
Geçmişten günümüze elektriğin İstanbul'a geliş serüveni, İETT Genel Müdürlüğü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından kitaplaştırıldı. Prof. Dr. Vahdettin Engin ve Prof. Dr. Ufuk Gülsoy’un üç yıllık araştırma sonunda hazırladığı kitap, ülkemizde ilk elektrikli arabayı II. Abdulhamid Han’ın sipariş verdiğini ve İstanbul'daki aydınlanma sürecinin dünyadaki gelişmelerle eş zamanlı ilerlediği gözler önüne seriliyor.
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e kadar elektiriğin İstanbul'a girişi ve yaygınlaşma süreci İETT ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB)'nin katkılarıyla kitaplaştırıldı. Üç yıllık titiz bir çalışmanın ürünü olan kitap, Prof. Dr. Vahdettin Engin ve Prof. Dr. Ufuk Gülsoy tarafından Başbakanlık Osmanlı Arşivi ile Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi'ndeki resmi belgeler ışığında hazırlanarak okuyucuyla buluştu. Üç bölümden oluşan kitapta II. Abdülhamid'in Avrupa'ya elektrikli araba ve elektrikli sandal sipariş ettiği, sarayda elektrikli fotoğraf makinesi, elektrikli şamdan kullandığı da belgeleriyle ortaya konuyor. İstanbul'un elektrik enerjisini üretildiği Silahtarağa fabrikasının kurulması, şehre enerji verilmeye başlanması, elektrikli tramvayların seferlere çıkması, resmi kurum ve daireler ile bazı semt ve sokakların aydınlatılması kitapta incelenen diğer konular arasında yer alıyor. Dönemin fotoğraf kareleri ve belgeleriyle okuyucuyu tarihi bir yolculuğa çıkaran bu eser, Osmanlı'nın başkentindeki aydınlanma sürecinin dünyadaki gelişmelerle uygun bir seyir izlediğini ortaya koyuyor.
Sokakların henüz modern usüllerle aydınlatılmadığı dönemde İstanbul, geceleri adeta karanlığa gömülürmüş. Bundan dolayı geceleri sokakta fenersiz gezmek kanunen yasakmış. Avrupa'daki teknik gelişmeleri yakından takip eden Osmanlı Devleti, Sultan Abdülmecid döneminde 1853 yılında Dolmabahçe Sarayı'nın havagazıyla aydınlatılmasına karar vermiş. Böylelikle Dolmabahçe Gazhanesi inşa edilerek İstanbul'da Saray'la sınırlı olsa da ilk defa aydınlatmada havagazında istifade edilmiş. 1878 yılında bir Fransız firmasının İstanbul'un sokaklarını aydınlatma işine talip olmuş ama bu girişim sonuçsuz kalmış. Fakat elektrik konusu Osmanlı yönetiminin gündemine yerleşmiş ve elektrik gelişmiş bir toplum olmanın gereği olarak kabul görmeye başlamış. Osmanlı öğrencileri elektrik eğitimi almak için Avrupa'ya gönderilmiş ve İstanbul'da ilk elektrik fabrikası Tersane-i Amire kurulmuş. Ayrıca o dönemde Mekteb-i Harbiye öğretmenlerinden Hayri Bey tarafından "Elektrik Risalesi" isimli bir kitap da yazılarak okullarda da ders kitabı olarak okutulmaya başlanmış.
Meşrutiyet döneminde İstanbul'un elektriklendirilmesine ilişkin talepler geçmişe kıyasla hayli artmaya başlayınca sıra bir elektrik şirketinin kurulmasına gelmiş. "Osmanlı Anonim elektirk Şirketi" adıyla 1911 yılında kurulan bu şirket, İstanbul Boğazı'nda elektriklendirme ve şehrin aydınlanmasına örnek çalışmalara imza atmış. 1913 Aralık ayında Silahtarağa Elektrik Fabrikası'nın yapılması için çalışmalara başlanmış fakat bu sırada meydana gelen sel felaketi işlerin durmasına neden olmuş. Yapılan incelemeler sonucu selde kaybolan ısı tutucu malzemeler tespit edilmiş ve Londra'dan İzmir'e yeni malzemeler ulaştırılmış. Farbrikadaki kazanların çalışmasıyla tramvaylara ve ardından da şehre elektrik verilmesi öngörülmüş. Silahtarağa Elektrik Fabrikası'ndan tramvaylara elektrik verilmeye başlanınca şehirdeki tüm tramvaylar hizmete girmiş.
1923'ten sonra savaşlar nedeniyle durma noktasına gelen İstanbul'u elektriklendirme ve elektrik kullanımını yaygınlaştırma çalışmaları yeniden başlatılmış. Özellikle 1923 ile 1933 yılları arasında şehrin ışıklandırma faaliyetlerinde artış yaşandı. Türkiye'de elektriğin tarihçesine değinen eserlerin tamamında ülkemizde ilk elektrik fabrikasının küçük çaplı bir işletme olarak 1902'de kurulduğu bilgisi de yapılan arşiv taramaları sonucunda doğru olmadığı ve ilk elektrik fabrikasının 1888'de Haliç'teki tersane bünyesinde kurulduğu ortaya kondu. Osmanlı'nın halkla ilişkiler faaliyetleri de okuyucusuna aktaran kitapta, elektriğin halka tanıtımında basının nasıl kullanıldığı dönemin gazetelerinden Takvim-i Vekayi ve Servet-i Fünun'dan sayfalarla anlatılıyor.








