
53. sanat yılını kutlayan Mustafa Sağyaşar, sahne hayatıyla ilgili anılarını anlattı. 1960'ların başında Ankara'da çıktığı bir sahnede zor anlar yaşayan Sağyaşar, silahlı bir grubun tehdidiyle şarkı söylemek zorunda bırakılmış
ŞAMİL KUCUR / İSTANBUL
Aile toplantılarında söylediği şarkı ve türküler ile dikkat çeken Sağyaşar, Müzik Derneği'ne gitmesi için çevresi tarafından teşvik edilmiş. Babasının itirazıyla bir süre tedirginlik yaşadığını söyleyen Sağyaşar, "14 yaşında idim. Adana Halkevi Musiki Derneğine gitmeye karar verdim. Derneğin çalışmalarına katıldım. Daha sonra da Ankara Radyosu'na girdim. 'Sağyaşar' soyadı ile banka ve devlet dairelerine gittiği zaman, gördüğü ilgiden bir hayli memnun olan babam, 'Oğlum seni ve mesleğini yanlış anlamışım. Meğer onurlu bir mesleğin varmış. Seni tebrik ederim' demesi beni çok mutlu etti" diye anlatıyor. 1951'de 18 yaşında iken Ankara Radyosu'na girmiş Sağyaşar. Bir aile büyüğünün uyarısı üzerine son anda başvurabilmiş. Ankara Radyosu'na stajer alınacağı anonsunu duyar duymaz başvurmuş. Sağyaşar, "Radyodan son imtihan duyuru anonsunu duymamış olsam, imtihanını kaçırmış olacak ve belki de Sağyaşar olarak musiki dünyasında yerimi alamayacaktım" diyerek anlatıyor o günleri. Ankara Radyosu ve İstanbul Radyosu'nda 1999'a kadar şarkı söyleyen sanatçı şöyle konuşuyor: "Amatör zamanlarımda Münir Nurettin Selçuk'a hayrandım. Sesimi ona benzeterek, onun gibi söylemeye çalışırdım. Ancak radyoya girmemle beraber taklitten uzaklaştım. Gelmiş geçmiş en iyi kadın seslerinden olan Sabite Tur Gülerman'ın sesi de beni çok etkilemiştir. Bütün bu büyüklerimizden sonra, 45 yıldır Mustafa Sağyaşar olarak, kendi ekolüm ve tarzım ile eser okuyarak bu günlere geldim. Ankara ve İstanbul radyosunda görev yaptığımız dönemlerde çok büyük sanatkarlar vardı. Radyo Müdürü Mesut Cemil (Tel), Ruşet Ferit Kam, Cevdet Kozanoğlu, Kanuni Vecihe Daryal, Kemani Cevdet Çağla, Muzaffer Sarısözen, Lütfi Güneri, Perihan Altındağ, Müzeyyen Senar, daha sonraları Ahmet Üstün, Nevin Demirdöğen ve Sadi Hoşses benim çok sevdiğim ve takdir ettiğim sanatçılardır."
Devlet sanatçılığı tartışmalarına da değinen Mustafa Sağyaşar, devletin bu konuda çok ciddi ve hassas davranması gerektiğini söylüyor. Kendisinin de 1998'de "Devlet Sanatçısı" ünvanıyla ödüllendirildiğini ifade eden Sağyaşar, "Ne yazık ki, bu ödül törenleri politik yaklaşım ve daha başka sebepler yüzünden sulandırıldı. Hak eden ile hak etmeyen sanatkarlar arasındaki farkı bilmek lazım. Aksi taktirde kurumlar da, sanat da, sanatkarlar da zarar görür" şeklinde konuşuyor. Yarım asırdan fazla musiki dünyasının içinde yaşayan Sağyaşar'ın unutamadığı pek çok anısı var. İşte bu anılarından birisini ünlü sanatçı şöyle anlatıyor: "1961'de Ankara Göl Gazinosu'nda programa çıktığım bir akşamdı. 4 kişilik bir grup ısrarla 'Sarı Saçlı Yarimin Can Bahşederken İşvesi' adlı eseri okumamı istiyorlar. Bu eser o geceki repertuvarımda var, ama sırası gelmemişti daha. Sen misin inatlaşan, adamın biri peçete altından silahını çekti. Saz grubumdaki arkadaşlar manzara karşısında heyecana kapılıp, hemen istedikleri şarkıya başlayınca ben de okumaya başladım. Ertesi gün aynı kişiler yine aynı masada idiler. Eyvah dedik yine bir cıngar çıkacak. Ama bu sefer yanıldık. Çünkü, bir sepet çiçekle gelip, saz arkadaşlarımdan ve benden özür dilediler."
----------------- imza------------------







