Şemdinli davasının siyasallaştığını savunan Kaya ve İldeniz'in avukatları, ABD'nin bu dosyayla BOP kapsamında jandarmayı hedef seçtiğini öne sürerek 39'ar yıl hapse mahkum edilen astsubayların tahliye edilmesini talep etti
Şemdinli davasının Yargıtay'da temyiz duruşması yapıldı. Çete kurmak, adam öldürmek ve adam öldürmeye teşebbüs etmek suçlarından 39'ar yıl hapse mahkum olan astsubaylar Özcan İldeniz ve Ali Kaya'nın avukatları savunmalarında, davanın uluslararası bir komplo olduğunu söyledi. Adil yargılama olmadığını savunan avukatlar askerlerin tahliyesini istedi. Van 3'üncü Ağır ceza Mahkemesi'nin 39 yıl hapse mahkum ettiği astsubaylar Ali Kaya ve Özcan İldeniz'in avukatları Yargıtay 1'inci Ceza Dairesi'nde müvekkillerini savundu. Avukat Vedat Gülşen, İldeniz ve Kaya'nın bir komplo ile karşı karşıya kaldığını söyledi ve "Eğer iddia edildiği gibi bombayı astsubaylar atsaydı neden açık kapıdan değil de camı kırarak attılar. Amaç öldürmekse bomba boş dükkana atılmazdı" dedi.
Avukat Gülşen, duruşmaya bombalama olayının meydana geldiği pasajın maketi ile birlikte geldi. Bir iç mimara hazırlattığı 1/50 ölçekli makette pasajda bulunan Umut Kitapevi ile diğer işyerlerinin tek tek gösteren Gülşen, ordudaki görevi 15 seneyi geçmiş olan bir jandarma istihbaratçısının öğlen vakti, herkesin ortalıkta olduğu saate böyle bu eylemi gerçekleştirmesinin akla ve mantığa ters düştüğünü bildirdi. Umut Kitabevi'nin pasajın alt katında ve son dükkan olduğunu, pasajın giriş kapısı ile dükkan arasında 19 metre 40 santimetrelik mesafe bulunduğuna dikkat çeken Gülşen, bomba atıldıktan sonra dükkan içindeki Seferi Yılmaz'ın 1 buçuk 2 saniyede dükkan dışına çıkıp pasaj girişinde Veysel Ateş'i görmesinin mümkün olmadığını savundu.
Olay sırasında dükkan kapısı açık olmasına rağmen, iki el bombasının vitrin camı kırılarak içeri atıldığını söyleyen Gülşen, "Camı kırmanın maksadı nedir? Bu, bombacının, dükkanın arkasındaki perdeli bölmede yer alan Seferi Yılmaz'ı 'dışarı çık' diye ikaz etmesidir" diye konuştu. Gülşen, eylemin PKK tarafından yapıldığını iddia etti. Dosyanın Avrupa Birliği'nin baskısı altında siyasallaştırıldığını ileri süren Gülşen, yerel mahkemenin erken karar vererek, müvekkillerinin yargılama bitene kadar tutuklu kalmalarına neden olduğunu belirtti.
Gülşen, davanın AB baskısıyla siyasallaştığını idda ederek "Bu davada biz üzülüyoruz. AB'nin baskısı sonucu mahkeme böyle bir karar verdi. Bu dosya, AB ve ABD'nin Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında Türkiye Cumhuriyeti ve Jandarma'nın hedef seçildiği bir dosyadır. Bu davada müvekkillerimiz kurban edildi. Terörle mücadele eden devlet unsurlarımızın morallerinin düzeltilmesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsız hukuk devleti gereği için sanıkların tahliye edilmesini talep ediyoruz. Adalet bekliyoruz" dedi. Diğer sanık avukatları da savunmalarında, yerel mahkeme kararının "hukuka aykırı ve sakat" olduğunu ileri sürerek bozulmasını istedi.
Avukat Vedat Gülşen, duruşmaya bombalanan Umut Kitapevi'nin 1/50 ölçekli hazırlanmış maketiyle geldi. Savunmasını da maket üzerinde yapan Gülşen, dosyanın Avrupa Birliği baskısı altında siyasallaştırıldığını öne sürdü.






