
ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’i Caracas’tan alıp New York’ta hakim karşısına çıkarması, dünya basınında "tarihi ve tehlikeli bir dönüm noktası" olarak yankılandı. New York Times ve Associated Press, Washington’un bu hamlesinin Moskova ve Pekin’e kendi "arka bahçelerinde" saldırganlaşma cesareti verebileceği uyarısında bulunurken, Ukrayna ve Tayvan gibi kriz bölgeleri için tehlike çanları çalıyor.

ABD’nin hafta sonu gerçekleştirdiği operasyonla Venezuela’dan kaçırarak New York’a getirdiği Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’in yargılama süreci başladı. İkili, Brooklyn’deki Metropolitan Gözaltı Merkezi’nden yoğun güvenlik önlemleri altında, zırhlı araçlar ve helikopter transferiyle Manhattan’daki New York Güney Bölge Federal Mahkemesi’ne sevk edildi. Kelepçeli halde mahkemeye getirilen Maduro’nun yürürken aksaması ve eşi Flores’in bitkin hali objektiflere yansıdı.

"BEN BİR SAVAŞ ESİRİYİM"
Federal Yargıç Alvin Hellerstein başkanlığındaki duruşmada söz alan Maduro, iddianameyi ilk kez gördüğünü ve haklarından haberdar edilmediğini vurguladı. Kendisini "Venezuela Devlet Başkanı" olarak tanıtan Maduro, Caracas’taki evinden zorla kaçırıldığını belirterek, "Ben masumum. Burada bahsedilen hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum. Ben bir savaş esiriyim" ifadelerini kullandı.

Yargıç Hellerstein sürecin adil olacağını savunurken, Cilia Flores de kendisine yöneltilen suçlamaları reddederek tamamen masum olduğunu beyan etti. The New York Times’ın aktardığına göre, Maduro mahkeme çıkışında "Savaş esiri" vurgusunu yineledi.

SAVUNMA MAKAMI: "CİDDİ YARALANMALAR VAR"
Duruşmada Maduro’yu, Wikileaks kurucusu Julian Assange’ın da avukatlığını yapan Barry Pollack temsil etti. CNN’in haberine göre Pollack, müvekkilinin kaçırılma sürecinin hukuki sorunlarla dolu olduğunu ve Maduro’nun acil dikkat gerektiren sağlık problemleri bulunduğunu belirtti.

Flores’in avukatı Mark Donnelly ise müvekkilinin operasyon sırasında ciddi fiziksel zarar gördüğünü dile getirdi. Flores’in mahkeme salonunda alnında bandajla ve göz çevresindeki morluklarla görülmesi dikkat çekerken, Donnelly; "Kaburga kemiğinde kırık veya ciddi ezilmeler olabilir, fiziksel muayene şart" açıklamasında bulundu. Flores’in ayakta durmakta zorlandığı ve ABD’li bir yetkiliye tutunarak destek aldığı bildirildi.

Mahkeme salonunda bir izleyicinin "Suçlarının bedelini ödeyeceksin" diye bağırması üzerine Maduro, "Özgürlüğümü kazanacağım" yanıtını verdi. Bir sonraki duruşmanın 17 Mart’ta yapılacağı açıklandı.

DÜNYA BASINI: "EMPERYALİZMİN GERİ DÖNÜŞÜ VE YENİ TEHDİTLER"
Olayın hukuki boyutu kadar, küresel siyasette yarattığı deprem etkisi de dünya medyasının gündemine oturdu.

Associated Press (AP): "Demokrasi Değil, Üstünlük Dili"
AP Haber Ajansı, operasyonu ideolojik ve tarihsel bir kırılma olarak nitelendirdi. Trump’ın "Batı Yarımküre’de Amerikan üstünlüğü sorgulanamaz" çıkışının, 19. ve 20. yüzyıl Amerikan emperyalizmini hatırlattığına vurgu yapıldı. Ajansa konuşan tarihçi Edward Frantz, geçmişteki Irak veya Vietnam müdahalelerinde "demokrasi getirme" kılıfının kullanıldığını, ancak bu kez doğrudan bir "güç ve üstünlük" dili kullanıldığına dikkat çekti.

Haberde, Trump’ın sadece Venezuela değil; Meksika, Küba, Kolombiya ve hatta Grönland’a yönelik sert mesajlarının Latin Amerika’da derin bir ayrışma yarattığı belirtildi. Ayrıca Venezuela’nın petrol rezervlerinin Amerikan şirketlerine açılma ihtimali, operasyonun arkasındaki ekonomik motivasyon tartışmalarını alevlendirdi.

The New York Times (NYT): "Rusya ve Çin İçin Emsal Olabilir" NYT, Maduro hamlesinin ABD’nin rakipleri için tehlikeli bir emsal oluşturduğunu yazdı. Gazeteye konuşan uzmanlar, Trump’ın "Arka bahçemde güç kullanabilirim" mesajının, Rusya ve Çin tarafından "O halde biz de kullanabiliriz" şeklinde okunabileceği uyarısında bulundu.

Brookings Enstitüsü’nden Fiona Hill, bu durumun Ukrayna, Tayvan ve Güney Çin Denizi gibi hassas bölgelerde tansiyonu yükseltebileceğini belirtti. Hill, Trump döneminde "jeopolitik takasların" gündeme gelebileceğini; Rusya’nın Venezuela’dan çekilme karşılığında Ukrayna’da serbestlik talep edebileceğini hatırlattı.
Analistlere göre Moskova ve Pekin, kamuoyu önünde ABD’yi kınasa da, perde arkasında Trump ile ilişkileri bozmamaya özen gösteriyor. Çin’in ticaret kısıtlamalarının gevşetilmesi, Rusya’nın ise Ukrayna sahasında avantaj elde etme beklentisi, bu sessizliğin arkasındaki ana nedenler olarak gösteriliyor.






