Kalbin ritminden müziğe yolculuk

Kübra Sönmezışık
00:0025/02/2007, Pazar
G: 25/02/2007, Pazar
Yeni Şafak
Kalbin ritminden müziğe yolculuk
Kalbin ritminden müziğe yolculuk

Bir ritim ve caz ustası olan, özgürlüğü ritimde bulan Okay Temiz, hayatın bütün safhalarında ritmi keşfediyor. Dünyanın çeşitli ülkelerinden aldığı müzik kültürünü kendi ülkesinde müzik severlere sunuyor. Doğanın tüm seslerini enstümanlarına taşıyan Temiz, Türkiye'deki müzik anlayışının yenilenmesi gerektiği görüşünde.

Galata Kulesi'nin yakınlarında pek işlek olmayan ara sokaklardan birinde ilginç bir mekan var. Garaj kapısını andıran girişi adeta içerisini gizlemek için kurgulanmış. Kapıyı açıp içeri girdiğimde, büyük darbukalar, Afrika ve Hindistan'ı anımsatan renkli kumaşlar, tahtadan yapma büyük dekorlarla karşılaşıyorum önce. Dikkat kesilip gözlerim objelerde dolaşmaya başladığında, atölyenin sol duvarında dergi ve gazete parçalarına takılıyor. Farklı kültürlerden yerli yabancı kişileri birarada, aynı enstrümana gönül vermiş olarak buluyorum. Mekandaki sessiz gezintimi bitiriyor; “Siz de yeni mi başladınız” sorusu. Öyle ya, burası Okay Temiz'in atölyesi. Buraya gelenler ikiye ayrılır; ritme devam edenler, ritme yeni başlayacak olanlar. Biliyoruz ki, hayat ritimle devam ediyor.

İbadette, tedavide, müzikte, hayatın her safhasında ritmi harmanlayan biri Okay Temiz. Çeşitli ülkelerinden aldığı müzik kültürünü yorumlayıp kendi ülkesinde müzik severlere sunuyor. Ona göre ritmi olmayan müzik müzik değildir. Öyle ki, Türk Sanat Müziği'nin dokunulmazlığına aykırı fikirler üretiyor, eleştiriyor, sorguluyor, Anadolu müziğine ise sahip çıkıyor. Özgürlüğü ritimde bulan Okay Temiz, insanları ritme, yani hayatın sesini duymaya davet ediyor.

Sizi ritim üstadı olarak tanıyoruz. Sizin için ritim nedir ve müziğin neresindedir?

Ritim her şey. Konuşurken yaptığım duraklamalarda, sorduğun soruda, trafikte, rüzgarın sesinde… ritim var. Kainatın içerisinde bir ritim var. Müziğe bunu yerleştirirsek Hindistanlılar ritme anne diyorlar, yani doğurgan. Müziğin ilk noktası ritim. Temelde var olan bir şey, melodinin de öncesi. Bu özelliğinden dolayı ritmi hepimizin üzerinde terapi yapıyor. İbadet dahi bir ritimle yapılır. Bir denge var, kalbimiz ritimli atıyor, kalp durduğunda ritimde durur yani ritim yaşadığımız sürece vardır.


TÜRKİYE'DE MÜZİK STRESLİ
Dünyanın çeşitli ülkelerinde 3300 konser verdiniz, ritmi en iyi anlayan ülke hangisi?

Birçok yerde olumlu tepkiler gördüm ama çaldığımızı özümseyip anlayan ülke Hindistan. Motomot takip ederler, duydukları müziğe anında reaksiyon gösterirler. Mimikleriyle gözlerini kapayıp müziği dinlerler ki, bence en iyi tepki de budur. Fransa'da rehabilitasyon merkezinde bağımlı zengin çocukların beni gözleri kapalı dinlemelerine hayran kaldım.

Afrika, Hindistan gibi yoksul ülkelerin ritme olan ilgileri ekonomik zayıflıktan diyebilir miyiz?

Başlangıçta öyle ama artık onlar da zenginleşiyorlar ve hala ritme sahip çıkıyorlar. Bu müziğin ölmemesi için çabaları var. Sabahları okullarda ritim dersleri veriliyor. 3. dünya ülkelerinde çıkan ritimcilerin çok daha iyi ritm orkestraları var.

Fransa'da albümünüz üçüncü sıraya yerleşmişti. Avrupalıların ritme ilgilerini neye bağlıyorsunuz?

Kültür ile ilgili. Kültür seviyeleri çok yüksek. Macaristan'da, Atina'da, Romanya'da festivaller düzenleniyor. Onlar çocuklukta bu tarz bilinçle eğitiliyorlar. Ama Türkiye'de bunun bir tanesini zor yaptık. Avrupa daha bilinçli, müziğe insanlar daha kolay ve daha ucuz ulaşabiliyorlar. Türkiye'de bir lüks, çünkü pahalı.

Türkiye'de yapılan müzik tarzını nasıl buluyorsunuz?

Türkiye çok adrenalinli, stresli müzik yapıyor. Şarkı sözleri ve ritim arda arda sıkışmış durumda. Bu Türk Sanat müziğinde de böyle, bir acelecilik var. Sadece Türk Sanat müziğinde makber vardır o parçayı da düzgün söyleyebilen çok azdır. Dinleyiciye çok takıldıklarından olsa gerek aceleci şarkılar çıkıyor. Müzik, topluma göre yapılırsa ticari eserlere dönüşüyor ve sanat yapmaktan uzaklaşıyor. Türkiye'de enstrümantel müzik daha iyi yapılıyor. Şarkıcıyı yetiştirenler müzisyenler, şarkıcıyı şarkıcı yetiştirmiyor Türkiye'de.

Plak şirketleri müziğinize nasıl bakıyor?

Onlar için çok yabancı bir şey. 20 yıl öncesi Aka Gündüz, Tunay Ötelen, Onno Tunç ve ben Kent Plak şirketine gittik. Enstrumantel müzik yapacaktık. Şirketin sahibi melodi yok diye yakınmaya başladı. Şarkıcılarla anlaştıkları için, içinde söz olmayan müziğe müzik değil diyorlar. Bu sadece Türkiye'de var olan bir sorun. Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir şeyle karşılaşmıyorsunuz. İran'da insanlar ensturmantel müzikle dans ediyorlar. Ama Türkiye'de müzik yozlaşması var.


DÜNYA ETNİK SEVİYOR
Türkiye'de ritmik tabanlı müzik guruplarından hangilerini beğeniyorsunuz?

Türkiye'de darbuka kullanımı eskiye nazaran daha iyi durudumda. Bir şarkıcının arkasında 4'lü yada tekli halde çalıyorlar. Kardeş Türküler güzel çalıyor ama Türkiye'de yapılan diğer orkestralar, Avrupa mı yoksa Asya mı diye ikisi arasında kalmış. Anadolu Ateşi şovlarında kullanmıştı bu tür ritimleri ama onları kürt propagandası yapan bir grup ve hep doğu ve kürtlerin oynayış şekilleriyle görüyorsunuz. Anadolu Ateşi ilk kuruduğunda Sultans Of The Dans ken estetik bir ihtişam vardı, şimdi o estetik kalktı ve örgütlendiler. Onun dışında güzel tınılar var ama dünyaya açılamazlar, çünkü dünya etnik seviyor. Bunlar Türkiye için güzel örnekler...

Albümleriniz içerisinde zikir albümü de var. Neden zikir?

Aslında müzikte boşluklar ve duraksamalar çok önemlidir, ama Türkiye'de maalesef bu yapılmıyor. Tasavvuf müziğinde boşluklar, duraksamaları görebiliyorsunuz. Zikir albümüne neden olan özelliklerden biri budur. Birde Türkiye'nin en iyi neyzenlerinden Aka Gündüz'le tanıştım, tasavvufi temalardan çıkıp daha evrensel bir şeyler yapmak istediğini söyledi. Ondan ve benden bir kaç bestenin bir araya gelmesiyle albüm yaptık.


RİTİMLE TEDAVİ YAPTIM
Depremzedelere uyguladığınız terapiler işe yaradı mı?

Bende deprem şokunu yaşamış biriydim. İki gün sonra olay yerine gittim, dağlara çıktım, insanlar 4 ay boyunca darbukaları dövdü. Paniklerini, isyankarlıklarını, korkularını çaldılar. Taş attılar, bağırdılar stres atmak için. İki sene devam ettim. Bu kişilerle iki sene sonunda grup kurduk, bir alışveriş merkezinde şov yaptılar ve para kazandılar.

Ritmin tedavi özelliği var mı?

Tabiî ki var. İsveç'te spastik çalışmalarında spastiklerin tiklerinde azalmalar oldu. Aleti çalmaya kanalize oluyorlardı ve ilk önce çalamazlarken daha sonralarında tiklerinde azalmalar oldu ve daha iyi çaldılar. Hem mutlu oluyorlar, hem de tikleri azalıyordu. Ebeveynleri ağlayarak teşekkür ettiler. Benden sonra ritimle spastik çocukları tedavi etme süresi başladı.

Siz müzik yaparken aynı zamanda çok farklı Ensturumanlar da icat ediyorsunuz. Bunu yaparken nelerden etkileniyorsunuz?

Doğada duyabildiğimiz tüm sesler benim esin kaynağım. Mesela Afrika dansları, ritimleri hepsi hayvanlardan alıntı. Türkiye'deki zeybekler kartalın avını yakaladığı şeklinde hareket ederler. Kostümlerin abartılı olması da bu nedenden.

Hangi müzik türlerinden hoşlanırsınız?

Elektronik müziği çok beğeniyorum, etnik müzikleri çok seviyorum, kabilelerin çıkardığı sesler, tınılar hoşuma gidiyor. Ticari olmayan her şeyden hoşlanıyorum. Türk Sanat müziğini hiç beğenmiyorum, laflarıyla, mesajıyla, şarkıcıların giyim tarzlarıyla. Böyle Türklük, böyle sanat müziği olmaz. Şarkı sözleri ağlamaklı aşk şarkılarından öteye gitmiyor. Kadın-erkek ilişkilerinin hüsrana uğramış halinin müziğe dönüşmüş şekli. Anadolu'daki müzik daha moralli, daha doğal.

Caz müziğini de icra ediyorsununuz . Caz ile ritim arasında nasıl bir ilişki var?

Caz zaten başlı başına bir ritim demek. Ritimin en özgür olduğu müzik türü caz. Caz müziği bütün müziklerin üzerinde. Disiplin ister, dünyadaki bütün müzikleri içine alır. Klasik var, sokak müziği var, dini tınılar çok fazla var. Tabiattaki bütün haykırmalar bu müzikte. Yani ritimle caz aynı aileden.


ÖZGÜRLÜK RİTİMDE SAKLI
Peki bizde caz ne kadar kabul görüyor?

Kabul görüyor, ama çok az kişi tarafından. Tabi televizyondaki yanlış müzik yayınları, “biz halk için varız” topluluğun varlığı, “sanat sanat için yapılır” değil halk için yapılır zihniyetinin olması. Sanatçı önce yaptığı işi sanat için yapacak, sonra halka sunacak. Bunun için sabır ve birde devletin sanata desteği gerekiyor.

Müziği devlet olarak destekleyen başlıca ülkeler hangileri?

Hollanda, İsveç, Danimarka, Almanya, Fransa ama en çok destek veren ülkeler İsveç ve Hollanda. Tabiî ki sanatsal bir müzik yaptığında destek görebileceğiniz ülkeler ekonomileri de iyi olan ülkelerdir. Fakat bunu salt ekonomiye bağlamak doğru değil, bugün Türkiye'nin ekonomisi buna yeterli olsa bile, Kültür Bakanlığı'nın bunu anlaması ve devletin sahip çıkması lazım.

Yakın gelecekte ne tür projelere imza atacaksınız?

Ritm projesi devam edecek. İsveç'te, Londra'da “ritm günü” olarak çalınıyor. Kalp atışıyla ilgili büyük bir proje var, onu bir kalp cerrahıyla gerçekleştireceğiz. Enstrümanlarla kalp atışını birleştirip bir projeye imza atacağız. Birde ritmin okullarda ders olarak verilmesini istiyorum. Buna bakanlığın ilgi ve desteği gerekiyor. Müzik hocalarına ve çocuklara ritim dersi vermek istiyorum. Çünkü küçüklerin zihni ritmi algılamaları yetişkinlerden çok daha çabuk oluyor. Bu yüzden ritim küçük yaşlarda verilmesi gereken bir şey. Ritmi okul ortamına sokmak istiyorum.

Ritim ile özgürlük arasında bağlantı kuruyor musunuz?

Evet, ritim özgürlük demek.

Ritmi özgürlüğünüze düşkün olduğunuz için mi tercih ettiniz?

Evet. Özgürlük kontrolü beraberinde getiriyor. Bu yaşamda da böyle. İnsanlara özgürlüklerini verirseniz, kültürel haklarını verirseniz, onlardan istemediğiniz ve beklemediğiniz olumsuz tepkiler görmezseniz.

Atölyenize gelen insanların ortak özelliği nedir?

Her kesimden insan geliyor. Doktorlar daha çoğunlukta. Meslekleri biraz disiplin isteyen bir iş ve ritim onları rahatlatıyor. İnsanlar burada ekip çalışması da yaptıkları için takım arkadaşlıkları kuruluyor. Ritim sosyal bir müzik, birbirlerini hiç tanımayan kişileri kaynaştırıyor.