İndirim kardeşliği yapalım zararına satıştan kurtulalım

00:0018/09/2006, Pazartesi
G: 18/09/2006, Pazartesi
Yeni Şafak
İndirim kardeşliği yapalım zararına satıştan kurtu
İndirim kardeşliği yapalım zararına satıştan kurtu

Türkiye'nin tanınmış hazır giyim markası Seven Hill'in sahibi Hüseyin Özbek, belli bir tarihte indirime girme konusunda sektörde bir centilmenlik anlaşması yapılamadığı için, yüzde 70 indirimlerle zarar edildiğini savundu

Kahramanmaraş'tan İstanbul'a göç eden ve kumaş işinde büyüyen Bektaş Özbek'in oğlu, bugün Türkiye'nin tanınmış markalarından birini yarattı. Henüz 19 yaşında hazır giyimde kendi markasını oluşturmak için yola çıkan Hüseyin Özbek, o dönem Brad Pit'in oynadığı ve kendisini çok etkileyen Seven (7) filminden yola çıkarak, markasının adını Seven koydu. Ancak Türkçe okunduğunu görünce, Seven Point olarak değiştirdi, bu kez tescil problemleri yaşadı. Sonunda İstanbul'un yedi tepesinden esinlenerek Seven Hill (7 Tepe) isminde karar kıldı. Geride bıraktığı 8 yıl boyunca hiç yüksek oranlı indirime gitmeyen genç işadamı, ilk kez bu yıl yüzde 70 indirimle müşterinin karşısına çıktığı için pişman. Bu orandaki indirimin 'zararına satış' olduğunu ve markanın imajına zarar verdiğini belirten Özbek'le işin başında yaşadıklarını, Türk tekstilini ve markasının geleceğini konuştuk.

Genç yaşta bir şirketi devralma cesaretini nereden buldunuz?

Biraz babam da yönlendirdi. Ukrayna'da Rus Dili Edebiyatı Bölümü'nde okudum. 2-3 arkadaş ortamında gelişen bir düşünceydi. 18 yaşına yeni girmiştim. 1997'de geri döndüm. Babam 30 yıllık kumaşçıydı. Bir süre babamın yanında kaldım. Sonra da "Sana bir sermaye vereceğiz. Bu işi yap" dediler. Ablam da işin finansman kısmıyla ilgilendi. Hazır giyimde spor giyim markası yapmanın daha iyi olacağını düşündük.

Halen kaç parçalık koleksiyonunuzu, ne kadar mağazada satışa sunuyorsunuz?

Yaklaşık 70 parçalık bir koleksiyonumuz vardı. Şu anda 1500'e yakın model var. 2001'den sonra çocuk giyimine de girdik. Şu anda 34'ü kendimizin, 16'sı franchise olmak üzere 50 mağazamız var. 2-3 yıl içinde kendimize ait 100 mağazayı hedefledik.

Marka gereğini neden hissettiniz?

Başta "Bir şeyler kurayım, kendi yağımla kavrulayım" diyorsunuz. Onu yakaladığınız zaman biraz daha büyütmek istiyorsunuz. Markaya daha fazla önem verip, katalog ve reklam yapıyorsunuz. Zaten markanız tanınmaya başladığında çok fazla kazanmıyorsunuz, aslında paralar gidiyor ama markanın vermiş olduğu keyif yetiyor.

Son dalgalanma sizi etkiledi mi?

Hiç etkilemedi. 2001'deki devalüasyon da bizi aksine yüzde 60-70 büyütmüştü. O dönem istesek fiyatlarımızı yüzde 35-40 artırırdık ama aynı fiyatlarla devam dedik. O da bize iki kat satış ve ciro getirdi. 2005'de adetsel anlamda yüzde 20, cirosal anlamda da grup olarak yüzde 35 büyüdük.

Yüzde 70'e varan indirimler var. Bu oranda indirimle kâr edilebiliyor mu?

Yüzde 70 indirim, külli zarar demek. Bütün markalara "Gelin centilmenlik anlaşması yapalım. Şu tarihte sezonu açıp şu tarihte indirime girelim, bu tarihte de istediğimiz indirimi yapalım" dedik. Ama bunu yapamıyoruz. Romanya gibi bir memlekette indirimi önceden devlete bildiriyorsun. Şimdi kış sezonunu açtım, yarın indirime girebilirim, kimse de beni engelle- yemez. Böyle olunca tüketici tara- fından dürüst karşılanmıyoruz. Müşteri "Demek ki böyle de satabiliyormuşsun" diyor. Uyanık firmalar var. İki katı fiyat çıkarıp yüzde 50 indirimle de bir kat para kazanıyor. Bu kadar maliyete rağmen 4 YTL'ye tişörtü nasıl yapabilirim?

Kimse sizi o kadar fiyat düşürün diye zorlamıyor.

Mecbur düşüyorsunuz. Çünkü sektör ürünü sezonda satamaz hale geldi. Tamamıyla indirim dönemine kayıyor. Ama biz bu kış sezonuyla birlikte artık "1 milyon adet yapalım, satarız" demeyeceğiz. Satabileceğimiz kadar ürün yapıp, doğru fiyatla çıkıp sezonu temiz bitireceğiz. Hayatımda ilk kez bu sezon yüzde 70 indirime girdim, bundan sonra asla girmem.

Siz de Çin'de üretim yaptırıyor musunuz?

Türkiye'de çok aşırı pahalı olan naylon ürünleri Çin'de yaptırıyorum. Naylon gruplarında Uzakdoğu başarılı. Ama ufak ufak da bitireceğim. Aynı maliyeti içeride bulsak, ben de gidip malımı ona yaptırayım. Birbirimize faydamız olsun.

Marka oluştumak kadar markayı korumak, ayakta tutmak da zor mu?

Çok daha zor. Şimdi biz birinci lige yükseldik. Bundan sonra burada kalmak, birinciliğe oynamak gerekiyor. Biz de bunun için değişik organizasyonlar yapıyoruz. Örneğin, Keremcem'le sponsorluk anlaşması yaptık. Markanın ilk zamanlarında Beyaz'la anlaşmıştık, bu bizim için çok iyi bir çıkış oldu.

Babanız hâlâ işin içinde mi?

İşi tamamen bize bıraktı. Kendi adına Bektaş Özbek Vakfı, Akçadağ ve Elbistan Vakfı var. Maraş'ta okul yaptırdı. 170 öğrenciye burs veriyor. Hayır işleriyle ilgileniyor.

Eski otomobil topluyormuşsunuz.

1972-73 model Mercedes'leri topluyorum. Mercedes tutkum var. Klasik Otomobilciler Derneği'ne üyeyim, yarışlarına katılıyorum. Hayalimde bir 65 model Mustang kaldı. Çocukluğumda Pazar günleri 7-8 saat araba temizlerdim.




Yabancı mağaza zincirlerinin Türkiye'ye gelmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye'de sektörde bir kendine güvensizlik var. Fason mantıkla ihracata yönelen, etiketimize değer vermeyen bir tekstil sektörüne sahibiz. Önlem alınmazsa, yabancıların çok olduğu, Türklerin az kaldığı bir ülke olacağız. "Türk'ün Türk'ten başka dostu olmaz" denir. Yalan. Şu anda yabancının en büyük dostu Türk. Ne hikmetse, dışarıdan bir yabancı marka geldiği zaman sarılıp kucaklıyoruz.


Her alışveriş merkezine giriyor musunuz, isteyip de giremediği- niz oldu mu?

Bazı Türk markaları dedi ki, "Levent Kanyon'a neden Türk markaları alınmıyor?" Oraya girsen iş mi yapacaksın? Yapama- yacaksın. Oradaki mantık yanlış değildi. Sadece üst kesime hitap etmek istiyor. Ama başka bazı büyük alışveriş merkezlerinde, ön sıraları neredeyse hiç para almadan bazı markalara kiraladı- lar. Koydukları parayı hemen geri almak istedikleri için kalanları çok yüksek değerlerde kiraya verdiler. Ben de yakın zamanda bir alışveriş merkezini mahkemeye vereceğim. Zaten alışveriş merkezleri çoğaldıkça, tartışmalar artacak. Sadece Beylikdüzü'nde 2 yıl sonra 22 alışveriş merkezi olacak. Alışveriş merkezlerinde ipin ucu kaçtı. "Amerika'da bir sürü alışveriş merkezi var, biz oradaki sayılara ulaşmadık" diyorlar. Biri de demiyor ki, Amerika'daki gelirle bizimki aynı mı? Tahmin ediyorum 5 yıl sonra bu merkezler rezil olacak.


İhracatı değil, iç pazarı önemsiyorsunuz. Neden?

Bizde ihracat yüzde 15, iç pazar ise yüzde 85'lik bir paya sahip. Moskova'da kendi yerimizi açtık. Yunanistan'da da franchise mağazalar açıldı. Çevremdeki bütün insanlar, işe girdiğim dönem ihracat çok parlak olduğu için "İhracat yap, ihracat yap" dediler. Ne olduysa, benim elim bir türlü ihracata gitmedi. Hatta küçük bir olay da yaşadım. Almanya'ya bin parçalık bir mal yaptım. Aracı bir kadın vardı, müşteri malı beğeniyor, o beğenmiyordu. Bize "Ben bu malı almayacağım, batacaksınız" dedi. İlk ihracat malımdı. Ben de "Vermiyorum malı, toplayın" dedim. Kadın şaka yaptığını söyleyip, bayılır gibi olsa da vazgeçmedim. Ondan sonra ihracattan resmen korktum. İşin etiketini yapmak aslında işin zor tarafı. Ben de bu tarafı seçtim. Mağazalar işin en zor kısmı. Mağazalarda 400'den fazla kişi çalışıyor. İmalat ve toptanı da sayarsak toplam 600 çalışanımız var.