Güçlü cumhurbaşkanı mı, güçlü başbakan mı?

00:0010/04/2007, Salı
G: 28/08/2019, Çarşamba
Davut Dursun

Ülkenin öncelikli gündem konusu elbetteki cumhurbaşkanlığı seçimi. Uzun zamandır konu üzerine tartışmalar yapılıyor. Kimisi sistemi sorguluyor, kimisi mevcut yapının aksaklıkları üzerinde duruyor, kimisi muhtemel adaylar çerçevesinde polemik yapıyor, kimisi de Sayın Erdoğan''ın adaylık ihtimali üzerinde tartışma yürütüyor.Artık vakit daraldı ve anayasaya göre adayların açıklanacağı tarihe birkaç gün kaldı.Bütün tartışmalar Sayın Erdoğan''ın aday olup olmayacağı konusunda düğümlenmiş gözüküyor.Bu

Ülkenin öncelikli gündem konusu elbetteki cumhurbaşkanlığı seçimi. Uzun zamandır konu üzerine tartışmalar yapılıyor. Kimisi sistemi sorguluyor, kimisi mevcut yapının aksaklıkları üzerinde duruyor, kimisi muhtemel adaylar çerçevesinde polemik yapıyor, kimisi de Sayın Erdoğan''ın adaylık ihtimali üzerinde tartışma yürütüyor.

Artık vakit daraldı ve anayasaya göre adayların açıklanacağı tarihe birkaç gün kaldı.

Bütün tartışmalar Sayın Erdoğan''ın aday olup olmayacağı konusunda düğümlenmiş gözüküyor.

Bu durum son derece normal, zira Mecliste çoğunluğu elinde tutan ve tek başına cumhurbaşkanını seçebilecek sandalyeye sahip olan iktidar partisi Anayasaya göre Cumhurbaşkanı seçiminin başlayacağı tarih olan 16 Nisan''dan önce adayını açıklamayacağını duyurmuştu. Ak Parti dışındaki partilerin ve bazı çevrelerin telaşlı çabalarına rağmen iktidar partisi, Anayasanın Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin takvimine göre hareket ettiği görülüyor. Buna göre Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından otuz gün önce (16 Nisan) Cumhurbaşkanlığı seçimine başlanır ve bir ay içerisinde bitirilir. Bunun ilk on gününde adaylar Meclis Başkanlık Divanına bildirilir, kalan yirmi gün içerisinde de seçimler yapılır. Buna göre adayların 16-26 Nisan tarihleri arasında Meclis Başkanlık Divanına bildirilmeleri söz konusudur. 26 Nisan''dan sonra da en çok dört turda seçimin sonuçlandırılması gerekmektedir.

Sayın Erdoğan''ın aday olması veya olmaması konusunda dikkate alınması gereken faktörler üzerinde, henüz tartışmalar bu kadar mecrasından çıkmamışken, Şubat ayındaki iki ayrı yazımızda (13 ve 15 Şubat 2007) durmuştuk. Özet olarak Sayın Erdoğan''ın aday olmasını gerektiren veya anlamlı kılan faktörler olduğu gibi aday olmamasını gerektiren faktörlerin bulunduğuna işaret etmiştik. Bu hususlara yeniden değinmek istemiyorum. Buradaki analizimin hala geçerli olduğunu düşünüyorum.

Bugün dikkat çekmek istediğim nokta farklı.

Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin tartışmaları takip ediyorsanız bu makamın ne kadar önemsendiği, burada bulunacak kişinin güçlü bir siyasi lider olmasının ne kadar arzulandığı, Anayasada ve uygulamada mevcut niteliklerinin yanı sıra olağanüstü denebilecek bazı özelliklerin arandığı, olduğundan fazla bu konuyla toplumun meşgul edildiği gözleniyor. Bu durumun bir noktaya kadar normal karşılanması mümkünse de gereksiz yere abartıldığı ve durup dururken konunun sorun haline dönüştürülmek istendiği şeklinde bir görüntü var.

Türkiye özde bir parlamenter demokrasidir. 1908''de İkinci Meşrutiyet''in ilanını takip eden yılda o zamanki Kanun-i Esasi''de gerçekleştirilen değişiklikle siyasi rejim olarak parlamenter sistemi benimsemiş bir ülkeyiz. Hiçbir parlamenter sistemde Cumhurbaşkanı veya Kraliyet ailesinin birinci derecede belirleyici rolü yoktur. Aslında parlamenter sistemler meşruti monarşilerin sistemi olmaklığı nedeniyle kral veya aristokrasiden alınan tüm siyasi yetkiler halkın temsilcilerinden oluşan Meclislere intikal etmiş ve kral veya hanedanın sadece sembolik bir temsil yetkisi kalmıştır. Hanedanı ortadan kaldıran parlamenter sistemlerde ülkeyi temsil yetkisi Meclis tarafından seçilen Cumhurbaşkanlarına geçmiştir. Neticede cumhurbaşkanları da büyük ekseriyetle Meclisler tarafından seçilmekte olup ona ülkeyi temsil yetkisini de Meclis vermektedir. Dolayısıyla bu sistemde tüm yetkiler Mecliste temerküz etmekte olup Meclisin yürütme yetkisini verdiği Başbakan çok daha önemli bir konuma sahiptir.

Türkiye''de parlamenter sisteme rağmen Cumhurbaşkanları önemli olmuşlardır. Bunun çeşitli sebepleri var. Öncelikle ülkenin kurucu liderleri M. Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Celal Bayar gibi bir kişilerin, arkasından da darbe liderlerinin, bunun yanında T. Özal ve S. Demirel gibi siyasi parti liderlerinin Cumhurbaşkanlığı makamına seçilmeleri, fiilen bu makamı başbakanlığın üzerine çıkarmış bir tür başkanlık sistemi görüntüsü vermiştir. Şimdi önümüzdeki temel soru şudur: Cumhurbaşkanlığı makamına, tek parti ve darbe dönemlerinde olduğu gibi, güçlü bir siyasi lider mi çıkmalı yoksa parlamenter sistemin özüne uygun olarak temsil kabiliyeti yüksek bir isim mi çıkmalıdır?

Güçlü bir siyasi liderin Cumhurbaşkanlığına çıkması demek Türk siyasi sisteminde tek parti döneminin ve darbe şartlarının bir geleneği olan güçlü kişilerin bu makama çıkması geleneğinin sürmesi demektir. Oysaki ihtiyaç duyulan güçlü Cumhurbaşkanı değil tam tersine güçlü başbakan ve güçlü hükümetlerdir. Olağanüstü dönemlerin dışında normal şartlarda güçlü Cumhurbaşkanlarının ülkeye yapacakları fazla bir katkılarının olmayacağını unutmamak gerekiyor. Buna karşılık güçlü başbakan ve hükümetlerin her halükarda ülkeye yapacakları çok şey vardır. Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmasına bir de bu açıdan bakmakta yarar vardır.