
1969 yılında Avrupa Konseyi üyeliğine seçildiğim zaman çevre konusunun ne kadar önemli olduğunun farkında değildim. Kendi kendime Avrupalılar bütün sorunlarını halletmişler de çevre kirlenmesi gibi fantezi işlerle uğraşıyorlar diye düşünmüştüm. Daha sonra Çevre Komisyonu Başkanı olarak görev yaptım.. Bu komisyondaki çalışmalarım bana çevrenin korunması konusunun insanlığın en büyük problemlerinden birisi olduğunu öğretti.
Norveç’in Kuzey Kutbu’na yakın bir gözlem laboratuarı vardır. Burada dünyadaki iklim değişiklilerini araştırıyorlar. Dünya ısı ortalamasının 2-3 derece yükselmesi halinde, Kuzey Kutbu’ndaki buzulların eriyeceğini, deniz seviyesinin 7 metre yükseleceğini tahmin ediyorlar.
Laboratuarın duvarında, deniz seviyesinin 7 metre yükselmesi halinde Avrupa’nın, nasıl su altında kalacağını gösteren bir harita asılı duruyor. Bunu gördüğümüz zaman, dünyayı nasıl bir felaketin beklediğini müşahhas olarak anlıyorsunuz..
Bundan 60-65 yıl önce Sarı Tehlike başlığıyla yazılmış bir makale okumuştum. Bu makalenin başlığını görünce duyduğum bir efsaneden(*) bahsedeceğini zannettim. Bu efsane şuydu:
“Kıyamet kopmadan önce bir dünya harbi çıkacak. Bu harbin sonunda sarı bir ırk bütün dünyayı istila edecek.” Bu efsanede bahsedilen Sarı ırk deyiminden nüfusu hızla artan Çin ve Japonya’nın kastedildiği söyleniyordu.
Ben de “Sarı Tehlike” başlıklı makaleyi bu efsaneden bahsedeceğini zannederek okumaya başlamıştım. Ancak bu makalede sarı tehlike” deyimiyle kastedilen şey, Çin’in ve Japonya’nın dünyaya yayılması değildi. Ormanların ve yeşilliklerin mahvolması ve dünyanın sapsarı bir kum çölüne dönmesi kastediliyordu. İşte sarı tehlike buydu.
Tarihte, Timurleng’in fillerinin Çubuk ovasında ormanlar içerisine saklandığını okumuştum. Konya’da 100-150 senelik yapılarda, civar ormanlardan kesilmiş lataların kapladığı çatıları görmüştüm. Bütün bunlar, üzerimize adım adım gelen sarı bir tehlikenin efsane değil bir gerçek olduğunu ispat ediyordu.
Çok kimse Osmanoğulları’nın İslamiyet’i yaymak için batıya yöneldiğini zanneder. Oysa gerçek başkadır.
Anadolu Selçuklu devleti döneminin en güçlü ülkelerinden birisidir. Bu devlet zamanla zayıflamış ve iktidar elden ele geçmeye başlamıştır. Tahta kim geçse kısa bir süre sonra başka birisi gelip onu devirmekte ve yerine oturmaktadır.
Konya’nın ileri gelenleri, buna bir çare ararlar. O tarihte yıldızı parlamakta olan Osman Gazi’ye bir heyet gönderirler ve ondan gelip Selçuklu tahtına sahip olmasını isterler.
Osman Gazi, heyeti dinledikten sonra şu cevabı verir:
“Biz o toprakları o kadar kötü kullandık ve istismar ettik ki, orası üzerinde yaşayanları bile geçindiremez hale gelmiştir.. Bu hale gelmiş topraklar üzerinde hiç kimse saltanat kuramaz.”
“Ben hem üzerinde yaşayan insanları ve hem de beni geçindirebilecek yerler arıyorum.” Osmanlı’yı Balkanlar’a yönelten şey de sarı tehlikeydi.
Son günlerde Anadolu’nun güzelim ormanları cayır cayır yanmakta ve yeşil kaybolmaktadır. Sarı tehlike ülkemizin başı ucunda beklemektedir. Vatanın savunması sadece uçakla, tankla tüfekle değil, yeşil örtüyü korumakla mümkün olacaktır. Diktiğimiz her fidan, gördüğümüz her ağaç, süngüsü elinde vatanı bekleyen bir Mehmetçik gibidir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.