günlerde basın tarafından gündeme getirilen sakıncalı sermaye listesi son aylarda tırmandırılan gerginliğin sebebini de, muhtemel sonuçlarını da, gösterecek niteliktedir. Bu listenin açıklanması aslında sürekli olarak devletten beslenerek yaşamaya alışmış tekelci büyük sermayenin, kendi özkaynaklarını kullanarak ülke ekonomisine katkıda bulunan işadamları ile son yıllarda özellikle yurtdışından aktarılan kaynaklarla yükselişe geçen Anadolu sermayesine, haksız rekabet yoluyla savaş ilan etmesinden başka bir şey değildir. Bu sermayenin sesi konumunda bulunan medya tarafından kullanılan ideolojik ve sloganik söylem aracılığıyla, ordu da, bu haksız rekabete alet edilmek istenmektedir.
Bir ülkenin iç ekonomik-politiğinin en hassas alanı devlet ile sermaye arasındaki ilişkidir. Ülkenin ekonomik kaynaklarını yönlendirecek siyasi ve hukuki güç tekelini elinde bulunduran devletin, bir grup seçkin sermaye ile girişebileceği ilişki hem siyasi sistemin işleyişi, hem de ekonomik verimlilik açısından büyük sakıncalar barındırmaktadır. Geri kalmış ülkelerin çoğunun tutarlı bir siyasi sistemden de, verimli bir ekonomik yapıdan da yoksun oluşunun en önemli sebebi, bu ülkelerdeki siyasi iradeye bağlı kısır sermaye grupları ile sivil ve askeri bürokrasi arasındaki ilişkinin rasyonel ve objektif bir hukuki zeminden çok, ortak çıkar ilişkisini meşrulaştıran ideolojik bir söyleme dayanmış olmasıdır. Meksika ve Şili gibi Latin Amerika ülkelerinde de, Nijerya ve Mısır gibi Afrika ülkelerinde de yaşanan gerçeklik budur.
Sırtını merkezi bürokrasiye dayayan bir sermaye grubunun temel kaygısı ekonomik verimlilik ve üretim maksimizasyonu olmaktan çıkar. Piyasada çıkabilecek yeni ve dinamik rakiplerin önü fiyat ve maliyet mekanizmaları ile değil, ideolojik bir söylemle kesilmeye çalışılır ki, bu durum ekonomik kaynakların verimsiz bir şekilde kullanılması sonucunu doğurur.
Böyle bir sermaye grubu ile merkezi bürokrasi arasında ortak bir yön vardır. Bu da her ikisinin de seçim mekanizmasının yani kamu tarafından hesap sorulabilirlik alanının dışında kalmasıdır. Halk ne tekelci sermayeden, ne de tayinle işbaşına gelen bürokrasiden doğrudan doğruya hesap sorabilir. Sermaye grupları açısından hesap sorulma mekanizması piyasa rekabeti, siyasi elit açısından hesap sorulma mekanizması seçimdir.
Rakiplerini ideolojik bir söylemle devre dışı bırakmaya çalışan sermaye grupları aslında serbest rekabete dayalı piyasa mekanizması tarafından hesaba çekilmekten kaçmaktadır. Seçimler aracılığıyla halktan yetki almaksızın görünmeyen siyasi gücü elinde tutmak isteyen bürokratik merciler de, nihayetinde hesap sorulabilirlik alanı dışında bir güç oluşturma çabası içindedirler. Sermaye ile bürokrasi arasındaki ilişkinin halkın hesap sorabildiği siyasi irade dışında oluşmasının en tehlikeli ve antidemokratik yönü de buradadır.
Hele hele bu tartışmanın çağdaşlık gibi muğlak bir zeminde yapılması her türlü kötü kullanıma müsait sübjektif bir alanın doğmasına yol açmaktadır. Düşününüz. Bu mantığa göre, devletten sağladığı düşük faizli kredilerle spekülatif kazançlar elde eden bir sermayedar, bu kazancını, topluma çağdaş hayatın kaçınılmaz unsurları gibi gösterilen lüks eğlence partilerinde harcarsa, bu sermaye meşru ve çağdaştır. Buna mukabil kendi öz kaynaklarını kullanarak elde ettiği geliri, meşru hukuki zeminlerde kurulmuş vakıflar aracılığıyla, sosyal hizmet alanına yönlendiren bir işadamı ise gayrimeşru bir tehdit unsurudur. Aynı şekilde ülke içinde haksız rekabet yoluyla elde ettiği geliri Batı ülkelerinde mülk edinmek için ülke dışına aktaran bir sermayedar çağdaş bir tercihte bulunmaktadır. Köle gibi çalıştırılan ülke dışındaki gurbetçilerin birikimini ülkeye aktararak üretime katmak isteyen işadamları ise tehlikeli kaçakçılardır.
Böylesi kampanyalarla siyasi elit içindeki çatlamayı geniş halk kesimlerine yaymak isteyenler çok tehlikeli bir oyunun içindedirler. Bu tür ambargolarla yükselen saf Anadolu sermayesinin önünü kesmek isteyenler Anadolu'nun sessiz çoğunluğunun tepkisini gözönüne almak zorundadırlar. Bu sessiz çoğunluğun, her gün inançlarını tahkir eden medyanın arkasındaki sermaye gruplarına, benzer bir ambargo uygulaması hiç hesaba katmadıkları sonuçlar doğurabilir. Anadolu insanı artık Ankara'daki merkezi bürokrasiden gelen direktiflerle, İstanbul'daki bir kısım tekelci sermayeden gelen kalitesiz mallar arasında sıkışıp kalmayacak kadar hür iradelidir.