Hayat Avrupalıyı korkutan Türk askeri pozu

Avrupalıyı korkutan Türk askeri pozu

Sirkeci Postanesi karşısında ilk fotoğrafhanesini açan ancak savaş çıkınca dükkanını kapatıp ordu fotoğrafçısı olan Ferid İbrahim Resmi kayıtlara göre ilk foto muhabir kimliğini alan kişi. Cumhuriyet’ten sonra Atatürk’le birlikte yurt içi gezilerine katılan ünlü fotoğrafçı pek çok tarihi olayın önemli tanığı.

Abone Ol Google News
Ayşe Olgun Yeni Şafak
Avrupalıyı korkutan Türk askeri pozu
Babıali Baskını’nı takip eden gazeetcilerden Ferid İbrahim gizlice görüntü almak için bir ağacın tepesine çıkmış. Ancak çıkan fotoğraf karelerinden bir kısmını korkudan mecmualarıan basamamışlar bile.

Ferid İbrahim resmi kayıtlara göre 1910 yılında devletten 001 numaralı foto muhabiri kimliğini alan Türk basın tarihinin ilk foto muhabiri olarak biliniyor. Trablusgarp ve Balkan Savaşları sona ererken Sirkeci’de Büyük Postane karşısında fotoğrafhanesini açtı. Babıali’de Cağaloğlu Yokuşu 59 numarada hizmet veren Bahaddin Rahmizade adlı fotoğrafhanesinden sonra açılan ikinci fotoğrafçı dükkanıydı. Ancak Birinci Dünya Savaşı başladığında dükkanını kapatarak ordunun fotoğrafçısı oldu. Galiçya’ya gitti. Döndüğünde Beyoğlu’nda ilk Türk fotoğrafçısı olarak yeniden dükkan açtı. Ünlü ressam Hoca Ali Rıza beyden resim dersleri de alan Ferid İbrahim aynı zamanda 1908 yılında arkadaşlarıyla birlikte Fotoğraf Kulübü’nü kurdu. Cumhuriyetin ilanından sonra Çankaya’da fotoğrafçılık yaptı. Fotoğrafçılığı yanında sinema operatörlüğü de yapan ünlü fotoğrafçı Atatürk’ün ilk yurt gezilerinde bazı filmler çekti. Yine bu gezilerde ve Çankaya’da Atatürk’ün fotoğraflarını çekti ve kendisinden takdir aldı. 53 yıl fotoğrafçılık yapan Ferid İbrahim 1953 yılında vefat ettiğinde çok önemli bir arşiv bıraktı. Ancak son eşi Fifi hanım eşinin vefatından sonra Yunanistan’a geri dönmeden önce maalesef bu arşivi dağıttı. Elimizde kalan bir kaç fotoğrafıyla işte ilk foto muhabirimizin hikayesi:

ANNESİNİN HEDİYESİ

1882 yılında Üsküdar’da dünyaya gelen Ferid İbrahim erken yaşta babasını kaybetti. Ferid İbrahim’in fotoğrafçılık merakı annesi Asiye hanımın hediye aldığı bir fotoğraf makinasıyla başladı. O günleri ünlü fotoğrafçı vefat etmeden kısa bir süre önce verdiği röportajda bakın şöyle anlatıyor: “Rahmetli anam mektepte her yıl sınıf geçtikçe bana bir hediye alırdı: Hokka takımı, o zamanlar çok kullanılan iğneli kalem, saat kösteği, şu ve bu.. Bir yıl da 9x12 bir fotoğraf makinası aldı. Bununla birçok fotoğraf çektim. Bazen bozuk, fena çıkıyor, bazen de güzel oluyordu. Güzel çıktıkça hevesim artıyor, keyifleniyordum. Zaman geçtikçe heves merak iptila derecesini buldu. Objektif ve banyo hakkında malumat toplamaya başladım. O sıralarda hürriyet ( 2. Meşrutiyet ilan) edildi. Bu sevinç neşe günlerinde şuraya buraya koştum. Resimler çektim fakat bunları neşretmek aklıma bile gelmiyordu. Kendim için saklıyordum."

Ferid İbrahim kızı ve kendi gibi fotoğrafçılığı seçen oğlu Naim Gören ile birlikte.
Ferid İbrahim kızı ve kendi gibi fotoğrafçılığı seçen oğlu Naim Gören ile birlikte.

YANLIŞLIKLA İŞTEN ÇIKARILIR

O yıllarda hukuk fakültesi öğrencisi olan Ferid İbrahim, bir yandan da Devlet Mülkiye Dairesinde memurluk yapar. 2. Meşrutiyetin ardından devlet dairelerinde tasfiyeler başlayınca isim karışıklığı sonucu işten çıkarıldığını öğrenir. Hakkını aramak için Meclisi Mebusan’a giderken okul arkadaşı gazeteci Faik Sabri’yle karşılaşır. Durumu öğrenen arkadaşı “boş ver devlet memurluğunu bak elinde güzel bir mesleğin var. Ben Übeydullah Esat’la ‘Musavver Muhit’ ve ‘Resimli Kitap’ı çıkarıyorum gel bize fotoğraf çekersin” diye ikna edince fotoğrafçılığa başlar.

Çektiği fotoğraflar Şehbal, Resimli Kitap, Yeni Gazete gibi Meşrutiyet döneminin ünlü kültür dergilerinde yayımlanan Ferid İbrahim, ilk Türk foto muhabiri ve sinema operatörümüz olarak oldukça önemlidir. Pek çok önemli olayın tanığı olan ünlü fotoğrafçı, en mesut günlerinin fotoğrafçılık yaptığı yıllar olduğunu söyler.

İnönü Savaşı’nın yıldönümünde bölgeye bir heyetle ziyaret yapılıyor. Kağnının önünde ayakta olan kişi Ferid İbrahim. Kağnının üzerinde oturan kişi ise Yahya Kemal Beyatlı. (Taha Toros arşivi)
İnönü Savaşı’nın yıldönümünde bölgeye bir heyetle ziyaret yapılıyor. Kağnının önünde ayakta olan kişi Ferid İbrahim. Kağnının üzerinde oturan kişi ise Yahya Kemal Beyatlı. (Taha Toros arşivi)

001 FERİD İBRAHİM

1908 yılında mesleğe başlayan ve 001 ilk foto muhabir kartını alan Ferid İbrahim, bu kartı alma hikayesini şöyle anlatıyor: “Bazı merasimlerde bilhassa padişahın bir yere gezmeye çıktığı, mebusana geldiği zamanlar polis ve asker çok müşkilat çıkarıyor, adeta istiskal ediyorlardı. Bunun için Resimli Kitap foto muhabiri olarak polise başvurdum ve fotoğraf muhabiri vesikasını aldım. Bu Türkiye’deki foto muhabirlerine verilen ilk vesikadır. Numarası (1)dir hala saklarım."

O yıllarda İstanbul’a gelen yabancı ajans muhabirlerinin nasıl olayları saptırdığıyla ilgili de Ferid İbrahim tanık olduğu bir sahneyi hiç unutmamış. O olayı şöyle anlatıyor: “Resimli Kitap’ için aktüalite resimler yaparken, Balkan Savaşı başladı. Paçaları sıvadım. Anadolu’dan gelen askerin, gönüllülerin resimlerini almaya başladım. Bir gün Haydarpaşa’da birçok resimler almış, dönüyordum. Yolda, elinde fotoğraf makinesi olan bir adama rastladım. Yanında bir de delikanlı vardı. Makinemi paltomun altına sakladım, hemen takip ettim. Evvelce resim çektiğim bütün yerlere girdi, fakat bir tek resim çekmedi. Yalnız eski istasyon binasının arkasında bir ağacın dibinde bitlenen ve yanında sakat bir atı olan bir askerin resmini aldı. Herifin davul, zurna çalıp oynayan askerlerin resmini çekmeyip, bunu tercih edişi canımı sıktı. Asabım bozuldu. O kadar ki, bir aralık makinesini elinden almak, parçalamak istedim. Fakat zaman nazik, herifin ecnebi olduğu muhakkak, başımıza bir bela çıkmasın diye cebri nefis ettim. Vapurda tekrar karşılaştık.. Makinemi de yanıma koymuştum, Yanındaki çocuk vasıtasıyla kendisini tanıttı. The Daily Telegraph foto muhabiri imiş… Laf arasında çektiği resimden bahsettim. Niçin böyle resimler aldığını sordum. Şöyle cevap verdi: ‘Avrupalılar böyle resimlerden hoşlanırlar. Hayalindeki Türk askeri böyle bir tiptir. O hayale hakikat şekli veren ve kuvvetlendiren bir manzarayı kaçırmak istemem.’ “

Foto muhabiriyle uzun bir tartışma yaşamışlar. Bu tartışmadan sonra yabancı foto muhabiri kendisine bundan böyle fotoğraf göndermesini istemiş. Ferid İbrahim de, Londra basın ve ajanslarına da çektiği karelerden gönderdiğini dile getiriyor.

1914 yılında Birinci Dünya Savaşı başladığında Osmanlı’nın Almanya’nın yanında yer aldığı biliniyor. Bu yıllarda Ferid İbrahim Büyük Postane karşısındaki fotoğrafhanesini kapatarak Galiçya’ya gidip ordu fotoğrafçısı olduğunu da sözlerine ekliyor.

Savaş yıllarından bir kare.
Savaş yıllarından bir kare.

BABIALİ BASKININI AĞACIN ÜZERİNDEN GİZLİCE ÇEKTİM

İstanbul’un işgali yıllarında hiçbir yere sokulmadıklarını söyleyen Ferid İbrahim Babıali Baskını ve 31 Mart Olaylarının ise canlı tanığı imiş ve burada çektiği karelerden kendi bile dehşete düşmüş. Mesela Babıali Baskınını bir ağacın tepesine çıkarak görüntüleyen Ferid İbrahim vefatından bir süre önce verdiği son röportajında şöyle anlatıyor: “ Baskıncılar Babıali’yi o kadar sıkı bir kontrol altına almışlardı ki. Eski bir tabirle kuşların uçması, kervanın geçmesi kabil değildi. Hele fotoğrafçıları kaldırımlardan bile geçirmiyorlardı. Hatta bir fotoğrafçının elinden makinayı aldılar. Fakat ben işi bir çalımına getirdim. Bir ağaça tırmandım istediğim gibi dışardan, fakat çaktırmadan gizli gizli resimler çektim. Baskının bütün safhalarını tespit etmeye muvaffık oldum. Bu resimlerden bazıları çıktı. Fakat bir kısmını basmaktan korktuk. Mesela Nazım Paşanın vuruluşunu… Çünkü objektif paşanın yere yuvarlanışını tespit etmişti.” Ferid İbrahim, 31 Mart isyanında ise asılanların resimlerini çekerken ilk kez korktuğunu diye getiriyor.

RESMİ GEÇİTTEN ANILAR

Pek çok ünlünün de fotoğrafını çeken Ferid İbrahim şunları anlatıyor: “Sultan Reşat resim çektiğimi anlarsa düzelir, fesine bir intizam verir, önünü arkasını iliklerdi. Ve daima gülerdi. İttihat ricali –Talat Paşa’dan başka-hemen hepsi yüzlerine bir ciddiyet verirlerdi. Rahmetli Talat laubali bir tavır takınırdı. Enver kimseye belli etmeden bıyıklarını büker, dikleştirir, yüzüne tebessüm, bir vakar vermeye çalışırdı. Şehzadelere gelince onlar objektif karşısında bir başka insan olurlar, güzel çıkmak için ne gibi jestler yapmak, poz vermek lazımsa yaparlardı….”

Not: Bu metni yazarken Basın Tarihine Dair Bilgiler Hatıralar (Münir Süleyman Çapanoğlu) ve Taha Toros Arşivi’ndeki notlar ve görsellerden yararlandım.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.