
Beyinlerimizi felç eden balyoz gibi iddialar karşısında nasıl bir tutum alacağız?
Tarihe bakacağız sevgili okurlar..
Aradığımız cevapların çoğu Türkiye''nin darbe, yarı-darbe ve darbe girişimleri tarihimizde yatıyor.
İhtilal ve darbe saplantısı deyip geçmeyelim…
Ağına düşürdüğü insanların beynini kemirip durur.
"27 Mayısçı" albaylardan Emin Aytekin, "İhtilal Çıkmazı" kitabında bakın ne diyor:
"İhtilalcilik bir hastalıktı, hem de çok sari ve tehlikeli bir hastalıktı. Ama o zaman içimizde bu hastalığa tutulmuş olduğunu kabul edenler yok denecek kadar azdı".
Tabii en başta, kızı CHP Milletvekili Nur Serter''in kulağına küpe olmuştur bu sözler ne bileyim..
Psikolojik tahlilleri bir kenara bırakalım ve elimizdeki filmin bandını geriye doğru saralım..
27 Mayıs 1960''a gelelim.
İsterseniz biraz daha geriye gidelim ve 1957''deki "dokuz subay olayı"na gelelim.
Samet Kuşcu adında bir subay, 8 subayın bir cuntaya mensup olduğunu ihbar etmişti ama dönemin DP Hükümeti bu işin arkasını pek araştırmadı.
Tehlike küçümsendiğinde çabuk gelir.
2 yıl sonra "27 Mayıs" geldi.
27 Mayıs''ta dış şartlar darbecilerden yanaydı, yani şu NATO bağlantısını
kastediyorum.
İçerdeki şartları ise darbeciler ve onların sivil destekçileri zaten oluşturmuşlardı.
"Öğrencileri kıyma makinelerinden geçirdiler" dedikoduları fısıltı halinde dalga dalga yayılmıştı hani..
Peki 27 Mayıs oldu, iş tamama erdi mi?
Ermedi.
Daha darbe bir yılını doldurmadan yeni cuntalar kurulmaya başladı.
Zehir bir kere bünyeye girmişti.
27 Mayıs''ın amacına ulaşmadığı gerekçesiyle bazı subaylar "Silahlı Kuvvetler Birliği"cuntasını kurdular.
1961 seçimlerinde CHP''nin beklenen oyu alamaması üzerine SKB bir askeri müdahale kararı bile almıştı.
SKB, 25 Ekim''de müdahaleye hazırlanıyordu.
24 Ekim''de Genişletilmiş Komuta Konseyi''ni toplayan Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay krizi çözdü
25 Ekim''de Meclis açıldı.
CHP Lideri İsmet İnönü, Demokrat Parti''nin varisi Adalet Partisi''yle bir koalisyon hükümeti kurdu.
SKB çözülmüştü ama cuntacılar serseri mayın gibi ortalıkta dolaşıyorlardı.
Darbe heveslileri 27 Mayıs günü Türkiye''de olmadığı için Milli Birlik Komitesi''ne giremeyen Harp Okulu Komutanı Albay Talat Aydemir''in etrafında toplanmaya başlamışlardı.
21-22 Şubat 1962''de Albay Talat Aydemir''in bir darbe girişimine sahne oldu Ankara.
Hava Kuvvetleri bu girişime karşı koydular, her iki taraf da alarm durumundaydı.
Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay, iki kanadı uzlaştırmaya çalışıyordu.
Aydemir, Havacıların bazı asker kökenli tabii senatörlerle CHP''nin oyununa geldiklerini söylüyordu.
Darbe girişimini de
reddediyordu.
Havacılar ise ellerinde harekat dosyasının bulunduğunu, dosyada Aydemir''in radyoda okuyacağı bildirinin de yer aldığını belirtiyorlardı.
Aydemir''e göre sözkonusu dosyanın karacı birlikleri alarma geçirme ile ilgisi yoktu.
Bu harekat dosyası daha önce Genelkurmay başkanının emriyle her ihtimale karşı hazırlanmış bir harekat planıydı ve tetkik edilmek üzere Havacılara verilmişti.
Doğru değildi tabii Aydemir''in söyledikleri ama size de aşina geliyor bu cümleler değil mi?
Aydemir, arabulucu olmaları için görevlendirilen generallere Meclis fesh edilmedikçe alarm durumunu değiştirmeyeceklerini bildirmişti.
Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları, parti liderleri, bakanlar Çankaya''da biraraya gelerek durum değerlendirmesi
yapıyorlardı.
Hükümetin Ankara''dan Eskişehir''e nakledilmesi bile konuşulmuştu.
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Lideri Osman Bölükbaşı, "Meclis kapanacak yerde, bizim dört günlük defterimiz kapansın. Gidelim meclise, gelsinler hepimizi öldürsünler" diye karşı çıkmıştı.
Ankara''da askerlerle askerler karşı karşıyaydı ve tek bir merminin patlaması kanlı olaylara yol açabilirdi.
Durumun iç savaşa kadar gideceğini düşünen Aydemir sonunda pes etti.
Aydemir''in apoletleri sökülmüştü ama bir "kurtarıcı" olarak saygı görmeye devam ediyordu.
Gittiği her yerde, kimi gazeteciler, kimi politikacılar tarafından ayakta karşılanıyordu.
İhtilal yapmayı bir kere kafasına koymuştu..
Aydemir 21 Mayıs 1963''te ikinci kez bir darbe girişiminde bulundu.
İsmet Paşa Hükümeti ciddi bir tehlikeyle yüz yüzeydi.
Ankara''da çarpışmalar başlamıştı.
Aydemir yanlıları Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay''ın evini basmışlardı.
"Cevdet Paşa''yı alacağız, emir aldık, ölüsünü dirisini götüreceğiz" demişlerdi
Sunay Paşa banyoya saklanmıştı.
Harbiyeli öğrenciler sokakta karşılaştıkları Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Memduh Tağmaç''a ateş açmışlardı.
Harp Okulu Komutanı General Kemalettin Eken de kendi öğrencileri tarafından ayağından vurulmuştu.
Aydemir, Genelkurmay Başkanına, şartlarını kabul etmemesi halinde Genelkurmayı bombardıman ettireceği haberini göndermişti.
Ne ki darbeciler amacına ulaşamadılar, bekledikleri hava desteği de gelmemişti.
Bir albay, bir binbaşı, bir onbaşı, üç er ve bir Harp Okulu öğrencisi yaşamını yitirmişti.
Aydemir askere teslim olmaktansa polise teslim olmayı yeğlemişti.
İsmet Paşa bastırılan darbe girişimini "silahlı irtica kıyamı" olarak nitelendirmişti.
22 Şubatçıları "yiğit" olarak niteleyen ve Ankara kulislerinde Aydemircilik yapan politikacılara da çatmıştı Paşa..
İsmet Paşa şimdi süklüm püslüm olan bu siyasetçileri hedef alarak şöyle konuşuyordu:
"Demokratik rejimi hiçbir zaman ruhlarında kabul etmemiş bazı politikacılar, 27 Mayıs ihtilalinin kolay başarısını da yanlış yorumlayıp boş ümitlere kapılarak, hem ordu aleyhinde tahrikleri körüklemişler ve hem de ordu içine soktukları telkinlerle de büyük-küçük bazı askerleri kendi amaçlarına, ihtilallere teşvik etmişlerdir. Bunlara destek olan gazeteler ve mali imkanlar da görülüyordu. Demokratik rejime girdiğimizin hemen ilk günlerinde başlayan bu durum orduyu müdafaasız, siyasetle uğraşanları ehliyetsiz ve her çeşit tasallut ve tecevüzü cezasız göstermek gibi bir istikamet almıştır"
Keşke İsmet Paşa aynı tavrı 27 Mayıs askeri darbesine karşı da gösterseydi..
Gazeteci olarak görevimiz kimseleri suçlamak değil hatırlatmak.
Maceracılar, darbe heveslileri sadece asker kişiler arasında değil, onlardan daha çok siviller arasından çıkıyor.
Bu bir demokrasi dersidir, alan da çıkıyor, alamayan da.
İnanılır gibi değil sevgili okurlar.. 1962''de Talat Aydemir''i darbe girişiminde bulunmakla suçlayan Hava Kuvvetleri Kurmay Başkanı General Hüsnü Özkan ve 10 arkadaşının da cuntaya mensup oldukları ortaya çıkıyor.
11 havacı bazı siyasetçilerle işbirliği içindeymişler iddialara göre..
Bu siyasetçiler de memleketin kötüye gittiği yönünde bir söylem tutturmuşlardı.
Bu kötüye gidişin ordu içinde büyük bir endişeyle karşılandığını dile getiririyorlardı.
Genç subayların kurduğu söylenen "Milli Devrim Ordusu" grubunun bildirileri de Meclis''te gündeme getiriliyordu.
Milli Devrim Ordusu''yla Hava Cuntası ilişki içindeymiş..
Hava cuntası bazı CHP''liler ve asker kökenli bazı "tabii senatörler"le ilişki kurmakla suçlanıyorlardı.
Cunta üç bölümlük bir ihtilal dosyası hazırlamıştı.
İkinci bölümde Harekat sonrasında temelini CHP''lilerin teşkil ettiği ortanın hayli solunda partisiz bir iktidar öngörülüyordu.
Üçüncü bölümde ise hizalarına güvenlik derecelerine göre tek veya çift yıldız konmuş işbirliği yapılacak CHP''lilerin bir listesi vardı.
70 kişilik bir listeydi bu.
Bunların kaçının gerçekte ihtilalcilerle işbirliği içinde olduğunu bir kenara bırakalım..
Tuhaf gelebilir ama listede en güvenilir CHP''liler arasında Suphi Baykam, Bülent Ecevit, Turhan Fevzioğlu, Orhan Eyüpoğlu, Turan Güneş, Coşkun Kırca, Turgut Göle, Ali İhsan Göğüş gibi isimler de vardı.
Cuntanın varlığını öğrenen Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay, Hava Kuvvetleri Komutanı İrfan Tansel''den cuntayı dağıtmasını istemişti.
Tansel ilk olarak bazı albayların görev yerlerini değiştirdi..
Ama Senato''daki eski Milli Birlikçi senatörler yaygarayı basmışlardı.
Onlara kalsa Tansel görevinden alınmalı ve yerine General Hüsnü Özkan getirilmeliydi.
Bazı CHP''liler de bu yönde konuşmaya başlamışlardı.
El altından MDO''cular da bildiriler yayımlayarak ortalığı kızıştırıyorlardı.
Tansel, kendi kurmay başkanı General Hüsnü Özkan''ın odasında yapılan cunta toplantısını öğrenmiş ve hemen bir baskın düzenlemişti.
Cuntacılar yakayı ele vermişlerdi.
Üçü general altısı albay dokuz subay hemen emeklilik istifa kağıtlarını imzalamışlardı.
Ertesi günlerde iki yarbay da onlara katılacaktı.
Tansel Hürriyet''e yaptığı açıklamada 11 subayın Tabii Senatör Mucip Ataklı''dan emir aldıklarını ve bu yüzden askerliklerini kaybettiklerini söylemişti.
Tabii ortalık karışmıştı.
Oysa Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay istifaların normal birer emeklilik işleminden ibaret olduğunu bildirmişti.
CHP''liler de Aydemir''e karşı kaya gibi duran Havacı subaylara arka çıkıyorlardı.
Havacı bir subayın özel dolabında bulunan harekat dosyaları işlem yapılması için Genelkurmaya gönderilmişti.
General Süleyman Tuncel ele geçirilen dosyaları odasında büyükçe bir masanın üzerinde teşhir ediyordu.
Sonunda 11 subayın ilişikleri kesildi.
Tabii Talat Aydemir ve arkadaşları, Hava cuntasının bertaraf edilmesinden mennundular.
Onlar da kendileri gibi ordudan çıkarılmışlardı.
Havacı general Hüsnü Özkan daha sonra CHP''den milletvekili seçilecek, onunla birlikte emekli edilen Albay Fevzi Arsın da CHP''nin Ankara il Başkanlığı yapacaktı.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine..
21 Mayıs 1963''teki darbe girişiminin bedelini Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan idam edilerek ödedi.
Ama darbecilik ve ihtilalcilik bitmedi.
9 Mart 1971''de bir darbe girişimi daha sözkonusuydu.
Son anda cuntacılar bölünmüş ve ordu içindeki "9 Martçılar" tasfiye edilmişti.
Bunun yerine "12 Mart"darbesi gerçekleştirilmiş ve Süleyman Demirel Başbakanlıktan çekilmişti.
Daha önce 9 Martçılarla birlikte olan bazı kuvvet komutanları da 12 Mart muhtırasının bildirisine imza atmışlardı.
9 Martçılar sadece askerlerden ibaret değildi, dışarda sivillerden teşkil edilmiş cuntalarla da işbirliği içindeydiler.
Bir anayasa taslağı hazırlamışlar ve bir de aralarında sivillerin de yer aldığı bir hükümet listesi hazırlamışlardı.
Bu listede yer alan isimler kod isimlerle zikredilmişlerdi.
Öte yandan darbenin başarılı olması durumunda "devrim mahkemeleri" kuracaklar ve kendilerinden yana olmayanları bu mahkemelerde yargılayacaklardı.
Olmadı, 9 Mart bertaraf edildi, 12 Mart geldi.
12 Mart muhtırasının ardından sözüm ona bir "milli mutabakat hükümeti" kurulmuştu.
Kabinede yer alan 11 Bakan Meclis dışından idi.
Başbakan ise CHP''den istifa eden Nihat Erim idi.
Kuşkusuz Meclis dışından veya içinden yeni Hükümette yer alanların büyük çoğunluğu darbecilerle ilişkili değildiler.
Ama darbecilerin kurdurduğu bir Hükümette yer almakta da mahzur görmemişlerdi.
Öte yandan sivil-asker 9 Martçılar da Mahkemeye çıkarıldılar, lakin beraat ettiler.
Darbe ve cunta iddialarını kabul etmemişlerdi.
Cuntaya sızan Mahir Kaynak''ın ifadeleri ve MİT''in ses kayıtları da delil olarak kabul edilmemişti.
Sonraki yıllarda 9 Martçılar yayımladıkları anılarda ve gazete sayfalarında süren polemiklerle cuntanın varlığını itiraf ettiler.
Demek ki "cunta yok" demekle iş bitmiyor.
Hatırlatalım, 12 Mart Sol''a büyük bir darbe indirdi.
Bu solun içinde cuntalarla işbirliği yapanlar da yer alıyordu.
Başbakan Nihat Erim, ülke çapında yapılacak operasyonları "Balyoz harekatı" adıyla açıklamıştı.
12 Mart dönemindeki Balyoz Harekatı''nın açtığı yaralar hala kapanmadı mı diye insan merak ediyor.
Bakın şimdi de doğrudur, yanlıştır bir "Balyoz Harekat Planı" ortaya dökülüverdi.
40 yıl sonra bir rövanş duygusu mu bu işlerde etkili oluyor diye düşünmeden edemiyor insan.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.