Napolyon’un rüyasını yıkan kale: Akka

Mete Yavuz
04:0031/05/2026, Pazar
G: 31/05/2026, Pazar
Yeni Şafak
1778'de Akka'da inşa edilen Cezzar Ahmet Paşa Camii.
1778'de Akka'da inşa edilen Cezzar Ahmet Paşa Camii.

Napolyon, bölge ahalisine kendisini Müslümanların dostu, halkı Memlük beylerinin baskısından kurtarmaya gelen bir müttefik gibi göstermeye çalıştı. Arapça beyannameler dağıttı, yerel halkın dinî ve kültürel hassasiyetlerine saygılı olduğu izlenimini vermek istedi. Böylece muhtemel direnişi daha baştan zayıflatmayı hedefliyordu. Fakat bu büyük hesap, Suriye içlerinde Akka surları önünde beklenmedik bir dirençle karşılaşacaktı. Cezzar Ahmed Paşa’nın öncülük ettiği Akka müdafaası, Napolyon’un Doğu’da kurmak istediği sömürgeci tasavvura indirilen ilk darbelerden biri oldu. Akka, Müslüman dünyanın modern sömürgecilikle ilk büyük yüzleşmelerinden biri olarak okunmalıdır.

On sekizinci yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avrupa’nın sömürgeci güçlerinin Doğu’ya bakışında ve bölgeye yönelik politikalarında yeni bir safhaya geçildi. Bu aşamada devreye bilgi, propaganda, ticaret yolları ve yerel dengeler üzerinden işleyen daha karmaşık bir sömürü anlayışı giriyordu. Napolyon Bonapart’ın 1798’de Mısır’a çıkması da bu yeni dönemin mühim olaylarından birisidir.

Napolyon, önceki işgal örneklerinden farklı olarak bölge ahalisine kendisini Müslümanların dostu, halkı Memlük beylerinin baskısından kurtarmaya gelen bir müttefik gibi göstermeye çalıştı. Arapça beyannameler dağıttı, yerel halkın dinî ve kültürel hassasiyetlerine saygılı olduğu izlenimini vermek istedi. Böylece muhtemel direnişi daha baştan zayıflatmayı hedefliyordu.

Fakat bu büyük hesap, Suriye içlerinde Akka surları önünde beklenmedik bir dirençle karşılaşacaktı. Cezzar Ahmed Paşa’nın öncülük ettiği Akka müdafaası, Napolyon’un Doğu’da kurmak istediği sömürgeci tasavvura indirilen ilk darbelerden biri oldu. 31 Mayıs 1799’da kesinleşen bu destansı zaferin 227. yıl dönümünde, Fransız ordusunun Akka önlerinde tattığı tarihî hezimeti ele alacağız.

İşgal etmeden önce tanımlamak

Napolyon’un Mısır işgalinde propaganda ve yerel ittifak arayışları ayrılmaz parçalardı. Osmanlı, Fransızların Mısır’ı işgal ettiği sırada Vidin’de Pazvantoğlu isyanıyla meşguldü. Bu yüzden ani işgale karşı hızlı bir askerî karşılık vermekte gecikti. Ancak Payitaht, kısa sürede diplomasi kanallarını harekete geçirdi. 1798 sonlarında Rusya, 1799 başlarında ise İngiltere ile ittifak anlaşmaları imzalandı ve Fransa’ya resmen savaş ilan edildi. Bu arada Ebukir’de Fransız donanmasının İngiliz Amirali Nelson tarafından imha edilmesi, Napolyon’un planlarını ciddi biçimde sarstı. Fransız ordusunun Fransa ile deniz bağlantısı kesilmiş, birlikler Mısır’da sıkışıp kalmıştı. Bu çıkmazdan kurtulmak ve Osmanlı orduları toparlanmadan bölgedeki nüfuzunu genişletmek isteyen Napolyon, kuvvetlerini kuzeye, Suriye (Levant) hattına çevirdi. Bu hamle, yeni sömürgeci yayılmanın en önemli dönemeçlerinden biri olacak Akka kuşatmasının yolunu açtı.

Napolyon, Suriye içlerine ilerlerken diplomatik manevralara da başvuruyordu. Dönemin Sayda Valisi ve Mısır Seraskeri olan Cezzar Ahmed Paşa’ya mektuplar göndererek asıl hedefinin Mısır yolunu açmak olduğunu söylüyordu. Bu mektuplarda Sayda eyaletine saldırmayacağını, bölgedeki ticareti koruyacağını vadediyor ve Cezzar Ahmed Paşa’yı tarafsız kalmaya ikna etmeye çalışıyordu. Ancak Cezzar Ahmed Paşa bu oyalama taktiklerine itibar etmeyip savunma hazırlıklarını hızlandırdı. Burada bir tarafta bölgeyi kendi hesaplarına göre yeniden düzenlemek isteyen emperyal bir akıl, diğer tarafta ise Osmanlı hâkimiyetini ve İslam beldelerinin siyasî meşruiyetini savunma refleksi vardı.

Akka Kalesi ve Cezzar Ahmet Paşa

Fransız ordusu, 18 Mart 1799’da Akka önlerine ulaşmış ve Ebu Utbe mevkiinde karargâh kurmuştu. Suriye’nin kilidi sayılan Akka, modern askerî teknolojiye göre çok güçlü tahkim edilmiş bir kale değildi. Fakat kalenin başında, tecrübesi ve dirayetiyle öne çıkan Cezzar Ahmed Paşa vardı.

Cezzar Ahmet Paşa Akka savunmasında.

Cezzar Ahmet Paşa’nın doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte Bosna’da Katolik bir ailede dünyaya geldiği, genç yaşta İstanbul’a giderek Müslüman olduğu ve daha sonra Hekimoğlu Ali Paşa’nın maiyetinde Mısır’a geçtiği aktarılır. Burada Arapça öğrenmiş, bölgenin siyasi dengelerini yakından tanımış ve Memlük çevreleriyle temas kurmuştur. Zamanla Mısır, Şam ve Sayda hattında yerel isyanları bastıran, sert fakat merkezî otoriteye bağlı bir Osmanlı idarecisi olarak öne çıkmış ve 1775’te vezir rütbesiyle Sayda valiliğine atanması, onu Doğu Akdeniz’in en kritik isimlerinden biri hâline getirmiştir. Napolyon’un Mısır’ı işgali üzerine Mısır seraskerliğine getirilmesi ise Akka savunmasına giden sürecin askerî ve siyasî zeminini hazırlayan olay olmuştur.

Akka'da hezimete uğrayan Napolyon Bonapart (1801).

Cezzar Ahmed Paşa’yı yalnızca “Napolyon’u yenen paşa” olarak görmek ise onu tarihî bağlamından koparmak olur. O, Osmanlı merkezî otoritesinin taşrada farklı güç odaklarıyla mücadele ettiği bir dönemde yükselen sert valiler tipinin de en dikkat çekici örneklerinden birisiydi. Akka’daki başarısı da bölgeyi, insan unsurunu, yerel rekabetleri, denizden gelecek desteği ve düşmanın psikolojik zaaflarını okuyabilen bu taşra tecrübesinden doğdu.

Destansı Akka savunması

Kuşatmanın başlamasıyla Fransız ordusu kaleyi yoğun top ateşine tuttu. Bir yandan da surların altından lağımlar kazarak savunmayı içeriden çökertmeye çalıştı. Özellikle kalenin doğusundaki Burc-ı Ali kulesi, Fransız saldırılarının ana hedefi hâline geldi. Ancak Cezzar Ahmed Paşa, surların gerisinde bekleyen pasif bir savunmayı tercih etmedi. Bunun yerine, kuşatmayı kalenin dışına taşıran daha hareketli ve baskınlara dayalı bir strateji izledi.

Paşa’nın emrindeki Nizam-ı Cedid askerleri, sekbanlar ve Mağribli savaşçılar, “huruç” adı verilen ani çıkış harekâtlarıyla Fransız hatlarını sürekli rahatsız etti. Bu taktiğin amacı, düşmanı kendi siperlerinde baskı altında tutmak ve kuşatma düzenini bozmaktı. Nitekim Türbe-i Salih mevkiine yapılan bir baskında Fransız tabyalarına girildi, şiddetli çarpışmaların ardından tabya üzerine zafer sancağı dikildi. Fransız askerleri, kaleden açılan karşı lağımlar ve planlı çıkışlar yüzünden çoğu zaman asıl hücum safhasına bile geçemeden ağır kayıplar verdi. Kuşatma boyunca İngiliz subayları, mühendisleri ve erleri de karaya çıkarak Akka müdafaasına fiilen destek verdi.

Böl ve yönet siyasetinin erken bir sahnesi

Napolyon, askerî harekât sürerken bölgedeki etnik ve dinî grupları da kışkırtarak kullanmaya çalıştı. Bu, sömürgeci siyasetin sık başvurduğu “böl ve yönet” yönteminin erken örneklerindendir. Dürzilere bağımsızlık ve düşük vergi vadederek onları Osmanlı yönetimine karşı harekete geçirmeyi denedi. Lübnan hâkimi Dürzi Emiri Beşir bu tekliflere karşılık vermedi ve tarafsız kalmayı tercih etti. Buna rağmen bazı Nusayri ve Şii grupların Fransız ordugâhına katılarak destek vermesi, sömürgeci güçlerin yerel gerilim hatlarını nasıl kullanmaya çalıştığını gösteriyordu.

“Bizim ona cevabımız yağlı kurşun ile keskin kılıçtır”

Diplomatik manevraların sonuç vermediği, Fransız subay ve askerlerinin ağır kayıplar verdiği bu ortamda Napolyon bu kez ateşkes yolunu denedi. Ölenleri defnetmek ve esir değişimi yapmak bahanesiyle Cezzar Ahmed Paşa’ya bir mektup gönderdi. Fakat Paşa, bunun da bir oyalama girişimi olduğunun farkındaydı. Verdiği cevap, Akka müdafaasının kararlılığını açıkça ortaya koyuyordu: “Bizim ona cevab-ı kat’ sevabımız yağlı kurşun ile keskin kılıçtır.” Bu sert cevap Cezzar Ahmed Paşa’nın ne pazarlığa ne de psikolojik baskıya boyun eğmeyeceğini gösteriyordu.

Muharebe, nisan ve mayıs ayları boyunca giderek şiddetlendi. Fransızlar kuşatmanın elli birinci gününde, saldırılarını yoğunlaştırdıkları Burc-ı Ali kulesini lağımla havaya uçurarak kaleden içeri girmeyi başardı. Bir anda ortalığı barut, duman ve toz kapladı. Savunma hattı için en kritik anlardan biri yaşanıyordu.

Tam bu sırada Cezzar Ahmed Paşa, bir elinde kılıç, diğerinde tabancayla ön saflara geçti. Yorgun düşen askerlerini bizzat yönlendirdi ve soğukkanlı idaresiyle müdafaayı ayakta tuttu. Başlarına beyaz Ahmediyeler saran Nizam-ı Cedid askerlerinin düzenli karşı taarruzu, Fransız birliklerini yeniden siperlerine çekilmek zorunda bıraktı. Mayıs ayı başlarında Rodos Mutasarrıfı Hasan Kaptan komutasındaki yaklaşık üç bin kişilik Osmanlı yardımcı kuvvetinin deniz yoluyla Akka’ya ulaşması ise kuşatmanın seyrini kesin biçimde değiştirdi.

Napolyon’un destek birlikleri gelmeden önce ve hemen sonrasında düzenlediği genel taarruzlar da ağır kayıplarla sonuçlandı. Fransız ordusu çok sayıda subayını kaybetti. Kaynaklarda Fransız kayıplarının on binleri bulduğu zikredilmektedir. Tam altmış dört gün süren kuşatmanın sonunda Napolyon’un hesapları Akka önlerinde bozulmuştu. Fransız ordusu, 20 Mayıs 1799’da geri çekilmek zorunda kaldı. Bonapart, gece karanlığından yararlanarak ağırlıklarını, kuşatma aletlerini ve cephanesini yakıp imha ettikten sonra Akka önlerinden ayrıldı. Bu ricat Fransız ordusu için daha ağır bir felakete kapı aralamıştı. Yorgun, hasta ve yaralı askerlerin bir kısmı çöl yollarında ölüme terk edildi.

Napolyon Kahire’ye döndüğünde ise yenilginin üzerini örtmeye çalıştı. Siyasi itibarını korumak için divana mektuplar gönderdi, Akka’yı yerle bir ettiğini, şehrin tamamen boşaldığını iddia eden asılsız bültenler yaydı. Oysa bu haberler, askerî hezimetin doğurduğu psikolojik yıkımı ve itibar kaybını hem Paris’ten hem de bölgedeki unsurlardan gizleme çabasından ibaretti.

Oryantalist tasavvurun çöküşü

Akka kuşatması, sömürgecilik tarihi açısından da dikkat çekici anlamlar taşıyan bir dönemeçtir. Çünkü yeni sömürgecilik, işgal ettiği coğrafyaları bilgi üretimi, kültürel manipülasyon, yerel dengeleri kullanma ve oryantalist söylemlerle denetim altına almayı hedefliyordu. Doğu önce bilinecek, tasnif edilecek, kendi diliyle konuşularak ikna edilecek ve ardından Fransa’nın küresel hesaplarına bağlanacaktı. Akka’da bozulan şey, bu yüzden Doğu’nun kolayca yönetilebilir, yönlendirilebilir ve çözülebilir olduğu varsayımıydı. Napolyon’un Mısır ve Suriye seferi, kendisini Doğu’nun “aydınlatıcısı” ve “kurtarıcısı” gibi sunan Batı emperyalizminin erken örneklerinden biriydi. Arapça beyannamelerle dostluk mesajları veren, yerel halka dinî hassasiyetlerine saygı duyduğu izlenimini vermeye çalışan Napolyon, aslında bölgeyi Fransa’nın küresel sömürgeci hesaplarına bağlamanın yollarını arıyordu.

Velhasıl; Akka’nın önemi sömürgeci aklın kendi kibrine ilk defa bu kadar sert çarpmasındadır. Mısır’da kendisini Müslümanların dostu gibi sunan, Suriye’de yerel unsurları birbirine karşı kullanmaya çalışan Napolyon, Akka’da beklemediği bir iradeyle karşılaşmıştır. Bu irade, meşruiyetini müdafaa eden bir siyasî aklın, yerel tecrübeyle birleşmiş askerî direncin ve imparatorluk refleksinin ürünüdür. Bu yüzden Akka, Müslüman dünyanın modern sömürgecilikle ilk büyük yüzleşmelerinden biri olarak okunmalıdır.

#Cezzar Ahmed Paşa
#Akka
#Napolyon Bonapart