Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Hayat Ulu camiler bağımsızlık sembolüdür

Ulu camiler bağımsızlık sembolüdür

Anadolu başta olmak üzere Türkiye sınırları içerisinde yer alan 118 ulu cami ilk kez bir albüm kitapta toplandı ve Başbakanlık Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı’nca (AKMB) “Türkiye Ulu Camileri” adıyla yayımlandı. Albümün fotoğraf çekimlerini kayıt fotoğrafçısı Mustafa Cambaz gerçekleştirdi.

İlker Nuri Öztürk Yeni Şafak
Ulu camiler bağımsızlık sembolüdür
Türkiye sınırları içinde kaç tane ulu cami vardır? Hiç düşündünüz mü? Kayıt fotoğrafçısı Mustafa Cambaz düşündü. Sadece düşünmekle kalmadı. Ülkemiz sınırları içerisinde yer alan 118 ulu camiyi fotoğraflayarak 'Türkiye Ulu Camileri' adı altında bir kitapta topladı. Başbakanlık Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığınca (AKMB) yayımlanan kitapta camilerin tek tek hikayesi de anlatılıyor. bütün Anadolu'yu il il, ilçe ilçe, kasaba kasaba gezen Cambaz, ulu camilerin bağımsızlık sembolü olduğunu söylüyor.

Türkiye'nin Ulu Camileri'ni gezip fotoğraflama fikri nasıl ortaya çıktı?
Yaklaşık 15 yıldır başta İstanbul olmak üzere Türkiye'de gidebildiğim her yerde tarihi camileri fotoğraflamaya çalışıyorum. Ulu camiler, bulundukları yerin en eski ve en büyük camileri olmaları hasebiyle mimarî ve süsleme açısından diğer camilerden daha özellikli oluyor.

Kilis Ulu Cami
Kilis Ulu Cami


Fotoğraflanacak detaylarının fazla olması bende ulu camilere karşı özel bir ilgi uyandırdı. Araştırmalarımda, Anadolu'daki Selçuklu ve Beylikler dönemi yadigârlarının hepsini bir arada toplayan bir çalışmanın henüz yapılmadığını gördüm. Bu bir eksiklikti ve yıllarca zihnimin bir köşesini meşgul etti. Türkiye sınırları içindeki ulu camileri en ince detaylarına kadar fotoğraflayıp kayıt altına almak ve bir albüm kitapta toplamak istiyordum. Çünkü fotoğraf en önemli kayıttır. Nihayet bir vesileyle karşılaştığım Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Prof. Dr. Turan Karataş böyle bir projenin hayata geçirilmesinin önemli olduğunu, bunun için desteğini esirgemeyeceğini söyleyince bu albüm kitabın hikâyesi başladı. Türkiye'nin ulu camilerinin haritasını çıkardım ve rotamı çizip vira Bismillah dedim.

Seyahatlerinizi nasıl gerçekleştirdiniz?
Çalışmama en uzak yerden Güneydoğu›dan başladım. Bir iki uçak yolculuğunun dışında bütün seyahatlerimi otobüs, ilçe minibüsleri, bazen de otostopla gerçekleştirdim. İlk gidişimde bir buçuk, ikinci gidişimde bir ay eve dönmedim. Ege ve iç Anadolu'daki yerleri de hafta sonlarında çektim. Çantamda, ulu cami bulunan merkezleri işaretlediğim bir haritam vardı. Geçtiğim yollarla fotoğrafladığım merkezleri renkli kalemle belirgin hale getirdiğim bu haritada katettiğim yolları hesapladım, dört ay boyunca 17 bin kilometre yol yaptığımı gördüm.



Yolculuklar esnasında yaşadığınız ilginç olaylar oldu mu?

Neredeyse her gün değişik bir olay yaşadım. Akşam otele döndüğümde de bunları notlar halinde yazdım. Sıkıntıya girdiğim günler oldu çünkü bir taraftan da zamanla yarışıyordum. 118 cami, yuvarlak hesapla 118 gün yapar. Bazılarında iki gün çalıştığım oldu. Birbirine yakın üç ilçede üç camiyi bir günde çektiğim de oldu. Karaman'ın Ermenek ilçesinde böyle bir sıkıntı yaşadım. Ermenek, Toroslar'ın tepesinde bir ilçe. Çok ters bir yerde kalıyor. Karaman'dan ulaşım yok. Günün belirli saatinde iki defa Mersin'in Mut ilçesine dolmuşu var. Zamanla yarışıyorum. Öğle saatleriydi, Karaman'dan Mut'a gittim. Dolmuş şoförü, “Tanker, kamyon filân geçerse el kaldırırsın” diyerek beni Ermenek yol ayrımında bıraktı. Uzun bir bekleyişten sonra bir tanker geldi. “Ayakkabılarını çıkar” deyip kapıyı açtı. İçerisi sanki şoför kabini değil, ev gibiydi. Her tarafa örtüler serilmiş, ihtiyaç duyacağın ufak tefek şeyler el altında. Yolculuk başladı. Sohbet, muhabbet derken 90 kilometrelik yolu 3 saatte aldık. Çünkü tanker doluydu ve sürekli tırmanmıştık. Havanın kararmasına az bir süre kalmıştı. Işığı kaçırmadan dış mekân çekimlerimi yaptım. Çekimlerim bittiğinde hava kararmıştı. Karaman'a dönmem gerekiyordu çünkü sabah erkenden Konya Ereğli'ye geçecektim. Gündüz dolmuş çalışmayan yerde gece vasıta bulunur mu? İlçe çıkışındaki benzincide bir- iki saat bekledim gelen giden yok. Derken hava patladı. Sanki gökyüzünden kazanla su dökülür gibi bir yağmur yağmaya başladı. Sonuçta bir taksiciyle pazarlık yapıp Mut'a gittim. Karaman'a da gecenin 2'sinde ulaşabildim.

İLÇELERDE DAHA ÇOK

81 ilimize de gittiniz mi?
Hayır. Çünkü bazı şehirlerde ulu cami yok. Ulu camilerin çoğu ilçelerde bulunuyor. Günümüzde küçük bir kasaba olan bu yerler zamanında beyliklerin merkezleriymiş. Meselâ İzmir'de ulu cami yok ama beş ilçesinde ulu cami var. Şöyle söyleyeyim, tespit edebildiğim 118 ulu caminin 41'i şehirlerde, 77'si ilçelerdeydi.

Aksaray Ulu Cami
Aksaray Ulu Cami


Ulu camiler niçin yapılmış? Sebebi ihtiyaç mı ihtişam mı?

Aslında ikisi de var. İslam dünyasında ulu camiler şehir olarak kabul edilen yerlerde Cuma namazlarının topluca kılındığı cami olarak işlev görmüş. Bu yüzden büyük yapılmışlar. Cuma namazı hür Müslüman erkeğe farz olduğundan sultanlar ve beyler, idaresindeki bölgenin özgür olduğunun bir ifadesi olarak ulu camileri yaptırmış. Bu açıdan da bir güç göstergesi ve bağımsızlık sembolüdürler. Meselâ Germiyanoğulları ordusunda komutan olan Aydınoğlu Mehmet Bey, 1308 yılında Birgi'yi Bizans'tan alıyor ve bağımsızlığını ilân ederek burayı babasının adını verdiği beyliğinin başkenti yapıyor. Hemen ardından da mükemmel bir ulu cami inşa ettiriyor. Daha sonra oğlu İsa Bey, eski adı Alasuluk olan Selçuk ve çevresini beyliğin merkezi yapıyor ve egemenliğinin simgesi olarak buraya Selçuk İsa Bey Camii'ni yaptırıyor.

Mardin Ulu Cami
Mardin Ulu Cami


Ulu camilerin öne çıkan özellikleri nelerdir? İsimlendirmeleri nasıl olur?

Bu camiler genellikle bulundukları yerin adını taşırlar. Bursa, Sivas, Kayseri, Erzurum, Cizre, Çermik, Eskil, Elbistan gibi. Bunun yanında Cami-i Kebir, Büyük Cami gibi isimlerle de adlandırılır. Bir kısmı da tıpkı Osmanlı döneminin selâtin camileri gibi, bânilerinin adıyla bilinir. Konya Alâeddin Camii, Selçuk İsa Bey Camii, Eğirdir Hızır Bey Camii gibi. Cuma camisi ve egemenlik simgesi oldukları için şehrin en merkezi yerinde, kalenin hemen yanında inşa edilmişler. Şehrin çekirdeği konumundaki bu mabetler, mimari ve süsleme açısından bulundukları yerdeki diğer camilerden daha özellikli oluyor. Bir de İslâm mimarisinde bazı mimari formlara sembolik anlamlar yüklenmiş. Minare ezan okunan yer olmanın yanında, fethedilen bölgelerde Müslümanlar'ın hakimiyet sembolü olarak kullanılmış. İslam egemenliğini simgelemiş. Minber, Cuma günleri hutbe vasıtasıyla dini ve toplumsal mesajların mü'minlere ulaştırıldığı yer olması nedeniyle devleti sembolize eden bir mimari birim olarak görülmüş. Mihrap ve taç kapılar da Cennet'e girişi sağlayan kapılar olarak değerlendirilip simgesel olarak Cennet kapıları diye adlandırılmış. Bu yüzden ulu camiler; kimi mozaik çini süslemeli tuğla minareleri, kimi dantel gibi örülmüş taç kapıları, kimi gösterişli taş veya çini mihrapları, kimi de kündekâri ahşap minberleriyle dönemlerinin en iyi örnekleri olarak öne çıkar.

İLK ULU CAMİ DİYARBAKIR'DA

Ülkemizdeki ulu camilerin ilki hangisi?
Diyarbakır Ulu Camii, Anadolu'nun en eski tarihli camisi olarak biliniyor. Aslı, şehrin Müslümanlar tarafından fethinden sonra kiliseden çevrilen bir camiymiş. Hz. Ömer devrinde, 639 yılında bölgeye gelen Araplar tarafından şehrin en büyük mabedi, fethin sembolü olarak camiye çevrilmiş. Ancak günümüzdeki cami, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah tarafından 1091 yılında yeniden yaptırılmış. Bu yüzden Büyük Selçuklular dönemine ait bir yapı olarak kabul ediliyor. Fakat Anadolu'da
Büyük Selçuklular'a bağlanan ulu camilerden ilki Kars'taki Ani Harabeleri içerisinde bulunan 1072 tarihli Menûçihr Camii'dir. Sultan Alp Arslan, Ani'yi fethettikten sonra şehrin yönetimini Selçuklular adına sürdürmesi için Ebul Menûçihr'e vermiş. Selçuklu Emiri Menûçihr de bu yapıyı şehrin ulu camisi olarak 1072 yılında inşa ettirmiş. Günümüzde harap bir vaziyette olan caminin tavanında Selçuklu dönemi yıldız motifleri bulunuyor. Orta Asya Türk mimarisinin izlerini taşıyan sekizgen köşeli bir de minaresi var.

Ulu camiler hangi bölgemizde çoğunlukta?
Bölge olarak en çok Güneydoğu Anadolu, İç Anadolu ve Ege'de. İl olarak sırasıyla; Diyarbakır'da 8, Urfa ve Konya'da 6, İzmir ve Isparta'da 5, Mardin, Kahramanmaraş, Kayseri, Tokat ve Kütahya'da 4, Bitlis, Adıyaman, Erzurum, Malatya, Sivas, Aksaray, Çorum ve Afyon'da 3'er tane ulu cami var. Tabi bunlar söylediğim illerle birlikte ilçelerinde yer alıyor. Çünkü her merkezde bir ulu cami bulunur. Ulu camisi olmayan ilimiz çok fakat bunların da bir kısmının ilçelerinde var.

Afyon Ulu Cami
Afyon Ulu Cami


Fotoğraflama esnasında dikkat ettiğiniz hususlar neler oldu?

Dış çekimlerimi yaparken camileri mümkün olduğunca değişik açılardan fotoğraflamak için gayret sarfettim. Bazılarının beton binalar arasında sıkışıp kalmaları ve kargacık burgacık yapılarla perdelenmiş olmaları işimi zorlaştırdı. Binaların çatılarına, evlerin balkonlarına çıkarak boş görüş alanları bulmaya çalıştım. Anadolu Türk mimarisine canlılık getiren bu eserleri elimden geldiğince tüm yönleriyle fotoğraflara yansıttım.

BENZERSİZ MABET DİVRİĞİ ULU CAMİİ

Ulu cami deyince herkesin aklına Bursa Ulu Camii gelir. Sizi en çok etkileyen hangisi oldu?
Bursa Ulu Camii kuşkusuz ulu camilerin en görkemlisi, ulu cami modelinin en gelişmiş şekli, Evliya Çelebi'nin deyimiyle de Bursa'nın Ayasofyası. Ama ben ondan 10 yıl sonra yapılan Edirne'nin ulu camisi Edirne Eski Camii'ni daha çok severim. Onun iç mekânı da Bursa Ulu Camii'ne benzer ama teknik olarak daha ileri olduğunu söyleyenler var. Bursa'da olduğu gibi burası da çok kubbeli. Camiyi örten dokuz kubbe, geniş ve sakin kemerler üzerine oturuyor. Kubbe ve kemerleri taşıyan kalın kesitli ayaklar zemine öyle sağlam basıyor ki, bakanda, sanki cami bulunduğu yerde sonsuza kadar var olacakmış hissini uyandırıyor. Bu camiden çok etkilendim ama beni en çok heyecanlandıran Anadolu'nun ücra bir kasabasında, kendi sakinliği içerisinde gözden uzak kalmış bir mücevher olan Divriği Ulu Camii'dir. Selçuklu çağının bu en önemli abidesi Anadolu'daki küçük bir beylik merkezinde inşa edilmiş. Divriği, Anadolu'daki ilk Türk beyliklerinden Mengücekoğulları'nın bir koluna merkezlik etmiş. 1080'de Mengücek Gazi tarafından fethedilmiş. Daha sonra beyliğin Divriği kolu hükümdarı Ahmet Şah ile eşi Turan Melek (Melike Turan) bu külliyeyi inşa etmişler. Dıştan bakıldığında tek bir kütle olarak görülüyor ama birbirine bitişik cami ve darüşşifadan oluşuyor. Bey camiyi, eşi de hastaneyi yaptırmış.

EdirneUlu Cami
EdirneUlu Cami


Mimar Ahlatlı Hürrem Şah ve Anadolu'nun çeşitli köşelerinden toplanmış taş ustaları tarafından inşa edilmiş bir yapı. Döneminin ve sonraki dönemlerin tek ve benzersiz örneği. Mimarlık tarihinde öncesi ve sonrası yok. Mimari özelliğinin yanı sıra dikkat çekici değişik bitkisel ve figürlü süslemeleriyle seyretmeye doyamayacağınız bir eser. Sadece Cennet kapıları olarak adlandırılan üç kapısı yüzlerce büyük camiye bedel. Anadolu taş oymacılığının şah eseri. Taş sanki hamur gibi yoğrulup şekillendirilmiş. Yüzlerce irili ufaklı motiften hiç biri diğerine benzemiyor. Bu motiflerin de hepsinin zahiri ve batıni anlamları var. Müthiş bir eser...

Taş ve ahşap işçiliğinin görsel açıdan sunduğu güzellik dışında, bu sanat bize ne söylüyor, tarihi anlamda neyi gösteriyor?
Batı dünyası karanlık ortaçağını yaşarken Türk ve İslâm medeniyetinin ulaştığı aşamayı gösteriyor. Böyle bir eseri meydana getiren medeniyetin devamı olduğunu düşündükçe gururlanıyorsun. Bu yüzden özellikle Batı karşısında kompleks sahibi olanların oraya gidip bu mucize eseri görmelerini isterim. 'Türkler sanattan anlamaz, taş işçileri de zaten hep içimizdeki gayr-i müslimlerdi' ezberiyle gezen biriyle oraya gitmeyi ve başını taç kapılardan birine vura vura, Türkler'deki taş işçiliğini göstermek isterdim. İşin şakası bir yana bu güzelliği ortaya çıkaran estetik seviye ve sanat ikliminden şimdilerde çok uzakta olsak da o esere bakıp keyif almak, onu tanımaya çalışmak bile çok güzel.

SAKLI KALMIŞ GÜZELLİKLER

Daha önce adını hiç duymadığınız ancak gördüğünüzde sizi heyecanlandıran cami oldu mu?
Evet oldu. Konya'nın küçük bir ilçesi var Doğanhisar. Taş ve tuğla alaşımlı duvarları olan küçük bir camisi var. Yeni restore edilmiş ve çevre düzenlemesi yapılmış. Osmanlı dönemine ait 1548 tarihli bir cami. Gittiğimde kapalıydı. Orada bulunanlardan yardım isteyip telefonla imama ulaştım. Gelene kadar dış çekimlerimi yaptım. Öğle namazına kadar işimi bitirip Konya'ya dönmenin hesabını yapıyordum. İmam geldi, içeri girdim, aman Allah'ım… Ahşap tavanı, kirişleri, sütun başlıkları, mihrabı, minberi inanılmaz güzellikte nakışlarla kaplı. Gezdiğim yerlerde hiçbir camide o büyüklükte bir ahşap mihrap görmedim. Olduğunu da zannetmiyorum. Tabii, detay çok olduğu için öğlen, ikindi derken akşama doğru camiden ayrılabildim.

Farklı tasarımı ya da diğer camilerde hiç görülmeyen bir mimari formla dikkat çeken camiler var mı?
Başta anlattığım Ermenek Ulu Camii vardı. Hakim bir tepede kurulu olan bu caminin mihrabında alışılmışın dışında bir uygulama mevcut. Niş içinde üç küçük pencere açılmış. Bir diğeri Develi Ulu Camii. Bu cami Sivasi Hatun adında hayırsever bir kadın tarafından yaptırılmış. Bu yüzden Sivasi Hatun Camii olarak biliniyor. Renkli taş kakmalı çok süslü güzel bir mihrabı var. Kavsara denilen bölümü kadın siluetine benzetiliyor. Gerçekten de yakından bakınca peçeli bir kadın başına benziyor. Aydınoğulları Beyliği'nin ilk camisi Birgi Ulu Camii'nin duvarına da mermer bir arslan heykeli yerleştirilmiş. Bir başka cami Aksaray Ulu Camii. Bu cami geçirdiği tamirler neticesinde özgün dış görünüşünü kaybetmiş ama iç mekân orijinalliğini koruyor. Kuzeyindeki mahfil tavanında ilginç bir tasarım var. Müezzin mahfili olarak kullanılan bölümdeki tonozun ortası, İslam süsleme sanatında mukarnas olarak adlandırılan şekillerle kaplanmış. Dev bir arı peteğini andıran bu uygulamayla müezzin sesinin caminin her tarafına ulaştırılması amaçlanmış. Yani dev mukarnas petekle akustik bir düzenleme yapılmış.

Bazı camilerde farklı mimari yapı malzemeleri olduğunu görüyoruz. Bu bize nasıl bir dönemsel okuma sunuyor?
İslam fetih geleneğine göre, fethedilen yerdeki en büyük mabet camiye çevrilir ve şehrin ulu camisi yapılırdı. Eğer büyük bir mabet yoksa sıfırdan büyük bir cami inşa edilirdi. Yeni yapılan cami ve camilerin duvarlarında da orada bulunan mabet veya başka yapıların kalıntıları özellikle kullanılırdı. Selçuklu ve erken Osmanlı dönemlerine ait camilerin özellikle dış duvarlarında çok görülür bunlar. Devşirme olarak adlandırılan bu malzemelerin kullanılmasının da sembolik bir anlamı var. 'Bölgenin hakimi benim, diğer kültürler benim egemenliğim altındadır' vurgusu yapılıyor. Diğer yandan Müslümanlar fethetmiş oldukları topraklarda bulunan zengin kültürel mirası da devralmışlar. Ondan gocunmamış ve dışlamamışlar. İhtiyaç ve anlayışlarına göre uygun bir şekilde biçimlendirip anlamlandırmışlar. Sadece camilerde değil farklı mimari yapılarda da görürüz bunları. Mesela Bizans dönemine ait bir lahit alınmış, İslam bezeme sanatından örneklerle süslenmiş, ayna taşı ve benzeri ilaveler yapılarak güzel bir çeşme haline getirilmiş.

Divriği Cennet Kapı
Divriği Cennet Kapı


BÜTÜN YOLLAR ULU CAMİLERE ÇIKAR


Ulu camiler sadece ibadethane olarak mı kullanılmış?
İslam şehrinin çekirdeği camidir. Fethedilen veya yeniden inşa edilen şehirlerin şekillenmesinde en önemli unsurların başında cami gelir. İslam şehirlerinin dînî, sosyal, siyasi ve ilmî yaşantısının merkezi durumundadır cami. Ulu camiler şehir halkının tüm ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde bir külliye olarak tasarlanmış, eğitiminden hastanesine kadar tüm birimleriyle sosyal hayatta etkili olmuşlar. Medrese, hastane, imaret, kervansaray, han, hamam, bedesten ve çarşılar hemen ulu caminin yanında yer almış. Bu yüzden Anadolu şehirlerinde bütün yollar ulu camilere çıkar.

Bu çalışma sizin için nasıl bir deneyimdi? Anadolu insanı hakkında ne söylemek istersiniz?
Ölene kadar unutamayacağım mükemmel bir deneyimdi. Yalnız başıma çıktığım yolda genellikle otobüs ve ilçe dolmuşlarıyla seyahat ettiğim için gezdiğim yerlerde insana dokundum. Anadolu insanının misafirperverliğini, hoşgörüsünü kısaca büyüklüğünü yaşayarak gördüm. Cami ve diğer kültür varlıklarımızın fotoğraflarının yanında birçok hikâye de biriktirdim. Ufkum açıldı, önyargılarımdan kurtuldum. Bazı deyişler ve yargıların yanlışlığını yaşayarak gördüm. Mesela yalnız gezenin başına her türlü bela ve musibetin geleceği yargısının havadan bir söylem olduğunu anladım. Tam tersine yalnız gezen birinin hiçbir zaman yolda kalmayacağını, her türlü yardımı göreceğini ve çok daha rahat çalışabileceğini gördüm. Batı'da 'Selam verdim, borçlu çıktım' deyişinin Anadolu'da tam tersine dönüştüğünü yani selam verince otomatikman alacaklı duruma geçtiğimi gördüm. Selamın gerçek anlamını yaşadım.

Üç Osmanlı payitahtından Bursa ve Edirne'nin ulu camisi var. İstanbul'un neden yok?
İstanbul'un da var. Ayasofya... Fetihten sonra Ayasofya camiye çevrilmiş ve yapılan ilavelerle de bir külliye haline getirilmiş. Beş yüz yıllık Osmanlı döneminde her padişahın göz bebeği olmuş, üzerine titrenmiş, İstanbul'da hiçbir cami onun kadar ilgiye mazhar olmamış.



• • •
Türkiye Ulu Camiler
Mustafa Cambaz
Başbakanlık Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı
2016
98 sayfa


Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.