Herkesleşmek

00:0014/09/1999, Salı
G: 10/09/2019, Salı
Dücane Cündioğlu

Genel kitap okuma listelerine itibar etmenin dayanılamaz hafifliğine ilişkin mülahazalarıma bu hafta da devam etmek niyetindeyim. Nitekim bu konudaki kanaatlerimi açık-seçik ifade edebilmek için bir sözcük bile uydurmaktan kaçınmadım: herkesleşmek.Günümüzde kitaplar çoğunlukla herkes için yazılıyor ve bu nedenle de herkes''in anlayabileceği bir dille yazılıyor... Maksad, bireyleri herkesleştirmek, onları adına herkes denilen mevhûm bir kategori içine dahil etmek... Böylelikle belirlemek, denetlemek,

Genel kitap okuma listelerine itibar etmenin dayanılamaz hafifliğine ilişkin mülahazalarıma bu hafta da devam etmek niyetindeyim. Nitekim bu konudaki kanaatlerimi açık-seçik ifade edebilmek için bir sözcük bile uydurmaktan kaçınmadım: herkesleşmek.

Günümüzde kitaplar çoğunlukla herkes için yazılıyor ve bu nedenle de herkes''in anlayabileceği bir dille yazılıyor... Maksad, bireyleri herkesleştirmek, onları adına herkes denilen mevhûm bir kategori içine dahil etmek... Böylelikle belirlemek, denetlemek, etkilemek ve yönlendirmek kolaylaşıyor ve bireylerin o adına herkes denilen kategori içerisinde hareket etmeleri (mutlu olmaları?) mümkün hâle gelmiş oluyor.

Herkes''in okuduğunu okuyanlar, herkes''in bildiğini bilenler, pek tabii ki herkes gibi konuşmaktan, herkes''in düşündüğü gibi düşünüp herkes''in vardığı yargılara varmaktan kendilerini koruyamazlar...

Ya herkes gibi olmak istemiyorsak? Ya herkes''in içinde bulunduğu durumu görüp o duruma düşmeyi içimize sindiremiyorsak? Ya kendi yolumuzu kendimiz bulmak, ya kendi rotamızı kendimiz çizmek, kimliğimize/kişiliğimize daha uygun geliyorsa? Ya hakikat''in çoğunluğun gözünden kaçtığını düşünüyor veya çoğunluğun içinde seyreyledikçe hakikatin yalnız kalmasına katkı sağladığımıza inanıyorsak?

Her yaşantı biriciktir... Her acı da öyle... Binaenaleyh tecrübelerimizin biricikliğini unutup niçin herkes için geçerli olabilecek yordamlar önerelim ve işimizi-gücümüzü (!) bırakıp başkalarının kaderini tayin etmeye kalkışalım?

Genel kitap okuma listeleri kime hitap eder? Elbette genel okura; yani herkes''e... Peki "herkes" şeklinde nitelediğimiz bu adına "genel okur" denilen kitle kimdir? Evet kimdir bu "herkes"? Gerçekten de mümkün müdür herkes''e hitab etmek, herkes için geçerli bir şeyler söylemek? [Acaba Ziya Gökalp, "kitab''ın elitlere, gazete''nin ise halka hitab ettiğini" söylerken ve aristokrasi ile demokrasi arasında bu açıdan bir mukayese yaparken yanılıyor muydu? Diğer taraftan Cemil Meriç, "Her medeniyette elit vardır ve demokrasi, medeniyetlerin düşmanıdır" demekle acaba neyi kastediyordu?

Belki itiraz sadedinde, "çapı (alanı) geniş ve fakat derinliği az şeyler söylediğimizde herkes''e hitab etmiş, herkes için geçerli bir şeyler söylemiş oluruz" denebilir. O halde bir düşünelim bakalım: çapı dar ve fakat derinliği çok şeyler söylediğimizde, herkes''e hitab etmek şansımızı kaybetmiş mi oluyoruz?

Elbette hayır! Herkes''e hitab etmek, salt anlaşılabilir olmakla alâkalı bir husûs değil. Aksine anlaşılmamak ve anlaşılmaktan kaçınmak da herkes''in dikkatini çeker; çekiyor da zâten. Dolayısıyla, anlaşılmak istemeksizin de herkes''e hitab etmeyi başarabiliriz. Sorun, doğru tempoyu yakalama sorunu. [Nitekim Wittengenstein, "Çoğu zaman, bir tümce ancak doğru tempoyla okununca anlaşılabilir. Benim tümcelerim hep yavaş okunmak içindir" diyor ve metinleri, okuyuş ritimlerine göre tasnif etmekten kaçınmıyordu.]

Tanımadığımız, bilmediğimiz, niteliklerini yeterince öğrenemediğimiz ve fakat bir yerlerde söylediklerimizle ilgilendiğini varsaydığımız muhayyel kimselere, okumaları için genel kitap listeleri verebilir, okudukları takdirde istifade edebilecekleri zannıyla bu kimselere birtakım kitapları tavsiye edebilir miyiz?

Hiç sanmıyorum. Sanmıyorum; zira kitap tavsiye etmekle ilaç tavsiye etmek arasında köklü bir tefrik yapmayı bir türlü beceremiyorum; üstelik bu tefriki, herkesin şifayâb olabileceği ilaçların varolduğunu bildiğim gibi, herkesin okuyabileceği kitapların da varolduğunu bildiğim halde beceremiyorum. Çünkü kitap okumayı ciddiye alan ve bu nedenle abur-cubur bir tarzda kitap okumaktan çekinmeyen, farklı vâdilerde dolaşmaktan kaçınmayan, ser-serî''liğin imkânlarından istifadeyle tecessüsü derinleştirmekten korkmayan zihinlere ket vurmayı istemiyorum.

Zehebî adlı bir âlimimiz şöyle diyordu: "İnsanlar eskiden kendileri için okurlardı. Zaman geldi, devir değişti ve başkaları için (başkalarını kurtarmak için) okuduklarını söylemeye başladılar. Şimdi ise hiç ahlâk kalmadı, nizâm iyiden iyiye bozuldu, nifak ve riya ortaya çıktı. Bakıyorum artık insanlar Allah rızası için okuduklarını söylüyorlar."

Şimdi "ilim ilim içindir" demenin tam sırası... Lâkin biz -şimdilik- böyle demeyelim de şöyle diyelim: "İlim insanın kendi içindir!"