"Oturmak yasak"

00:0013/08/1999, Cuma
G: 10/09/2019, Salı
Ahmet Taşgetiren

Nizamiye''nin ana-baba günü olduğu bir zamanmış... İnsanlar ayakta bekleşiyorlarmış. Bu arada oradan geçmekte olan komutan, insanlar oturacak bir yer ararken, üzerinde "Oturmak yasaktır" yazılı bir bank olduğunu görmüş... Bir görevliye sormuş:-Evladım, niye yasak bu bankın üzerine oturmak?Görevli şaşırmış:-Yasak işte komutanım, sebebini bilmiyorum.Sonra komutan yasağın sebebini araştırmış. Meğer 8 yıl önce nizamiyede etrafın boyanması gerekmiş. Bu arada boyanan bankın üzerine, herhangi bir kişi

Nizamiye''nin ana-baba günü olduğu bir zamanmış... İnsanlar ayakta bekleşiyorlarmış. Bu arada oradan geçmekte olan komutan, insanlar oturacak bir yer ararken, üzerinde "Oturmak yasaktır" yazılı bir bank olduğunu görmüş... Bir görevliye sormuş:

-Evladım, niye yasak bu bankın üzerine oturmak?

Görevli şaşırmış:

-Yasak işte komutanım, sebebini bilmiyorum.

Sonra komutan yasağın sebebini araştırmış. Meğer 8 yıl önce nizamiyede etrafın boyanması gerekmiş. Bu arada boyanan bankın üzerine, herhangi bir kişi yanlışlıkla oturup da üzeri boyalanmasın diye "Oturmak yasaktır" ifadesi yazılmış. 8 yıl boyunca bank birkaç kere boya değiştirmiş ama kimsenin aklından üzerindeki "Oturmak yasaktır" ifadesini söküp çıkarmak geçmemiş; boya değişmiş, insanlar oturacak bir yer için çırpınmış, ama yasak sürdüğü için kimse banktan yararlanmaya cesaret edememiş...

Şimdi Türkiye''nin "demokratikleşme" sıkıntılarına baktığımda, yeni öğrendiğim bu fıkrayı hatırlayıp, gülüyorum.

Bir ara bir haftalık dergi, Taksim Meydanı''nda insanları çevirip, duvara yaslamış ve üst araması yapmıştı da, insanlardan "Siz kimsiniz? Ne hakla bunu yapıyorsunuz?" diye sorabilen çıkmamıştı.

Demokratik refleksin kaynağı sorgulamaktır ve ne yazık ki bizde bu haslet son derece az gelişmiştir.

Yaşadığımız anı ve bize empoze edilen şartları sorgulamak aklımızın ucundan geçmiyor. "Vardır bir hikmeti" deyip geçiyoruz.

Şu sıralar, devlet yönetimine katılan herkes birbirinin gözünün içine bakıyor, birbirinin davranışını kolluyor. "Acaba demokratikleşme yolunda bazı adımlar atılsa kimin tepkisi nasıl olur, açık düşer miyiz?" sorusu gözlerden gözlere dolaşıyor.

Oysa herkes biliyor ki, bir "devlet reformu" lazım. Bunu Cumhurbaşkanı Demirel, utangaç bir üslupla dile getirdi. Ama belki içini doldurmakta o da tereddüt ediyor. İçini zihnen doldurmuş olsa bile, seslendirmekte, tepkileri hesap edemiyor.

Hükümet ortakları birbirini kolluyor. Ve tüm hükümet, 28 Şubat iradesinin gözünün içine bakıyor...

-Acaba bankın üzerinde "Oturmak yasaktır" ifadesi hâlâ yazılı mı?

Atılan adımların hepsi, ilk tepkide geri çekilmeye amade... "Bir tartışılsın istedik" yollu öneriler... Bu arada "tahkim" gibi şanslı öneriler var. Şansları, uluslararası sermayeye sırtını yaslaması... Bu arada, sırtını tahkime yaslayıp gündeme gelebilme şansı yakalayan Siyasi Partiler Yasası hükümleri için de piyango vuruyor.

Bir devlet reformu lazım...

1982 Anayasası''nı baştan aşağı elden geçirerek yola çıkan bir devlet reformu...

Böyle bir ihtiyacın bulunduğunu kim inkar edebilir?

"Halk korkusu" üzerine kurulu bir sistemimiz var. Böyle demokrasi olur mu? Anayasa ve yasalar, halkın yönetime katılma yollarına kurulmuş barikatlarla dolu...

Ondan sonra gelsin disiplin, gelsin özgürlük kısıtlamaları ve gelsin cezalar...

Siyasi yasaklar, düşünce yasakları ve ifade özgürlüğünün cezaevlerinde biten macerası...

İşkenceyi tartışıyoruz ve biz, çağdaş bir ülke olma iddiasındayız...

Kimbilir belki de birilerimiz, bu halkın sopasız adam olmayacağını düşünüyor...

İmam Hatipler''i yoketmeyi devlet yönetimi adına herkes en tabii hakkı kabul etmiş. Hatta bu arada tüm Meslek ve Teknik Liseli çocukların istikbalini söndürmeyi göze alabilmişiz... Hatta bu arada, tüm orta öğretim sisteminin canına okunabileceği düşünülmüş...

Bunu nasıl becerebiliyoruz?

Hep orada, bankın üzerinde "Oturmak yasaktır" yazılı olduğunu düşündüğümüz, ve o yasağın arkasında karşı konulmaz bir irade olabileceğini varsaydığımız için...

Şimdi hükümet ortaklarından ikisi MHP ve ANAP, "Acaba bu çocukları bu azabtan kurtarsak mı?" yollu arayışlar içine giriyor... "Biz aslında İmam Hatipli öğrencileri, onların en azından iki katı kadar olan Meslek ve Teknik Lise mezunlarını kurtarmak istiyoruz" yollu gerekçeler üreterek...

Yine onlar, aynı utangaçlıkla, üniversiteden atılan başörtülü öğrenciler için bir çıkış yolu arıyor... Ama "aslında devamsızlıktan atılan öğrencileri kurtarmak istiyoruz" diyerek...

Neden? Neden yani? İmam Hatip Okulu öğrencileri böyle bir kurtarmaya layık değiller mi? Başörtülü öğrenciler böyle bir affa layık değiller mi? Bunlar bu ülkenin çocukları değiller mi? Ne yaptılar, böyle bir horlanmayı haketmek için?

Tayyip Erdoğan''ın siyasi yasağı kalkmıyor; çünkü henüz 312''ye dokunma sırası gelmedi... "Bank üzerinde oturmak yasak"

12 Eylül''le siyasi yasaklı hale gelenler için yasağın kaldırılması tartışılmaya başlandığında herkes Evren''in gözünün içine bakıyordu. El altından "Asker yasağın kalkmasını istemiyor" teması işleniyordu.

Sonra Evren, "Biz de yasağın sürmesinden yana değiliz" yollu bir açıklama yaptı ve el altından işleyen tema boşta kaldı.

Aslında bu tema, siyaset üzerinde askeri vesayeti sürdürmeye yarıyor.

Bugün de, 28 Şubat söylemi ile, siyaset üzerindeki vesayet sürdürülmek isteniyor. Ama bunun ne kadarı gerçekten asker iradesi ile ilgili, ne kadarı bir kısım para-militer sözde sivil güçlerin arzusunu yansıtmaktadır ve ne kadarı da unutulmuş bir "Oturmak yasaktır" levhasından ibarettir, doğrusu araştırmaya değer.

Türkiye''yi, gittikçe daha dar bir alana sıkıştırmakta olan, devlet-toplum ilişkilerindeki güvensizlik ortamını derinleştiren, daha kötüsü dış baskıları davet eden ve çözümü dış baskılara endeksli hale getiren şartları önyargısız müzakere zamanı gelmiştir.

İktidarı, muhalefeti, sivili askeri ile...

Bize göre uygun bir ortam vardır.

Israrla vurguluyorum: Delme-takma ve pazarlığa bağlı operasyonlar mantığı ile değil, Türkiye''nin gerçekten ihtiyacı olan tüm düzenlemeleri hedefleyen bir yaklaşımla...

Hani 2000''ler söylemi var ya... Onu bir de, bunun için kullansak, diyorum. "2000''lere kendi kendisi ile barışık bir ülke olarak girmek..." Önceliği yasaklara değil, özgürlüklere veren, toplumuna özgürlük alanları açmaktan korkmayan, toplumun inancını, düşüncelerini korku alanı olmaktan çıkaran bir açılım...

Bakalım bunu başarabilecek miyiz? Yoksa nizamiyede, bir komutan gelip, "Bu banka oturmak neden yasak?" diye soruncaya kadar, ana-baba günü ortamında, yaşamaya devam mı edeceğiz?