Bir haberde 3,5 yaşındaki Yiğit Cem Kaba'nın ölümüne sebep olduğu ileri sürülen Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin'den açıklama geldi.
TGRT Haber kanalında yayınlanan bir haberde Prof. Dr. Sabiha Paktuna Keskin'in yanlış tedavi sonucu 3,5 yaşındaki Yiğit Cem Kaba'nın ölümüne neden olduğu ileri sürülmüştü. Konuyla ilgili olarak da Sağlık Bakanlığı tarafından soruşturma açılmıştı.
Prof. Dr. Keskin de bir açıklama yaptı. Keskin, "Bir haberde; bir çocuğun vefat olayında hekim olarak hatam olduğu ileri sürülmüştür. Konuya ilişkin kanalınızdan arayan yetkilinin sorularını yanıtlamış olmama rağmen, haberlerinizde uzun süre her yarım saatte bir verilen bu haberde ısrarla soruları yanıtsız bıraktığım ifade edilmiş, haber, beni suçlu ilan edecek şekilde sunulmaya devam edilmiştir. Öncelikle ifade etmek isterim ki vefatı nedeniyle büyük üzüntü duyduğum çocuğun vefatına neden olabilecek hiçbir tıbbi müdahalede bulunulmamıştır. Çocuk tarafımdan sadece muayene edilmiş, ardından teşhis konulabilmesi amacıyla kan testleri ve EEG istenmiştir. EEG, (Elektroensefalografi) tıpkı EKG (elektrokardiyografi) gibi, girişimsel olmayan yani vücuda herhangi bir maddenin verilmediği ve alınmadığı bir tetkiktir. Çocuk EEG'leri uyku halinde yapılır. Bunun için, EEG'ye özel uyku ilacı verilir. Bu ilaçların kesinlikle bir yan etkisi yoktur. Verilmeleri için herhangi bir ön tetkike de gerek yoktur. Bu konuda benimle kurulan yegane ilişki, EEG'nin Yönetim Kurulu Başkanı olduğum şirkette çekilmiş olmasıdır. Kaldı ki EEG teknisyeni, bu konuda yetkin ve sertifikalı olup 15 yıllık tecrübe sahibidir. EEG işleminden çocuğun herhangi bir zarar görme ihtimali tıbben yoktur. EEG çekiminden sonra zaten çocuk tamamen sağlıklı ve hareket eder halde ailesi tarafından alınarak evlerine götürülmüştür. Bu da işyeri kameralarınca görüntülenmiş ve soruşturma makamına teslim edilmiştir" dedi.
Prof. Dr. Keskin, "Çocuğun vefat nedeni Adli Tıp Kurumu'nca hazırlanacak rapordan sonra anlaşılacaktır.
''Sağlık skandalı' şeklinde verilen haberde 'Yapılan narkoz ölüme neden oldu', '' Yanlış iğne mi öldürdü?'', 'Ünlü profesör, aileden şikayetçi olmamaları için özür diledi'' ''Haberimizden sonra Sağlık Bakanlığı harekete geçti, soruşturma başlattı' ve 'Profesör Sabiha Keskin ağız yoluyla narkoz yaptı, makat bölgesinden iğne yaptı' denilmiştir. Bu ifadelerin tamamı gerçeğe aykırıdır. EEG çekiminde kesinlikle narkoz verilmez, iğne de yapılmaz. Sağlık Bakanlığı yetkilileri konuya ilişkin haberden sonra değil 10 Kasım 2013'te bilgi alma işlemi yapmıştır" açıklamasını yaptı.
Haberde yer alan "Doktor ölen çocuğun ailesini iknaya gitti" ifadesine de Keskin şu yanıtı verdi:
Vefat olayı tarafıma aile tarafından haber verildi. Hemen akabinde de başsağlığı dilemek ve olayın nedenini anlayabilmek için ailenin evine gittim. Bu da haberinizde 'Diz çökmüş ikna etmeye çalışıyor' şeklinde verilerek 35 yıllık meslek hayatım tartışılır hale getirilmek istenmiştir.
Sorulara yanıt vermeme rağmen "ısrarla soruları yanıtsız bıraktı' diyerek uzun süre kanalınızca yayın yapılmış, ancak saat 18.30'daki bülteninizde yaklaşık 15 dakikalık konuşmamdan önemli bölümleri montajlanarak uzman EEG teknisyenini sorumlu gösterdiğim ifade edilmiştir. Ancak böyle bir ifadem yoktur. Ayrıca "Yapılan iğneden ben sorumlu değilim" şeklinde hiçbir şekilde söylemediğim sözler tarafıma atfedilerek nakledilmiştir. Ortada yapılan bir iğne olmadığı için, yapılmayan iğnenin bir sorumlusu da zaten olamaz. Benim için ''tartışmalı profesör' ifadesi kullanılarak, 34 yıllık hekimlik geçmişime, 30 yılı aşkın sürdürdüğüm üniversite öğretim üyeliğime, yaptığım bilimsel çalışmalara ve kişiliğime hakarette bulunulmuştur. Cevap ve düzeltme hakkı tarafımca kullanılacak olup, yanlı, kişilik haklarıma saldırı niteliğindeki haberlerde sorumluluğu bulunanlar hakkında yasal tüm haklarımın kullanılacağının da bilinmesini isterim. Medyanın, kamu görevinin bir parçası olarak devletin yasama, yürütme ve yargı faaliyetlerini duyurması, yorumlaması, eleştirmesi hukuk düzeninin müsaade ettiği sınırlar çerçevesinde gerçekleşmelidir.
Belirtmek gerekir ki, medya yoluyla yapılan kişilik hakkı ihlallerinde en sık rastlanan örneklerden biri de mahkeme kararından önce bir kişinin suçlu ilan edilmesidir. Bu noktada kişilik hakkı üstün nitelikteki kamusal yararın önüne geçmiş olmaktadır. Özellikle sansasyonel haber yapma amacı ile mahkeme kararından önce hukuken yasak olmasına rağmen (Basın Kanunu md. 14,19; Radyo ve Televizyon Yayınları Yayın Esas ve Usulleri Hakkında Yönetmelik md. 5; CMK md. 157, 187; TCK md. 132 vd.) konuyla ilgili yayınlar yapılması, insanların özel yaşamlarına müdahale edilmesidir ki böyle bir durumda hukuka uygunluk sebebinden bahsetmek söz konusu olamayacaktır.
Olay açıklamalarının hukuka uygun olabilmesi için öncelikle gerçeğe uygun olması gerekmektedir. Şayet kişilik hakkını ihlal edici nitelikte olan bir olay açıklaması gerçek değilse her durumda hukuka aykırı olacaktır. Bunu ispat, açıklamada bulunan kişi veya kişilere düşmektedir. Bu bağlamda açıklamada bulunan medya mensubu -kamu görevi yerine getirdiğinin bilincinde olarak- açıklamanın yayımlanmasından önce gereken özeni göstermeli, araştırma yapmalıdır.
Bir olay açıklaması gerçek olsa bile, kamuoyuna nesnel ölçütlere uygun olarak sunulmalıdır. Bir açıklamanın nesnel ölçütlere uygun olarak yapılıp yapılmadığı ise, açıklama ile hedeflenen amaca uygun araçların kullanılıp kullanılmadığının ve açıklamanın sunuluş biçiminin uygun olup olmadığının tespiti ile ortaya çıkacaktır. Bu bağlamda başka ifadelerle aynı amaca ulaşmak mümkün ise, söz konusu açıklamanın hukuka uygunluğundan artık bahsedilemeyecektir. Keza olayın abartılması; gereğinden çok büyütülmesi; sansasyon, intikam, reyting gibi subjektif amaçlarla yayının yapılması hallerinde de açıklama hukuka aykırı olarak kabul edilecektir.
Yukarıda kısaca açıklanan hukuki kurallar ışığında televizyon kanalınızca yapılan yayınların bu ilke ve kurallara kesinlikle uymadığı, sansasyon amacı taşıdığı ve öncesinde tarafımızla irtibata geçilerek olayın aslı araştırılmadığından tek yanlı ve tamamen gerçeğe aykırı yayınlar olduğu tarafımızca tespit olunmuştur.
Belirtilen eylemlerinizin aşağıdaki mevzuat hükümleri kapsamında ayrıca suç teşkil ettiği de ortadadır:
TCK. 134'e göre; 'Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlâl eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlâl edilmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz' ve 'Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, ceza yarı oranında artırılır'.
Ayrıca kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse ceza miktarı artacaktır (TCK. 132). Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden, katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi de, hapis veya adli para cezası ile cezalandırılacaktır (TCK. 133). Yeni TCK ile kişisel verilerin kaydedilmesi, aktarılması, ele geçirilmesi ve yok edilmemesi eylemlerine karşı da koruma sağlanmaktadır. Nitekim TCK 135/1'e göre; 'Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir'. Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi ise, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (TCK. 136). Belirtmek gerekir ki, anılan suç şikayete tabi bir suç değildir.
Bu noktada yapılan haksız, suçlayıcı, iftira niteliğindeki yayınlarınız nedeniyle sorumluğunuz bulunmakta olup, cezai sorumluluğunuzun daha fazla artmaması için yanlı yayınların bir an önce durdurulması yasal açıdan zorunludur.






