Darbe marşı

00:0015/07/2013, Pazartesi
G: 9/09/2019, Pazartesi
Bülent Orakoğlu

Türkiye"nin yakın tarihi bir darbeler manzumesidir. Yapılan akademik çalışmalarda her bir darbe sürecinin ülkeyi ekonomik sosyal ve kültürel açıdan 50 yıl geriye götürdüğü bilinmektedir. Darbe süreçlerinde, demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri, hukuk kısıtlanıp törpülenirken, askeri vesayet mekanizmalarının güçlendiği ve anayasal üstü bir statüye kavuştuğunun da altı özellikle çizilmektedir.Darbelerin başarılı olmasının ilk şartı dış desteğin sağlanmasıdır. İkinci şart ise devlet mekanizmaları,

Türkiye"nin yakın tarihi bir darbeler manzumesidir. Yapılan akademik çalışmalarda her bir darbe sürecinin ülkeyi ekonomik sosyal ve kültürel açıdan 50 yıl geriye götürdüğü bilinmektedir. Darbe süreçlerinde, demokrasi, insan hakları ve özgürlükleri, hukuk kısıtlanıp törpülenirken, askeri vesayet mekanizmalarının güçlendiği ve anayasal üstü bir statüye kavuştuğunun da altı özellikle çizilmektedir.

Darbelerin başarılı olmasının ilk şartı dış desteğin sağlanmasıdır. İkinci şart ise devlet mekanizmaları, yargı, siyaset mekanizması ve medya içinde darbelere meşruiyet sağlayacak sivil darbeci unsurların devreye sokulmasıdır.

Ülkemizde derin yapılar tarafından, darbelere kamuoyu desteği sağlama amacı ile her darbe süreci marş ve şarkılarla özdeşleştirilerek toplumu darbelere uyumlu hale getirecek propaganda ve psikolojik harekat yöntemleri uygulanmıştır.

27 Mayıs Darbesi"ni, 1960 İhtilal" i- devrim" i olarak niteleyen zihniyet, ilk sivil itaatsizlik eylemi olarak Kızılay"da Menderes"e karşı düzenlenen mitingde Osman Paşa marşını söylemişti. Bu marş Menderes"e karşı yürütülen dezenformasyon amaçlı psikolojik harekatın simgesi olmuştu.

12 Mart 1971 Darbesi, Ayten Alpman"ın "''Bir Başkadır Benim Memleketim"'' 12Eylül 1980 Darbesi, Müşerref Akay"ın "Türkiye"m Cennetim" şarkıları darbeyi meşrulaştırma amaçlı şarkılar olarak tarihe geçmişti.

28 Şubat 1997 darbe sürecinin milli marşı olmaya aday 10. Yıl Marşı ile ilgili tartışmalar günümüzde halen devam ediyor.

Kronolojik olarak 10.Yıl Marşı"nın darbe algısı veya sendromu yaratma amacıyla kullanıldığı olayları hatırladığımızda, muhalefetin zayıf demokrasi karnesi ile yüz yüze gelmemiz tipik bir Türkiye klasiği olarak görünüyor.

DP çatısı altında birleşme kararı alan DYP ve ANAP"ın 14 Mayıs 2007"de DP"nin iktidara gelişinin 57. yıldönümü kutlamalarında salona giren misafirlerin, 10. Yıl Marşı ile karşılanmaları demokrasi açısından bir hazan mevsiminin yaşandığının göstergesi gibi duruyor.

12 Nisan 2007"de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine, müdahale amacı ile Türk Silahlı Kuvvetleri"nin "''Atatürkçülüğe, laikliğe ve cumhuriyetin temel ilkelerine sözde değil özde bağlı"'' bir Cumhurbaşkanı adayı profilinin çizildiği 27 Nisan E-Muhtırası sonrasında, AK Parti iktidarının dik durması karşısında muhalefet partilerinin millet iradesini dışlayan tavrı bir ibret vesikası olarak tarihi süreçteki yerini almış bulunuyor.

Türk siyasi tarihine 46 ruhu olarak damgasını vuran, bürokratik oligarşi ve tahakkümüne karşı "''Yeter Söz Milletindir"'' düsturu ile hareket eden Demokrat Parti"nin 47 yıl sonra düşürüldüğü darbe yanlısı tutum, siyaset mekanizmalarının darbelerde nasıl kullanıldığının en önemli kanıtı olarak karşımızda duruyor.

İddia olunan Ergenekon Terör Örgütü"nün eylemleri arasında yer alan ve Türkiye genelinde AK Parti hükümetini iktidardan uzaklaştırma gayesiyle yapılan tüm Cumhuriyet Mitingleri"nde ve Gezi Parkı kalkışmasında ellerinde tencere tava ve Atatürk resimli Türk Bayrakları ile yürüyen grupların 10.Yıl Marşı eşliğinde şiddet ve kaosu ülke geneline yayma hedefleri açıkça görülüyor.

Aynı zamanda da, bu marşın yeni darbe teşebbüsleri ile özdeşleştirilme stratejisi de açığa çıkmış görünüyor.

Milli manevi değerlerimiz ve bu anlamda kullandığımız semboller ve marşlar ne yazık ki başta darbeciler olmak üzere devlet içine çöreklenmiş ve çeteleşmiş yapılar tarafından hoyratça kullanıldı ve istismar edildi.

28 Şubat sürecinde derin yapıların kontrolündeki Baasçı ve darbeci generaller ve sivil uzantıları, İstiklal Marşı"nı dahi irtica kapsamı içinde değerlendirip 10. Yıl Marşı"nı alternatif olarak gündeme getirerek, 28 Şubat darbesi ile özdeşleştirdiler.

Bu marşı duyduğumda hissettiklerim ve düşüncelerim pek iç açıcı değil. Ülkemizde yaşayan milyonların da aynı düşünce ve hissiyatı paylaştığını biliyorum. Zira bu marş bana, Türk Milleti"ne karşı yapılan ihanetleri, soygunları insan hakları ihlallerini, anayasaya aykırı olarak fişlenen milyonlarca insanımızı, apoletli medyayı hatırlatıyor.

28 Şubat sürecinde Refah-Yol iktidarını antidemokratik bir biçimde iktidardan uzaklaştıran, bu amaçla çeşitli eylem planlarını uygulayan askerler yargı önünde hesap veriyor. Darısı başta dönemin Cumhurbaşkanı olmak üzere medya ve diğer sivil uzantılarının başına, aksi halde millet olarak daha çok 10. Yıl Marşı dinlemeye devam ederiz.