
Zılgıt, Anadolu''da sevinç ve kutlama anlarında özellikle kadınlar tarafından ortaya konan "sevinç çığlıkları" tarzında bir tezahürat biçimi. Bir başka kullanım tarzı da, bir kişiye gösterilen ağır tepki anlamına geliyor.
Bu kelime, bugünlerde ülkemizde iki anlamıyla da gündeme geldi. Birinci anlamında, Kore asıllı, insan haklarından sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Koh''un Güneydoğu ziyaretinde gündeme geldi. Amerikalı temsilci Koh, tüm Güneydoğu ziyareti sırasında kadınlar ve çocuklar tarafından zılgıtlarla (yani sevinç gösterileri ile) karşılandı... Buna karşılık Koh, "Güneydoğu''ya yeterli yardım yapılmadığı", "Bu bölgeye özel dış yardım gerektiği" tarzında konuşmalar yaptı. Koh''un sözleri Ankara''da tepki uyandırdı ve kendisine "zılgıt" verildi...
Hadise, genellikle Koh''un sözleri ile ona yönelik tepkiye odaklandı. Medyamız da, bu tepkileri vererek kamuoyunu deşarj etmeyi tercih etti.
Oysa konunun çok daha önemli boyutu, Koh''un konuşmalarından öteye geçen iletişim biçimi idi. Koh, bir Amerikalı temsilci. İnsan haklarından sorumlu. Washington''a dönecek ve Türkiye izlenimleriyle ilgili bir rapor sunacak.
Amerika, tüm bölgedeki Kürt nüfusa özel bir ilgi duyuyor.
Olay ne?
Böyle bir ülkenin temsilcisi, Türkiye''deki Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgeyi ziyaret ediyor ve büyük sevinç gösterileri ile karşılanıyor. Öyle ki bu karşılanış bir gazete (Star) tarafından "HADEP''li temsilci gibi" ifadesiyle yansıtılıyor.
Ziyaret edilen yerlerde siyasi ağırlık HADEP''te... HADEP, bu bölgede, mahalli idareleri yüzde 50''lerin üzerinde oy oranlarıyla elde etmiş.
Tüm bunlar, bir yabancı gözlemci için "elde bir" veriler. Buna bir de sevinç gösterilerini, seslendirilen şikayetleri, gözlenen mahrumiyetleri ve dile getirilen uluslararası camiadan beklentileri eklerseniz, ortaya Harold Koh''un, belki de "spontane tepkileri" çıkıyor: "Bölge mahrumiyet içinde, buraya özel yardım gelmeli."
Belki de Koh, raporuna yazacağı ifadeyi seslendiriyor. Belki de şu ifadeler yer alacak Koh''un raporunda:
"Bir Amerikalı olarak bana büyük ilgi gösterildi. Amerika''ya yönelik büyük umutlar besleniyor. Diyarbakır''da göçlerle oluşmuş mahallelerde büyük sefalet var. Buraya bir biçimde yardım ulaştırılmalı. Ancak Ankara, bölgeye özel yardım gösterilmesi konusunda çok duyarlı. Ankara''yı rahatsız etmeyi düşünmesek bile bölgeye özel ilgi yöneltilmesi için çareler aranmasında yarar var."
Burada inisiyatifin Amerikalı temsilcide değil, bizzat bölgenin kendi şartlarında, halkın verdiği görüntüde ve Ankara''nın tavrında olduğunu söylemeye hacet var mı?
Ve bu kompozisyonun, bölge şartlarını uluslararası platforma taşıyan temel etken olduğu nasıl gözardı edilebilir?
Demirel''in, seçimlerden önce bir kaygısı vardı: Bölgede hep HADEP''li adayların kazanmasını, ayrı bir bölge görüntüsü vermeye elverişli bir durum olarak değerlendiriyor ve bunun sakıncasına işaret ediyordu.
Seçimler oldu ve genel seçimlerde yüzde 4.5''larda kalıp, barajı aşamayan HADEP, 7 yerde, mahalli yönetimlerde büyük oy oranlarıyla seçimi kazandı.
Beklenen şuydu:
HADEP, seçim kazandığı yerlere, ABD ve Amerika''dan, ötedenberi "Kürt meselesi"ne ilgi duyan uluslararası kuruluşların özel ilgisini çekecek, yardımlar almaya çalışacak ve bunun tabii sonucu olarak da "farklılık bilinci" gelişmiş olacak...
Amerikalı temsilci ile ortaya çıkan olgu böyle bir gelişmenin ilk sinyalidir.
Biz, bölge kadın ve çocuklarının, bir Amerikalı temsilciyi zılgıtlarla karşılamasını çok anlamlı buluyoruz. Ankara''nın Amerikalı temsilciye tepkisi ise, "Eşeğini dövemeyen semerini döver" özdeyişine denk düşüyor... Acaba Ankara, mümkün olsa halka, "Bir Amerikalı temsilciyi nasıl alkışlarsınız?" demek ister miydi? Acı bir kıyas da olsa burada, Kuveytliler''in Saddam''a karşı Amerikan bayrağını öpmeleri ve çocukların "Bush Bush yes" diye çığlık atmaları hatıra gelmiyor mu?
Bize göre, meselenin, şu an sıcak gündemde yer alan "APO''nun terk-i silah çağrısı"ndan daha hayati boyutu, işte bu gelişmelerdir. Konu, uluslararası gündemlerdedir ve her gün daha sıcak biçimde konunun bu boyutu gelişecektir. Belki APO''nun çağrısı bile, konunun bu boyutunu besleme açısından önem taşıyacaktır.
Koh''a gösterilen sevgiye tepki göstermeden önce, onu iyi okumak lazım. Bu ilginin içinde, ne yazık ki, Ankara''nın tavrına tepki var. Ne yazık ki, konuyu içerde çözme umudunun yaralanması var. Ne yazık ki, Türkiye''ye baskı temennisi var. Ne yazık ki, Türkiye''nin Amerika''nın baskıları karşısında dayanamayacağı beklentisi var...
Türkiye, bölgedeki sancıyı hâlâ ciddiyetle ele alabilmiş ve insanımızda uluslararası camiaya yönelik tüm beklentileri aşacak bir "şefkat harekatı" başlatabilmiş değildir. Türkiye bunu, yalnız Doğu-Güneydoğu için değil, tüm ülke insanının uluslararası beklentilerini giderecek biçimde gündeme almalıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''nde bekleyen 2 bin civarındaki "Türkiye şikayeti", aslında insanımızın, insan hakları sorununun da, uluslarası camiadan beklentilerle çözüleceği sonucuna dayandığını gösteriyor. Biz, neden içerde bir barış iklimi oluşturamıyoruz? Ana soru bu değil mi?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.