Merhum Fadlallah kendi zamanını yaşayan bir allameydi

Abdullah Muradoğlu
00:0011/07/2010, Pazar
G: 10/07/2010, Cumartesi
Yeni Şafak
Merhum Fadlallah kendi zamanını yaşayan bir allame
Merhum Fadlallah kendi zamanını yaşayan bir allame

Fadlallah, kendi içtihatlarıyla amel eden, Lübnan realitesini dikkate alan, İran güdümünde hareket etmeyi çok da uygun bulmayan müstakil bir din adamı olarak görülmelidir.Ama onun aynı zamanda etkisi Lübnan sınırlarını aşan bir alim olarak kabul edildiğini de vurgulamak gerek.

Merhum Ayetullah Muhammed Hüseyin Fadlallah'ın yetiştiği ortamı bilmezsek Lübnan'ı da anlayamayız, Şia Müslümanları da anlayamayız..

İslam dünyasının iki büyük kesiminden birini Şii Müslümanlar oluşturuyor çünkü.

Bilgisizlik en büyük düşmandır.

Amacımız elimizden geldiği ölçüde okurlarımızı doğru bilgilendirmek..

Nasıl ki Sünniler birkaç parçaya ayrılmışsa, Şiilerin durumu da bundan çok farklı değildir.

O halde gelin Fadlallah'ın hayatına bir göz atalım ve Şii havzalarına ilişkin bilgilerimizi yenileyelim..

Şii Müslümanların iki büyük ilim havzası vardır, biri İran'da “Kum”, diğeri Irak'ta “Necef”tir.

Ayetullah Fadlallah Necef Ekolü'nden yetişmiştir.

Lübnan'lı şii Müslümanlar da büyük ölçüde Necef ekolünün uzantısıdırlar.

Gerçi 1979'daki “İran İslam Devrimi” Lübnan'lı Şiileri de derinden etkiledi.

Yine de “Hizbullah”ın ideolojik kökenlerini İran'da değil, Necef havzasında aramak gerekiyor.

Ayetullah Fadlallah, Muhammed Mehdi Şemseddin, Subhi El-Tufeyli, Hizbullah'ın liderlerinden Abbas Musevi, Hasan Nasrullah başta olmak üzere Lübnan'lı şahsiyetler Necef havzasından yetiştiler.

Lübnan'daki Şii Müslümanları örgütleyen meşhur “Kayıp İmam Musa Es-Sadr” da keza Necef'te yetişmişti.

1978'da Libya'da esrarengiz biçimde kaybolan ve kendisinden bir daha haber alınamayan İmam Musa Sadr, 1980'de Saddam rejimi tarafından katledilen Ayetullah Muhammed Bakır Es-Sadr ile aynı aileden geliyordu.

Muhammed Bakır Es-Sadr Irak'da BAAS rejimini devirmek için “Dava” örgütünü kurmuştu.

Irak'lı Şii liderlerden Mukteda El Sadr da keza aynı aileden..

Sadr ailesi, Ankara Hükümeti'nin örtülü destek verdiği 1920'deki İngiliz karşıtı Irak Devrimi'nin öncüleri arasındaydı ve Birinci Dünya Savaşı'nda da bu aile Osmanlı safında yer almıştı.

Sadr'ların ve Hakim ailesinin Güney Lübnan'dan Irak'a göç etmiş Arap kökenli Şii ailelerinden birine mensup olduğu söylenir.

AYETULLAH HOYİ'NİN ÖĞRENCİSİYDİ

Ayetullah Fadlallah'ın da “Dava Partisi”yle ilişkisi olduğuna geçmeden önce, onun Irak'lı Şiilerin Büyük Ayetullah'ı Seyyid Ebukasım El Hoyi'nin talebeleri arasında yer aldığını belirtmeliyiz.

1899'da İran Azerbaycan'ında Hoy'da doğan Ayetullah Hoyi 1992'de vefat etti.

Azeri kökenli Ayetullah Hoyi ailesiyle birlikte 1912'de Necef'e göç etmek zorunda kalmıştı.

Irak'ta Büyük Ayetullah Sistani, Ayetullah Muhammed Bakır Es-Sadr, Seyyid Mehdi Al Hakim, İmam Musa Es-Sadr'ın yanı sıra Lübnanlı Muhammed Mehdi Şemseddin ve Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallah da Ayetullah Hoyi'nin dizlerinin dibinde yetişmiş şahsiyetlerdir.

Bu bilgileri verdikten sonra merhum Fadlallah'ın hayat hikayesine geçebiliriz artık.

Lübnan'lı olan Fadlallah 1935'de Irak/Necef'te dünyaya geldi.

Lübnan Fransız mandası altındaydı ve babası (Ayetullah)Abdulrauf Fadlallah 1928'de Güney Lübnan'da Bint Cubeyl yakınlarındaki Aynata'da yaşıyan ailesini de yanına alarak dini ilimler tahsili için Necef'e göç etmişti.

Fadlallah'ın annesi Güney Lübnan'ın tanınmış ailelerinden Bazzi'lere mensuptur.

KAYIP İMAM'IN GÖLGESİNDE KALDI

Küçük yaştan itibaren babasının yolunu takip eden Fadlallah 21 yıllık bir dini eğitimin ardından 1966'da Lübnan'a döndü.

Ancak Fadlallah'tan 9 yıl önce İmam Musa Es-Sadr da atalarının memleketi olan Lübnan'a dönmüştü.

Sadr, Kum'da doğmuş ve Necef'te dini eğitim almış karizmatik bir şahsiyetti.

Lübnan Şiilerinin önderlerinden Şerafettin El Musavi yakın akrabalarından biriydi ve Sadr'ı halefi olarak görüyordu.

Gerçekten de Musavi'nin vefatından sonra Lübnan Şiilerinin önderliğine Sadr geçti.

Sadr ile Lübnan Şiileri varlıklarını daha güçlü bir şekilde hissettirmeye başladılar.

O döneme kadar Lübnan Şiileri ağırlıklı olarak Sol partilere yönelmişlerdi..

Necef'ten yetişen din adamları 1960'ların sonlarından itibaren Lübnan'a döndüklerinde yeni bir değişim sürecini de başlattılar.

Bu din adamlarının bir kısmı Radikal bir İslamcı örgüt olan Dava Partisi'yle ilişkiliydiler ve Fadlallah da bunlardan biriydi.

Musa Sadr'ın öncülük ettiği “Lübnan Yüksek Şii İslam Konseyi” 1967'de Lübnan Parlemantosu tarafından kabul edildi.

Böylece Şiiler de Dürziler ve Sünniler gibi dini fetva makamlarına resmen sahip oldular.

Sadr, 1974'te de “Mahrumlar Hareketi”ni ve onun askeri kanadı olarak bilinen “EMEL” örgütünü kurdu..

1975'de başlayan Lübnan iç savaşında EMEL de etkili bir örgüt olarak varlığını gösterdi.

1978'de Libya'da ortadan kaybolduğu halde 1993'e kadar Şii İslam Konseyi'nin başkanı olarak kabul edildi. Konsey bu tarihe kadar vekaleten yönetildi.

1980'lere kadar Fadlallah, Musa Sadr'ın gölgesinde kaldı..

Fadlallah, Musa Sadr'ın geçmişte İran Şahı'yla yakın ilişkisinden ötürü ona hep mesafeli durmuştu.

DAVA PARTİSİ'NİN LÜBNAN KADROLARI

Sadr'ın kurduğu EMEL, 1980'lerde bölündü ve “İslami Emel” kuruldu.

Kurucuları da Fadlallah gibi Irak'taki Dava Partisi'yle ilişkili kişilerdi ve İran İslam Devrimi'ne çok yakındılar.

Mesela Hizbullah liderlerinden Abbas Musevi, Dava Partisi'nin Lübnan'daki temsilcisiydi ve bizzat Seyyid Muhammet Bakır El Hekim tarafından görevlendirilmişti.

Fadlallah 1980'de Irak Baas yönetimi ajanları tarafından gerçekleştirilen bir suikast girişiminden yara almadan kurtulmuştu.

Ayetullah Fadlallah ve arkadaşları Şeyh Subhi Tufeyli ve Şeyh Ragıp Harb, EMEL'le doğrudan ilişki içinde olmamışlardı.

Daha çok müstakil din adamları olarak faaliyetlerini sürdürmüşlerdi.

İsrail'in 1982'de Lübnan'a girmesinin ardından yıldızı parlayan Hizbullah güçlerinin manevi liderleri olarak görüldüler daha çok.

Musa Sadr'ın yerine geçerek EMEL'i yöneten Avukat Nebih Berri'yi tasvip etmiyorlardı ve İslami EMEL'in kuruluşuna destek vermişlerdi.

SADR'IN BOŞLUĞUNU FAZLASIYLA DOLDURDU

Fadlallah, Musa Sadr zamanında Yüksek Şii Konseyi'nde yer almasına rağmen hizip kavgalarında taraf olmamıştı.

O bütün gücünü Lübnan Şiilerinin sosyal ve siyasi gelişmesini tamamlamasına adamıştı.

Lübnan vatandaşlığıyla sınırlı olmayan evrensel İslami kimliğin netleşmesini amaçlıyordu.

Okullar, dershaneler, hastaneler kurulmasına öncülük ediyordu.

Ve bir bakıma “Kayıp İmam” Musa Es-Sadr'ın bıraktığı boşluğu Fadlallah doldurmuştu.

Yalnız Fadlallah'ı Musa Sadr'dan ayıran en belirgin özelliği, Şii grupçuluğunu aşan bir İslami misyon adamı olmasıydı.

1980'lerin başlarında “Dava” partisinin Lübnan örgütü bir anlamda kendini feshetmiş ve İran İslam Devrimi'nin cazibesine kapılan liderleri de EMEL'in içine nüfuz etmeye başlamışlardı.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi “İslami EMEL”, EMEL'in içinde daha kuruluşundan itibaren vardı.

Zamanı geldiğinde de EMEL'i dışarıda bırakarak kendi varlığını açıktan sürdürdü.

ETKİSİ LÜBNAN'I ÇOKTAN AŞMIŞTI

Hizbullah, Lübnan Şiilerinin bütünü kucaklayan bir siyasal yapılanmadır ve Lübnan'ın diğer aktörleri tarafından meşru bir güç olarak kabul edilir.

Ayetullah Fadlallah ise hiçbir zaman Hizbullah'ın manevi lideri olduğu iddialarını kabul etmemiştir.

Ama bu Hizbullah kesimleri üzerindeki etkisini zayıflatmaz.

Fadlallah, intihar saldırılarını, rehin alma olaylarını yüzde yüz onaylayıcı, meşrulaştırıcı bir tutum içerisinde olmamıştı.

Kadınların toplum içindeki rollerinin artırılmasını da teşvik etmişti.

Ayetullah Humeyni tarafından geliştirilen “velayeti fakih” konusunda da Fadlallah farklı düşünüyordu.

Dolayısıyla Fadlallah, kendi içtihatlarıyla amel eden, Lübnan realitesini dikkate alan, İran güdümünde hareket etmeyi çok da uygun bulmayan müstakil bir din adamı olarak görülmelidir.

Ama onun aynı zamanda etkisi Lübnan sınırlarını aşan bir alim olarak kabul edildiğini de vurgulamak gerek.

Demokrasiye de, laikliğe de, hem olumlu, hem olumsuz taraflarıyla bakabilen geniş görüşlü bir alimdi.

Demokrasi'de Şura'nın kimi özelliklerini görürken, laikliğin de temelinde ve içeriğinde bireyin dini özgürlüklerini vurguladığını belirtirdi.

Kendi zamanında yaşayan ve zamanın ruhunu kavramış bir allameydi.



Lübnan siyaseti ve nüfuzlu aileler















Cengiz Çandar geçen bir yazısında Lübnan'lı Dürzi lider Velid Canbolat'ın, 1943'te başbakanlık yapan Riyad El Sulh'un torunuyla birlikte İstanbul'a geldiğine değinmişti bir vesileyle.

Lübnan'ın köklü ve nüfuzlu Sünni ailelerinden Sulh'lardan sanatçı Münire Sulh'un da aynı günlerde İstanbul'da bir bianeli vardı.


"Sünni" kelimesini kullanmakta mazurum, çünkü mezhebi aidiyetlerin Lübnan'ın siyasal sisteminde önemli bir yeri var.


Nitekim Velid Canbolat da "Dürzi lider" olarak anılır.


Uzatmayalım, Osmanlı imparatorluğu tasfiye edilirken Suriye ve Lübnan, Fransızların payına düştü.


Daha önce "Cebel-i Lübnan" olarak bilinen bölge Fransız mandasıyla birlikte Beyrut ve Suriye'nin bir kısım parçalarıyla birlikte birleştirildi.


Hıristiyanların yönettiği bir "Büyük Lübnan" kurmak istiyorlardı.


Cebel-i Lübnan'da iki mezhep tarih boyunca etkin olmuştur: Maruni Hıristiyanlar ve Müslüman olarak kabul edilen "Dürziler"..


Osmanlı sonrası Lübnan'ın da bu mezheplere Beyrut ve Sayda ve Trablusşam civarında yaşayan Sünniler ve Beka vadisi ile Lübnan'ın güneyinde ikamet eden Şiiler de dahil oldular.


1943'de "Ulusal Pakt" gereği Lübnan'ın cumhurbaşkanı Maruni Hıristiyan, Başbakan Sünni, Meclis Başkanı Şii olmak zorundadır.


1980'lerin sonlarına doğru Genelkurmay Başkanı Dürzi'lerden seçilir oldu.


Bakanlıkların ve diğer devlet birimlerinin dağılımında mezhepler dikkate alınıyor.


Lübnan 1943'te Fransız mandasından ayrılarak bağımsızlığını kazandığında ilk Başbakanı "Sünni" Riyad El Sulh'tur.


Aslında bu yazının konusu Lübnan'ın dini yapısı hakkında izahat vermek değil, İstanbul'u ziyaret eden Velid Canbolat ve Riyad El Sulh'un torununun(Cengiz Çandar ismini vermediği için bilmiyorum) ortak bir kadere sahip olmasıydı.


Sadece Canbolat ve Torun Sulh üzerinden bile bir Lübnan tarihi yazmak mümkün sevgili okurlar.


Gerek Canbolat'lar, gerekse Sulh'lar Lübnan siyasetinde önemli rol oynamış siyasal aktörlerdir.


Aynı aileden Sami El Sulh, Riyad el Sulh, Takiyeddin El Sulh, Raşid El Sulh başbakanlık yapmış isimlerdendir.


Selam'lar, Karami'ler de diğer nüfuz sahibi aileler arasında yer alıyorlar.


Velid Canbolat ve torun Sulh'un benzer yanları, birinin babasının, diğerinin ise dedesinin birer suikast sonucu öldürülmesidir.


Velid Canbolat'ın babası İlerici Sosyalist Parti'nin lideri Kemal Canbolat 1977'de Lübnan iç savaşı sırasında uğradığı bir bombalı suikast sonucunda hayatını kaybetmişti.


Kemal Canbolat, Dürzi kökenli meşhur Osmanlıcı-İslamcı Emir Şekip Arslan'ın da damadıydı.


Canbolatlar ve Arslanlar, Dürzilerin beş yüz yıldır yönetici ailelerindendirler.


Her iki aileye de Osmanlı-Lübnan tarihine ilişkin kayıtlarda sıkça rastlarız.


Lübnan siyasetini etkileyen Sünni ailelerden birisine mensup olan Riyad El Sulh ise 1951'de Ürdün'ün başkenti Amman'da uğradığı bir saldırı sonucunda öldürüldü.


Riyad El Sulh'un babası Selanikte mutasarrıflık ve daha sonra da İttihat ve Terakki döneminde Beyrut mebusu seçilmişti.


Riyad el Sulh ise Osmanlı son döneminde İstanbul'da hukuk okuyarak avukat olmuştu.


Aynı şekilde Maruni Hırisyanlar arasında da Cemayel'ler, Şamon'lar, Edde'ler, Faranjiye'ler Huri'ler, Şihap'lar belli başlı nüfuz sahibi ailelerdir. Şiiler'de ise Esat'lar, Hüseyni'ler öteden beri nüfuz sahibi ailelerdendirler ama bu durum 1970'lerden itibaren değişti. Şimdi artık Lübnan Şiilerini aileler değil, din adamları ve "Hizbullah" ve "EMEL" gibi siyasi güçler temsil ediyor.


Siyaset ve iktidar genellikle belli başlı aileler arasında süren bir nüfuz kavgasının ürünüydü.


Yani, Lübnan Cumhuriyeti- kısmen değişikliklere uğramış olsa bile- kendine özgü bir demokrasisi olan "aileler ve mezhepler federasyonu" gibidir.