
Ketebe Yayınları’ndan çıkan Tuba Kaplan’ın kaleme aldığı “Mükemmel Kurbanı Yaratmak” şiir kitabı, kısa sürede ikinci baskıyı yaptı. Bu vesileyle hem kitabıyla hem de yapay zekânın şiire yansımasıyla ilgili konuştuğumuz Kaplan, “Yapay zekâ şiirin ‘katili’ olamaz, şiire karşı bıçak kaldıracak kavramlar; hüzün, keder, aşk, nefret, politik tavır gücü onda yok” dedi.
Tuba Kaplan’ın kaleme aldığı “Mükemmel Kurbanı Yaratmak” adlı üçüncü şiir kitabı, etkileyici mısralarıyla okuyucusuna derin duygular yaşatıyor. Ketebe Yayınları tarafından okura sunulan kitap, bir ay içerisinde ikinci baskıyı yaptı. Okuru şiiri bulmuş ve içinde barındırdığı dizilerden ilham almış belli ki. Biz de Kaplan’la hem yeni şiir kitabını hem de günümüzde şiirin dönüşümünü konuştuk.
Diane Zimberoff’un 1989 yılında yazdığı “Kurban Tuzağından Kurtulmak” diye bir kitap vardı. Sağlıksız ilişkilerde kurban, kurtarıcı, zorba üçgeninden bahsediyor ve insanların geçmişleri bağlamında bugün kurdukları ilişkilere getirdiği bagajlarda bu üçgenden beslendiklerini anlatıyordu. Günümüzde ilişki kurma biçimleri, başkasına kendini dayatma, kendi benliğini öne çıkarma, bağlanma problemleri elbette ilgimi çekiyor, çünkü ben de insanlarla ilişki kuruyorum. Ama ben psikolog değilim, şiir yazıyorum. Tüm bu ilişkilerden etkilenen bir özne yarattım ve kurban tuzağının farkındaydı. Gölge yanlarının, travmalarının günahın ve seçimlerin farkındaydı. Buna rağmen yanıldı, acı çekti ve yanlış ilişkiler kurdu. İşte bu acıyı kabul eden ama bu tuzağın farkında bir özne elimizdeki. Bu yüzden kendi kazdığı kuyunun farkında. Mağdur değil, yas sürecini yaşıyor. Acı bitecek ve ayağa kalkacak.
Dijital kültür mü, ödüller mi, tartışmalar mı…
2025’in gündemi görünürlük değil bence, artık ayırt edilme arzusu. Dijital mecralar çoğalıyor ama çoğaldıkça dilin sorumluluğu, kıpırtısı, neşesi ıssızlaşıyor, azalıyor. Şiir dilde sorumluluk ister, zaman ve mekân ister. Ödüller, tartışmalar… Hepsi geçiyor. Asıl mesele şu: Şiir, çağın gürültüsünü estetik bir duruşa, öfkeli bir sese, itiraza ya da küskünlüğe çevirebiliyor mu?
VASATLIĞI DEVAM ETTİRME İHTİMALİ VAR
Muhafazakâr kâğıt yanlısı, ya da nostaljik kaygılar taşımak istemiyorum. Elbette yazının ve kâğıdın da farkındayım. Ama dünya savaşında Ezra Pound savaş yıllarında (özellikle 1941’den itibaren) İtalya’daki faşist rejim lehine, Radio Rome/EIAR gibi kanallarda propaganda içerikli radyo konuşmaları yapıyor ve “Radyo gibi etkili bir şey buldum adeta kükrüyorum” diye haber veriyor bu yenilikten. Yani sesin yaygınlığının kâğıda karşılık etkisini fark ediyor.
Şimdi dijital mecralar, yapay zekâ şiiri değiştiriyor, ama şiirin ana noktasını, omurgasını, Türk şiirinin ethos kanalını değil; daha çok şiirin çevresini, üretim hızını, dolaşımını, okuma biçimini değiştiriyor. Dijitalleşme ve yapay zekânın en büyük tehlikesi belki şurada: İyi şiiri “taklit” edebildiği ölçüde, vasatın çıtasını yükseltip vasatı çoğaltması; üstelik yanlış atıf ve yanıltıcı bilgi üreterek bu vasatlığı devam ettirme ihtimali. Ama doğru sorularla, doğru sınırlarla yönlendirildiğinde, eleştirmen için bir “taslak çıkarıcı”, okur için bir “eşlikçi” olabilir. Şiiri anlamaya değil, şiire yaklaşmaya yarar. Yani yapay zekâ şiirin “katili” olamaz, şiire karşı bıçak kaldıracak kavramlar; hüzün, keder, aşk, nefret, politik tavır gücü onda yok.
HEM ŞİİR HEM ŞAİR DÖNÜŞÜYOR
İlk şiirden bu yana hem şiir hem şair yaşıyor, değişiyor, dönüşüyor. Dünyaya karşı aldığı tavra, itiraza daha şefkatli bakan bir yerde, düğümlerin farkında, kabul etmek ve vazgeçmenin gerçek seçim olduğunu anlayacak bir yerde, güzel bir mesafede yani. Şiir, gölge yanları, korkuları, hayata karşılık hâlâ diri tutabildiği heyecanları, yeniden sevmeye olan inancı taşımaya devam ediyor.
ŞİİR BAZEN BİR ÇIKIŞ KAPISI
Benim Nietzsche gibi terk edecek Basel’im olmadı, gidecek dağlarım var ama elbette uzaklaşmak için değil, düşünceyi ayakta tutmak için. Basel’i terk edemedim, yazdım ve yaşadım. Kaçmak ve itiraz: doğa, ev ve sokak arasında bir çizgiye dönüştü. Şiir bazen bir çıkış kapısı, kendinden, zamandan, kalıplardan. Ama kapıyı açan şey hakikati taşıyabilme gücü.









