Yönetmen Serdar Akar, Gecenin Kanatları'yla ilgili eleştirileri yanıtladı. Filmin derli toplu bir senaryosu olduğunu söyleyen Akar, “Bu filmi ben çekmeseydim beğenmezdim. Çünkü ben her filmi güzel çekerim” diyor
Benim kendi yazdığım bir proje vardı ama onu çekmeye hazır değildim. Bu arada da boş oturmak istemedim. Konsantre değildim. Diziler sebebiyle de kendi senaryoma yoğunlaşamamıştım. Şimdi diziler bitti. Artık yazabilirim.
Çok derli toplu bir senaryo gibi geldi bana. Bu sene çok film teklifi geldi. Ama çoğunun senaryosu zaten yoktu, ya da anlatılanlar çok içime sinmemişti. Bu senaryo bana daha cazip geldi. “Bu film dünyanın başyapıtı, görür görmez çarptı” diyebileceğimiz bir iş değildi. Mahsun'un da öyle bir iddiası yoktu zaten.
Bir hikâyede benim için en önemli şey dramatik olması. İçime sinmesinin sebebi o, yoksa başka ne olabilir ki. Mesela bazıları bir tek sahneyi bile çok severek film çekebilir. Ama benim için meselenin dramatik olması önemlidir. Gecenin Kanatları da dramatik bir film.
Bir aşkı anlatıyor. Ben filmi bir aşk filmi olarak tanımlıyorum. Fonunda siyasi olayların olduğu bir aşk hikâyesi.
Böyle şeyler konuşulabilir tabi. Ben siyasetçilerin ağzından daha klişe cümleler duydum. Siz duymadınız mı? Filmin diyalogları iyi verilmemiş olabilir, o başka bir durum.
Bu filmi ben çekmeseydim beğenmezdim.
Ben çektim ve ben her çektiğim filmi güzel çekerim.
Ben projeye dâhil olduğumda hemen hemen tüm oyuncular belirlenmişti. Benim o anlamda oyuncu seçimine bir katkım olmadı. Oyuncular için değil ama filmi çekerken senaryo üzerinde zamanlama için gerekli olan düzenlemeleri yaptım.
Bazen olmaz… Yapacak bir şey yok. Beğenmedi ve yakıştırmadılarsa diyecek bir şeyim yok. Belki de benim tarzım değildir film. İnsanlar böyle söylediğine göre.
“Serdar Akar tarzı var. O allem etsin kalem etsin, o tarzı devam ettirsin” denmesini istemiyorum. Benim öyle bir derdim de yok.
Öyle bir film olur ki elinizde olanı biteni ona aktarırsınız. Mesela benim şimdi çekmeyi düşündüğüm projede belki paramız olmayacak, yine her şeyimizi satıp filmi çekeceğiz. Bazen öyle film çekilir, bazen böyle. Bazen para olur. Mesela Kurtlar Vadisi filminde para vardı, hiç sıkıntı çekmedik. Ama beş parasız uğraştığım da çok oldu.
Hiç değil. Çok konuşulursa bana ne faydası olur ki? Çok konuşulan filmlerin çok seyredildiğini düşünmüyorum. Türkiye'de filmin çok konuşulması, filmin gerçekten konuşulduğu manasına gelmiyor. Bir de Türkiye'de sinema ya da sanat eseri hakkında gerçek manada çok konuşulduğunu düşünmüyorum zaten. Film hakkında kim ne konuşacak?
Öyle mi görünüyor dışarıdan bakınca. Vallahi bilmiyorum psikolojik bir problemim olabilir. Bilmem, kendi içimde çözümlediğim bir durum yok. Ama görünen buysa, öyledir ve bir sebebi de vardır mutlaka.
Ya tabi ki dizilerde senaryo geliyor ve siz hemen çekiyorsunuz. Arada uydurabildiğiniz kadar uyduruyorsunuz. Kendi açınızdan düzenleme yapmaya zamanınız olmuyor. Ama bu da bir tecrübe. Biz bu işi öğreniyoruz daha. Ne kadar çok iş çekersek o kadar kârdayız.
Dedim ya ben başka bir şey çekmeyi bilmiyorum. Film, dizi ne fark eder ki. Yine kameranın arkasındasınız. Bir olay var onu çekiyorsunuz, settesiniz. Tek farkı doksan dakikayı çok az bir zamanda çekiyor olmanız. O yönüyle daha ağır. Sonuçta hayatınızı da idame ettirmek durumundasınız. Bu filmden ya da diziden olur, hiç fark etmez.
Yok canım, yalan. Bana öyle bir şey olmadı en azından. Hatta iki üç ay içerisinde bütün dizilerin de biteceğini düşünüyorum. Çünkü artık hiçbir kazancı yok. O da imkânsız hale geldi. Maddi karşılığı kalmadığı için yapımcılar da yanaşmıyor. Yapımcı kazanç ister, olmayınca da vazgeçer.
Evet, şimdi onun üzerinde yoğunlaştık. Senaryoyu yazmaya ve ortamı oluşturmaya hazır değildik. Artık kafamız daha rahat ve çalışmalara başlayacağız.
Şimdi düşündüm de galiba haklısınız. O da şiddet içeriyor biraz. Bu memleketten ne beklediğim hakkında bir film olacak. Genel bir durum yani. Şimdilik bu kadar söyleyebilirim.
Göreceğiz. Mesela ben birkaç yıl öncesine kadar bu fazlalığın içerisinden mutlaka iyi filmlerin çıkacağını düşünüyordum. Bu fazlalığın iyi olabileceğini de söylüyordum. Ama şu anda böyle düşünmüyorum. Çünkü bu fazlalığın altı dolu değil.
Kolaylaştı çünkü. Film yapmak temelinde kolaylaşmadı ama insanlar bunu kolay bir şey olarak görmeye başladı. İçi boş filmler fazlalaşacak giderek. Film; sadece paramız var film çekeriz demek değil. Sinema bir sanat olayı. Tarihi fal bakamayız ama Türk sinemasında gelişecek durumlar inşallah bizim film yapmamızı engellemez.
Türkiye'de sinema yapmanın karşısında hep böyle bir tehlike vardı zaten. İnşallah bu yapmak istediğim filmlere engel olmaz.
Ben bu kadar sert bir film yapmadım diyebilirim. Bu şehirdeki karışıklık hoşuma gidiyor. Sistem çok oturmadığı için daha rahatım bu şehirde. Çok alternatifi var. Coğrafya olarak da, sosyal yapılanma olarak da çok özel. Ben bu karışıklığın içerisinde rahat ediyorum. Ben İstanbul'a âşık olanlardanım.
Yorulmadıktan sonra İstanbul'dan çıkılmaz. Çıkılmaması lazım ya da. Çok yorulursanız, sağlık problemleriniz olursa o zaman düşünülebilir. Bir tarlamız olsun, oraya ektiklerimizi yiyelim-içelim hayali herkeste var ama o hayal de bir türlü gerçekleşmez.
Valla her yer. Ama tabi canım sıkılıyor diye İkitelli'ye gitmem. Boğaz'ı gören her yere giderim. Bazen Boğaz'ı görmeyen bir kahve de olur. Yeter ki İstanbul olsun, İstanbul'da olduğumu hatırlatan bir yer olsun.






