nurettin Topçu merhumun nizam anlayışı, “Kendi diline, dinine, toprağına, kültürüne yaslanan ve onunla bütünleşen bir nizam” anlayış idi. Adaleti salt yapılan yasalardan ibaret görmeyip milletin ve devletin ortak sahiplendiği bir mefkûre olarak ele almış ve fertlerin çocukluktan itibaren bu şuurla yetişmesini adaletin tesisi bağlamında anahtar bir vazife olarak görmüştür. Biliyoruz ki, bireyin çocukluktan itibaren davranışlarına yön veren asıl saik sözlerden ziyade hâldir. Cebrin değil ikna etmenin başrolü aldığı bir saha bu. Öyleyse yeni nesillerde adalet duygusunun ve anlayışının gelişmesi, sadece idarecilerin değil, sivil her kesiminin ve en çok da ebeveynlerin hal ve hareketlerinin fikriyatla uyuşmasına bağlı.
KÜLTÜR VE AHLAK
Kültürel değişimler bugünden yarına gerçekleşen ve kısa süreli çıplak gözlemlerle anlaşılabilen olgular değildirler. Bu nedenle kültür politikalarının sonuçlarının da hemencecik çıktısı alınamaz.
Nurettin Topçu, “şuursuzca bir Batılılaşmadan; Tanzimat’tan beri gelen ve aydınların, bizi tahrip edecek Batılı fikirleri yurda ithal etmelerinden; yanlış milliyetçilik anlayışlarından; dinin yanlış anlaşılması ve anlatılmasından; yabancı hayranlığından ve pragmatizmin benimsenmesinden” çokça şikâyetçidir. Aradan geçen yaklaşık bir asırdan sonra bile bu kirli tortunun toplumumuz içerisinde hâlâ önemli bir yer kapladığını görebiliyoruz.
Günümüz dünyası Aydınlanmacı seküler Batı kültür ve ahlâkının egemenliğindedir dersek hata etmiş olmayız. Teknolojik ve sınai üstünlük zamanla maddi bir egemenliğe ve ardından tüm dünyaya siyaset, hukuk, kültür ve ahlâk dayatmaya varmıştır. Bu anlayışta gelenek ve muhafazakârlık, her yeniliğe itiraz eden, her güzelliğe öfkelenen huysuz, bedbin, eski kafalı, sabit fikirli bir ihtiyar olarak resmedilmiştir. Bu yüzden duyunca gençlerin yüzü buruşuyor.
Batıcı Fikret Hakan “Ati çıkınca ortaya, mazi silinmeli’ demiş buna karşılık geleneksel şairlerimizden Yahya Kemal kendini “Kökü mazide olan âtiyim” diye nitelerken geçmişle geleceği buluşturamayan toplumların bir kimliği olamayacağını ve kaybolacağını vurgulamıştır. Cumhurbaşkanımızın geçmişle gelecek arasındaki köprüyü muhafazakâr devrimciliğin ayakları üzerine kurma düşüncesi, semeresini belki çok sonra göreceğimiz, önemli bir siyasi hamledir. Toplumsal bir derinliğe kavuşması halinde bugünkünden çok daha heyecan verici bir Türkiye bizleri bekliyor.







