Geçtiğimiz hafta Hakkın rahmetine kavuşan Prof. Salih Akdemir dillere karşı bitmek bilmez bir öğrenme arzusu ile tanınıyordu. O kendini gerçekleştirmeye çalışan bir ruh, kelime köklerinden Kur''an''ın sırlarını çözme çabasında bir araştırmacı, 40 dili anlayabilen bir dil üstadıydı.
Tanıyanlar vefatına çok üzüldü, pek çok kişi ise Bakan Emrullah İşler''in, cenazesinde gözyaşlarına boğulmasıyla tanıdı Prof. Salih Akdemir''i. Ankara Üniversitesi İlahiyat fakültesi hocalarından olduğunu, 40 dil bildiğini… Öğrenme konusundaki bitmek bilmez arzusunu… İçine doğru yaptığı mistik yolculukları… Sert fakat tatlı kişiliğini… Bildiklerini öğretme çabasını, öğrencilerine ücretsiz dil dersi verme girişimlerini… Yakınlarından, dostlarından Prof. Salih Akdemir''i anlatmalarını istedik. Kişiliğini tanımlamasını istediklerimiz orijinal kelimesini kullandı, yanına bir çok başka güzel kelimeler ekleyerek. Belki onu tanımakta geç kaldık, ama belki de geç değildir…
Salih Bey''le ilk karşılaştığımızda ikimiz de üniversitede öğretim kadrosundaydık. Cuma akşamları ''İslam nedir'' semineri düzenlerdik. Salih Bey''i orada tanıdım. Dostluğumuz çok sıkı devam etti, çok sevdim. Ortadoğu insanı statiktir, dinamik değildir. O ise arayıştaydı, kendini gerçekleştirme, aşma arayışındaydı. Çok hararetli tartışmalarımız oldurdu. ''Keşke seni tanımaz olaydım'', ''Al benden de o kadar'' gibi sözler ederdik birbirimize. Kıran kırana, acımasızca, dünya görüşlerimiz, İslami görüşlerimiz çelişir ve çakışırdı. Fakat birbirimizi farklılıklarımızla kabul etmeyi öğrendik. Bulmuşum böyle düşünen bir kafa, derdi olan, merakı olan, gayreti olan…
Normalin çok üstünde dile karşı yeteneği vardı. ''Aslen ben dilciyim. Babam dindar olduğu için ilahiyata yönlendirdi'' diye itiraf etmişti bir keresinde. İlahiyatta dilciliğini konuşturdu ve çok katkısı oldu. Hukuk kökenli olduğu için, sert bir mizacı vardı. 80''li yıllarda çok katıydı, siyah beyazdı. Daha sonra deruni iç benliğini keşfetmeye daldı. Mistik tasavvufi boyut, evrensel aşka gitti. ''Never fail to suprise me'' derdim. Beni hayrete düşürme konusunda hiç de başarısız değilsin. Çünkü her 6 ayda bir yeni bir konu, yeni bir mevzu, yeni bir dil bulurdu uğraşacak. Derinlikli, çok yönlü, kendi ruhunda İslam''ı laikleştirmemiş biriydi.
Öncelikle Prof.Dr Salih Akdemir''e Allah''tan rahmet diliyorum. Bursa''da yapılan cenaze namazına ve defin merasimine bizzat ben de katıldım öğrencisi olarak. Merhum Prof. Dr Salih Akdemir, yüksek lisans ve doktora eğitimim sırasında ders aldığım değerli hocalarım arasında yer alıyordu. Bazı tez jürilerimde de bulundu. Kendisini 1989 yılından beri tanıyorum.
Akademik camiada değer verdiğim ilim adamları arasında yer alıyor. Bendeki akademik düşüncenin ve akademik kafa yapısının oluşmasında Salih Bey''in çok etkisi olduğunu düşünüyorum. Kendisi gerçekten farklı bir simaydı. Bazen keskin tavırları olan bir insandı.
Kendisi ismiyle müsemma bir insandı. Salih bir insandı. İçi dış bir insandı. Kesinlikle ikiyüzlülük yoktu. Bu özelliklerinden dolayı ben hocamı çok seviyordum. Vefatından dolayı büyük üzüntü duydum. Zaman zaman görüşüyorduk.
Kendisine iyilik yaptığınız zaman onun defaatlerce anlatan, her yerde anlatan bir insandı. Bir yanlışı olmuş ise defaatlerce özür dileme erdeminde olan bir insandı.
Akademik camiada olanlar son yıllarda dükkanı kapatırlar. Ama Salih Akdemir son nefesine kadar çalışmamalarını sürdüren, öğrenen ve öğreten bir insandı. Sürekli okuyan, çalışan etrafında talebeleri olan bir gönül insanıydı. Onun yerinin doldurulamayacağını düşüyorum. Mekanı cennet olsun, ailesine ve çocuklarına sabırlar diliyorum.
Salih Hoca, hayatımda gördüğüm en şeffaf insanlardan biriydi. İçinden konuşmazdı hiçbir zaman. Bitmeyen bir çalışma enerjisi vardı. Literatüre giren bir çalışması yoksa bunun tek bir sebebi vardı; ele aldığı bir meseleyi çabucak bırakıp başka bir şeye geçiyordu. Diyelim ki 5 sene sabredip Sami dilleri üzerine çalışsa dünya çapında el kitabı olacak bir eser yazabilirdi. Dil konusunda Allah''ın verdiği bir kabiliyeti vardı. Ben 93 yılında fakülteye girerken muhalefet edip beni istememişti. Sebebi beni tanımamasıydı. Bunu açıkça söylemişti. Sonra tam 20 sene, binlerce kere, beni her gördüğünde, ''hakkını helal et'' dedi. Böyle enteresan biriydi. Ben onun öğrencisi ve ondan çok küçük olmama rağmen ona katılmadığım noktaları çok rahat konuşurdum. Hiç alınmazdı. 87''de başörtüsü direnişinde ilahiyat fakültesi önünde, bütün hocalar öğrencilerden kaçarken o ısrarla gidip yanlarına oturmuş, rektöre karşı çıkmıştı. Rektör görevine son vereceğini ima edip ''Artık pazarda limon satarsın'' deyince, ''Ben limon falan satamam, mecburi hizmetim var'' demiştir. Hocamız orjinaldi. Hiç kimseyi bir şeyi taklit etmedi, kimse de onu taklit edemezdi.
Salih Akdemir deyince aklıma yabancı dil konusunda olağanüstü yeteneği geliyor. Yabancı dil için yaratılmış bir insandı. Olağanüstü yeteneklerine rağmen, sistemli ve kalıcı bir eser bırakmadan vefat etti. Bu ilahiyat fakültesi için bir kayıptır. İlahiyatçı olmasına rağmen Fransa''da hukuk doktorası yapması hasebiyle Türkiye''de tek örnek olabilir. Fransa''da hukuk fakültesinde Roma hukukunun İslam hukuku ile karşılaştırmalı eleştirel bir doktora tezini yaptı. Bu tezin mutlaka Fransızca''dan Türkçe''ye çevrilmesi lazım. Doktora tezinin ne kadar başarılı olduğunu anlamanız için, benim doktora tezimi 5''le çarpın diyorum. Türkiye''de yapılan doktora tezlerinin çok üstünde. Böyle bir tezi yapabilmek için 3-4 dili bilmek zaten şart. Salih Hoca''yla ben dil konusunda tatlı bir rekabet içindeydik. Sentaks konusunda çok başarılı, morfoloji konusunda ise sentaks kadar başarılı değildi. Hoca, kişilik olarak dışa açık, insancıl, yardımsever, ailesine düşkün bir insandı.
Ağabeyim çocukken çok yaramaz biri idi ve hatta mahallemizi bezdirmişti. Bizi hep döverdi. Onun bu hali lise 1''e kadar sürdü. Bu tarihe kadar derslerinde de vasat bir öğrenci idi. Lise 1''de hocası olan emekli albay Fransızca öğretmeni dillere adım atmasında çok önemli bir rol oynadı ve bu tarihten sonra Fransızca notlarından hep 10 almaya başladı. Sonra Muhammed Tayyip Okiç ile ilahiyat fakültesinde çalışmaya başladı. Artık onu durdurmak mümkün olmadı. Doktorasını Fransa Paris Sorbon Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk tarihi İslam hukuku alanında yaptı ve Arapça dışındaki diğer dillerle tanışması özellikle Latince (Roma hukuku nedeniyle) Paris''te oldu. Diyebilirim ki gece gündüz diller üzerinde çalışırdı. Kendisine asıl büyük etki İzmir Adil Düzen ekibinin çalışmaları sırasında Etimoloji''ye çekmesiyle gerçekleşti ve 1985''ten sonra her çalışması etimoloji ve eski lugatlar üzerine yoğunlaştı.
Abim, bir fikir üzerinde çok ısrarcı biri idi. Şayet o fikir yanlış ise yanlışlığını anlayana kadar savunurdu. Ancak, hatalı ve yanlış olduğunu anlar anlamaz hakikati hazmederek kabul eder ve çok ters de olsa gerçekten ve doğrudan yana kısa süre içinde tavır alırdı. Başlangıçta laiklik konusunu bir türlü hazmedememişti. Kendisi ile tartışmalarımızdan sonra bu defa laikliğin ne olduğunu anladı ve bu defa birçok konuda beni de aştı. Velhasıl çok çalışkan, dürüst, bağımsız düşünceye sahip cesur, yürekli ve gerçek bir bilim adamı idi. Hasta olmasına rağmen hiçbir zaman durmadı ve son nefesine kadar çalışmaya devam etti. Allah rahmet eylesin, muhtemelen kıymeti vefatından sonra çok daha iyi anlaşılacaktır.
Bir gün karşılıklı olarak ne kadar dil bildiğini sayalım dedik ve saymaya başladık. 38 olarak noktaladık ve Guiness rekoru için daha 15 dil bilmesi gerektiğini konuştuk. Bu konuşmadan sonra Japonca ve Çince çalıştığını bana söylemişti. Abimin bu dillerle ilgili özelliği yaşayan diller yanında Samii dillerinden Akadca, Aramice, Süryanice, Sümerce üzerinde de duruyordu. Vahyin geldiği diller üzerinde özellikle çalışıyordu. İbraniceye hem Tevrat hem de Arapça ile ortak özellikleri dolayısıyla hem de etimoloji bakımından özel bir önem veriyordu. Lisans üstü derslerine mutlaka İbranice koyardı. Ona göre ''ikra'' sadece ''oku'' değil İbranice karşılığı olan ''davet et-çağır'' anlamını da taşıyordu ve hatta davet et olarak mana daha iyi oturuyordu.
Kendisiyle fakülteden bu yana devam eden bir arkadaşlığımız vardı. O Fransa''da ben de Amerika''da doktora yaptım. Buna rağmen İngilizce''den yaptığımız tercümelerde zorlandığımda gidip ona sorardım. 90''lı yıllardan sonra tamamen kendini dillere verdi. Diller açısından tefsirle ilgili birçok çalışması oluyordu. İbranice, Aramice, Habeşistan dilleri. Sonra yelpazeyi genişletti; Latince, Çince, Sanskritçe gibi eski klasik dilleri çalıştı. Bazen heyecanla, ''Şu dilde, şu kelimeyi anladıktan sonra Kur''andaki şu ayeti daha iyi anlamaya başladım'' diye anlatırdı. Özellikle Arami, Süryanice, İbranice, Habeş dilleri, Sanskrtiçe, Grekçe dillerini çalışma sebebinin, kelimelerin köklerinin birbirine olan yakınlığı açısından bir çok Kur''an ayetlerine daha iyi yorum getirebilmesi olduğunu söylemişti.
Birlikte ailece görüşürdük. Şakacı, rahatlatıcı bir insandı. Müziğe karşı ayrı bir ilgisi vardı. Bir ara uda ilgi duymuştu. Hiç kimseyle bir çatışmasını duymadım. Ama ilkelerine göre yanlış gördüğü bir şey varsa çok şiddetle karşı çıkardı.






