Alta düşen"den yana olmak!

00:0029/04/2009, Çarşamba
G: 3/09/2019, Salı
Abdullah Muradoğlu

Fiziksel emekle yapılan birçok işte artık insan emeğinin yerini robotların alacağı bir döneme girmek üzere olduğumuzu anlatan bir yazı yazmıştı Ahmet Altan.Murat Belge de "geleceğin robotları" başlıklı bir yazıyla klasik sol düşünceye egemen olan ''işçi sınıfı'' ve ''fiziksel emek'' kavramının yerini başka kavramların alabileceğini belirtmiş..Peki, işçi sınıfının yerini robotlar alacaksa, sosyalizmin dayanacağı son destek çökecek miydi?Bu soruya Murat Belge, "Hiç böyle düşünmüyorum" cevabını vermiş..Madem

Fiziksel emekle yapılan birçok işte artık insan emeğinin yerini robotların alacağı bir döneme girmek üzere olduğumuzu anlatan bir yazı yazmıştı Ahmet Altan.

Murat Belge de "geleceğin robotları" başlıklı bir yazıyla klasik sol düşünceye egemen olan ''işçi sınıfı'' ve ''fiziksel emek'' kavramının yerini başka kavramların alabileceğini belirtmiş..

Peki, işçi sınıfının yerini robotlar alacaksa, sosyalizmin dayanacağı son destek çökecek miydi?

Bu soruya Murat Belge, "Hiç böyle düşünmüyorum" cevabını vermiş..

Madem işçi sınıfı(proleterya) gibi temel bir argümanın sol literatürdeki yeri değişecek, o halde yerine ne konulacak?

Belge''nin bu konuda öne sürdüğü bir kavram, doğrusunu söylemek gerekirse benim de bir süredir üzerinde düşündüğüm konuya tekabül etti.

Bakın Murat Belge ne diyor:

"Dünyada ''sol'' olmak demek, ''alta düşen''den yana olmak demektir. Tarihin mümkün olduğu kadar geniş bir kısmını kapsamak için bundan daha uygun bir tanım düşünemiyorum. ''Alta düşmüş'' olmak ille üretim sürecinde yer almayı gerektirmeyebilir; ama çok zaman bu durum geçerlidir."

Yeni kavram, ''alta düşen'' oluyor.

***

''Alta düşen''den yana olmak sadece Sol''un niteliğini belirlemiyor tabii.

Bizim de kalbimiz alta düşenler için çarpıyor.

Zaten Murat Belge de klasik sol kavramların kimilerinin geçerliğini yitirdiğini, kimilerinin de anlamlarının değiştiği saptamasında bulunuyor.

Kur''an''da geçen "Müstazaf" bir kavramı, işte bu ''alta düşen''e tekabül ediyor..

Hatta biraz da aşıyor..

''Zaafa uğratılmışlar'', ''zayıf düşürülmüş olanlar'' anlamına geliyor Müstazaflar..

Ne bakımdan, nasıl zayıflatılmışlar sorusu her toplumda farklı cevaplar bulur.

Kapitalizmin doğası gereği zayıf düşürülmek de var, totaliter rejimlere egemen olan güçler tarafından zayıflatılmış olmak da var.

Bir seçkin sınıfın, ülkenin zenginlik kaynaklarını ve yönetim aygıtlarını zapturapt altına almak suretiyle toplumun geniş kesimlerini zayıf düşürmesi de var.

***

Bizim kültürümüzün köklerinde de alta düşenden yana olmak zaten var.

Mesela Hoca Ahmet Yesevi, "Nerede mazlum görsen onunla ol" der.

O halde alta düşenler''i alta düşüren nedenleri ortadan kaldırmak, hak ve adaleti tesis etmek müslümanlığın da bir icabı..

Sorun, hem ülkede hem de dünyada alta düşenlerin nasıl ve ne şekilde alta düştüklerini saptamak.

Sonra da alta düşenlerin nasıl ve ne şekilde kurtarılacağı.

Üzerinde asıl düşünülmesi gereken şey de, bu.

Geçmişe saplanıp kalmak..

Etrafımızda sınır kapısının kapalı olduğu tek komşumuz Ermenistan. Erivan Hükümeti işgal ettiği Azeri topraklarından çekileceği işaretini vermedikçe Türkiye''nin adım atması zor görünüyor. "Karabağ" meselesi ise, sonraya bırakılabilir. İki ülke arasındaki ilişkiler normalleşme seyrine girdikçe, 1915''in iki taraf nezdinde yarattığı acılar küllenir diye umut ediyorum. Çünkü ne Ermeniler bizim kaybettiğimiz canları, ne de biz Ermenilerin kaybettiği canları geri getirebiliriz. "Biz az öldürdük, siz çok öldürdünüz" diyerek çözülebilecek bir mesele de değil bu. Üçüncü ülkelerin dayatmasıyla kökten çözülebilecek bir mesele de değil elbet. Türkiye''de gerek Balkanlardan, gerekse Kafkaslar''dan kaçan farklı etnik kökenlerden on milyonlarca muhacir yaşıyor. Katliamlara muhatap olmuş halkların ne türden travmalar yaşadığını da biliyoruz.

Her sorunu geriye sararak çözemeyiz, ancak ileriye bakarsak bu işin içinden çıkabiliriz. Geçmişi hiç kimse silemez, ama geleceği birlikte kurabiliriz. Ya iki halk arasındaki bu kan davası sürecek yahut acılarımızı tarihe gömerek yeni bir sayfa açacağız. Bölgede barış, bölgede refah getirir. Hem barıştan, hem refahtan pay alır herkes. Tarihe saplanıp kalmanın kimseye bir yararı yok.

Mayınları da kaldıralım!

On yıl öncesine kadar Türkiye ve Suriye kanlı bıçaklıydı. Bir ara neredeyse savaşın eşiğine gelmiş iki ülkenin silahlı kuvvetleri bugün ortak tatbikat gerçekleştiriyor. Ne kadar sevinsek azdır.

Türkiye ve Suriye sınırındaki ortak tatbikat elbette iki ülke arasındaki güveni artıracak. Daha önce hududun iki yanındaki iki komşunun teyakkuz içinde olmalarından kaynaklanan harcamalar da olmayacak artık. Bu noktada "Soğuk Savaş" döneminde Suriye hudutlarımızdaki bölgeye yerleştirilmiş mayınların bir an önce temizlenmesi, arazilerin tarıma açılarak şenlendirilmesi ve ekonomiye kazandırılması gerekmiyor mu?