10 Numara 5 Yıldız reklam!..

00:007/08/2014, Perşembe
G: 12/09/2019, Perşembe
Ali Saydam

Liberal demokrasilerde bir reklamın yasaklanmasının tek bir nedeni olabilir. Haksız rekabeti engellemek... Herhalde yaratıcılık, konumlama, iletişim stratejisi oluşturma konularında muhalefet adına "haksız rekabet ortamı" oluştuğu düşünüldü. Onun dışındaki her neden "Ben halkı, halkın kendini düşünmesinden daha iyi düşünürüm" refleksinden yola çıkıldığı algısını yaratır... Ya da şu algıyı:"Aman seyirci olumsuz etkilenmesin! Çünkü halk koyun gibidir; kolay güdülür"Başbakan Erdoğan"ın seçim reklamına

Liberal demokrasilerde bir reklamın yasaklanmasının tek bir nedeni olabilir. Haksız rekabeti engellemek... Herhalde yaratıcılık, konumlama, iletişim stratejisi oluşturma konularında muhalefet adına "haksız rekabet ortamı" oluştuğu düşünüldü. Onun dışındaki her neden "Ben halkı, halkın kendini düşünmesinden daha iyi düşünürüm" refleksinden yola çıkıldığı algısını yaratır... Ya da şu algıyı:

"Aman seyirci olumsuz etkilenmesin! Çünkü halk koyun gibidir; kolay güdülür"

Başbakan Erdoğan"ın seçim reklamına YSK"nın getirdiği yasak, "Propaganda yayınlarına ilişkin yasaklar" kapsamında ve "yorumlanmaya muhtaç yorumlar" manzumesi çerçevesinde bir yaklaşıma hizmet ettiği izlenimi yaratmaktadır.

MHP"li YSK temsilcisi avukat Kürşat Ergun"un itirazı sonucunda yasaklanan bu reklamı tartışmanın boşunalığı apaçık ortada. Reklamın 4 boyutunu (biçim, içerik, fenomen ve öz) ve de iş hedeflerine uygun olup olmadığını tartışmak ayrı bir iletişim disiplini meselesidir.

Yine de bize sorarsanız her bağlamda (özellikle Sezai Karakoç şiirinin seçimi) "tabiri amiyane" ile, 10 numara 5 yıldız bir reklam filmi hazırlamışlar. Film derhal viral ortama geçiverdi ve internette rekorlar kıracak gibi... Üstüne üstlük tam da Tayyip bey"in istediği ve aradığı "mağduriyet ortamı" yaratılmış oldu... Ben AK Parti kurmaylarının yerinde olsam ellerimi ovuşturur keyfime bakardım... Başbakan"a, evinde otursa alacağı seçimde neredeyse istisnasız herkes elinden geldiğince destek oluyor...

Bu yasağın gündeme düşmesine hangi zihniyetin "vesile" değil, "neden" olduğunu düşünürseniz muhalefet açısından kendi ayağına kurşun sıkanların resmini de aynı çerçeve içinde hemen görürsünüz.

Bu yasağı "komplolar zinciri"nde bir halka olarak "AK Parti"nin iletişim stratejisi"nin bir "marifeti" (!) olarak görmek için hakikaten alıklığın vadilerinden zirvesine sıçramış olmak lazım. Bu tuhaf yasağın, sonuç itibarıyla aslında kimseye seçmen davranışında değişiklik manasında artı yazmayacağını sokağın sesini birazcık tanıyabilen her canlı bilir.

Siyaset arenasında son yıllarda görülen çalkantıların ve akıllara durgunluk verecek ölçülerdeki manipülasyon dalgalarının, "Her şey kurgudur" yanılsamasını güçlendirdiği açık bir gerçeklik olsa da, "Erdoğan, Erdoğan reklamına karşı" (Başbakan kasten yasaklattı) muhabbeti de ancak en az o kadar gerçektir.

Marka hırsızlığı "kimlik" çalmaktır

Derimod"un patronu (Zerrin Hanım"ın ortağı) Ümit Zaim sözünü etmişti. Ben de Paris Havaalanı"nda kendi gözlerimle gördüm afişleri. Markaların "çakmalarıyla" yakalanan kişilere verilecek cezalardan söz ediliyordu. Yüzbinlerce Euro ve yıllarca hapis cezası... Fransızlar, çağımızda ekonominin en önemli unsurlarından biri olan markaları, yani fikri hak ve mülkiyetleri böyle koruyorlar. Bizde, çakma ürün ve marka cenneti ülkemizde durum ne, dersiniz?..

Sözü bu noktada Tarihî Sultanahmet Köftecisi Mehmet Tezçakın beye bırakalım. Mehmet bey demiş ki:

"Dedemin fotoğrafını kullanmalarını doğal karşılıyorum da benim fotoğrafımı dükkânına asan taklitçiler bile var."

Geçen sene tam da bu zamanlarda "Bizim köftecilere iletişim şart!" başlığıyla yazdığım yazıda taklitçiyle asıl olanı birbirinden nasıl ayırt edeceğiz, diye sormuştum. İşin hukuki kısmı bizi neden ilgilendirsin ki, biz işin ehlinin pişirdiği köfteyi yemek istiyorsak, doğru adresi tanıtacak iletişimin yapılması lazım, demiştim. Köfteciler de dahil olmak üzere ticaret yapan herkesin iletişimi bir "sarf" değil, "yatırım" kalemi olarak görmeleri gerektiğini yazmıştım. Tarihi Sultanahmet Köftecisi İletişim Danışmanı Metiner Erdem imzasıyla gelen e-posta, mesleki anlamdaki çabalar için "boşuna değil" duygusunu hatırlatmıştı.

Az buz değil 100"ü aşkın sahte Sultanahmet Köftecisi hakkında yasal işlem başlattıklarını duyuran bu e-posta vesilesiyle, "hukuki bilgiyi anlatmayın, o süreç zaten işlemek durumunda; ancak orijinal olan markayı tanıtın" mealinde yazarak bu köşeden onlara fikir desteği vermeye çalışmıştım.

Bir yıl sonra gelen taze haberde ise Tarihi Sultanahmet Köftecisi (3. Kuşak) Mehmet Tezçakın şu bilgiyi veriyor:

"Nerede olursa olsun, eğer adında "Tarihi" ibaresi bulunmuyorsa ve kuruluş tarihi olarak da "1920" belirtilmiyorsa o köfteci taklittir. Sunduğu da Sultanahmet köftesinden başka bir şeydir."

Mehmet Bey, asıl olanı taklitçiden ayıran özelliklerini böylece açıklarken "Sadece adımızı çalmıyorlar, tarih hırsızlığı da yapıyorlar" diyor. Tarihi Sultanahmet Köftecisi"nin yanısıra Ali Muhiddin Hacıbekir, Kurukahveci Mehmet Efendi, Vefa Bozacısı, Karaköy Güllüoğlu gibi sayılı tarihi mekânı da hatırlatırken "Türk mutfak kültürüne yön veren" bu kurumların taklitçilere karşı korunmasında desteğe ihtiyaçları olduğunu belirtmiş.

Sözünü ettiğimiz üç-dört kuşaklık tarihler... "Sahip çıkalım" demekle olmuyor. Marka hırsızlığının açık açık bir "kimlik çalma" meselesi olduğunun, "özgün marka"nın rekabetten satın alma davranışlarına kadar uzanabilecek bir dizi "değerdeki etik" örneğini, dolayısıyla itibarı hizaya soktuğunu belirtmekle yetinelim. Bu hizalama elbette başlıbaşına bir "dünya görüşü" motoru gerektirir. Mutfak kültüründen yola çıkarak yakın tarihe "iz bırakan" isimlerine bir de bu açıdan bakalım. Onlar da kendilerine öyle baksın tabii ki...

Fatih Akın"ın filmini engellemeye kalkmayın!

Türkiye asıllı Almanyalı yönetmen Fatih Akın"ın Ermeni tezlerini tek yanlı olarak desteklediği iddia edilen, pek çok ülkenin mali desteğini arkasına alarak çektiği, büyük bir olasılıkla şimdiden almaya başladığı ödüllere yenilerini ekleyeceği son filmi "The Cut" (Kesik) ile ilgili üç yazı yazmıştık (10 Haziran, 29 Temmuz ve 2 Ağustos Yeni Şafak). Görüşümüz belli...

Ancak bu filme karşı çıkmanın, onu eleştirmenin yöntemi kesinlikle onu yasaklatmaya çalışmak, gösterimi orada burada engellemek değildir. Bazı gruplar infiallerini bu yolla dile getireceklerini söylemişler. Kesinlikle yanlıştır. Sadece tek yanlı Ermeni tezlerinin daha çok destek bulmasına yol açar.

Bu işlerin tek panzehiri vardır: Kendi görüşlerinizin altını çizecek farklı sanat ve edebiyat ürünleriyle ortaya çıkmak... Aklın emrettiği yol, hamasetten uzak, estetik bir dille, tüm insanlığın büyük felaketlerin içinden geçtiği o "hüzün yüzyılının" dramının o dönemde Türkler dahil pek çok ulusu içine aldığını anlatmayı ve bunu dünya standartları kalitesinde sunmayı başarmanızdan geçer, vandalizmden değil...