Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Muhafazakarlık
Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00

Muhafazakârlık

Hüseyin Hatemi
Hüseyin Hatemi Gazete Yazarı
Bugün daha çok “tutuculuk” diyoruz. Tutuculuk; “kavram içi boşluk” içeren bir kavramdır. Bu sebeple de neyi tutup neyi bırakacakları konusunda anlaşamayanlar arasında uzun ömürlü bir birliktelik olamaz. Tutuculuk, demokrasi ile payandalansa dahî; demokrasi de şeklî bir kavram olduğu için, neyin tutulup neyin atılacağı konusunda anlaşamayanların birlikteliği yine uzun ömürlü olmaz.

Tutuculuk hangi şartlarla övgüye değer bir tutum olur? Temel ve değişmez ilkelerde, bu ilkelerden ödün vermeme tarzında beliren tutuculuk, siyaset alanında yegâne övgüye değer tutuculuktur. Bu tutuculuk aslâ “neo-con”ların tutaraklı tutuculuğuna benzemez. Onlarınki siyasî “çöpevi” tutuculuğudur.

“Demokratik Tutuculuk” kavramı; “Adalet ilkesinden aslâ ödün (taviz) vermeme” anlamında alındığı ölçüde, övgüye değer bir içeriğe kavuşmuş olabilir. Ne var ki “Adalet”in anlamını bilmeyenler çoğaldıkça “demokratik tutuculuk” kavramı da ustalıkla delinerek içi boşaltılır ve bu güğümün içine de “zehr-i kaatil” doldurulabilir. AB tutucuları, dost tavsiyesine uyarak, güğümlerini incelemelidirler. Biz de “AB hedefimiz; taktik değil temel bir tercih” diyorsak, bizim ve AB''nin “demokratik tutuculuk” markalı güğümlerimizin içeriğine bakmaksızın “güğüm kardeşliği”ne gitmemeliyiz.

Ancak; güğümlerin üzerine kondurulan ortak marka değil içerikleri Tabiî Hukuk standardlarına uygun ise, “güğüm kardeşliği”ni kabul edebiliriz. Tutaraklı tutucu neo-conların güğümlerinin içeriklerinin ne müstekreh olduğunu da yakıynen bildiğimiz için onlarla asla güğüm kardeşliğine giremeyiz.

Bir iktıdar partisi, “Devlet” ile çatışmamaya girmeme gereğinden bahsediyorsa güğümün kulpunun onun elinde olduğu iddia edilebilir mi?

Neo-conlar, “mecnun” Amerikalılar; kendilerinin dînî terimlerle süsledikleri zehir güğümlerine bakmayıp, bizde yine darbe hesaplarına ve “lâiklik söylemleri”ne hız verdiler. Çok şükür ki artık pek yüz bulamıyorlar. Elbette buna karşı ABD yerine AB tercihi yeğdir, fakat bu da yine gizli mekanizmalarla “zehirlerden zehir beğen!” tercihine döndürülmemelidir.

Biz de güğümümüzü Tabiî Hukuk standardlarına uygun, “ayıpsız” içerik ile doldurabiliyor muyuz? Ne yazık ki hayır! Bunca nefes tükettik, vakıflar konusunda sonuç yine “ustamın himmeti bodur / elimden gelen budur” oldu. Bodur çalı nerede, şecere-i tûbâ dalı nerede?

Acabâ ustamızı mı iyi seçemiyoruz? Yoksa, iyi usta seçmeye –yeteneğimiz değil de– “Devletin kimi hassasiyetleri” mi elverişli değil? Böyle olduğunu zannetmiyorum. “Devlet”in allerjik bünyeli oluşu; bizim hiç değilse iç âlemimizdeki “seçimleri” engelleyebilir mi? Sonra, biz Hukuk (Adalet) Devleti düzeninden başka birşey mi istiyoruz? İsteyenlerimiz varsa, bunları görünce kaşıntısı tutanlar haklıdır, fakat Hukuk Devleti isteyen bizleri görünce, düşünecek yerde kaşınanların alerjisi sadece psikolojik bir şartlanmadan mı kaynaklanıyor? Yoksa Hukuk Devleti''ni istemedikleri için mi “alerjik bünye”li olduklarını söyleyerek kaşınmaya başlıyorlar?

Muhafazakâr demokrasi tutkalı; bir parti üyelerini bir arada tutmaya elverişli değildir. Ya “adalete susayanlar”ın birleşip kaynaşması, veya “çıkara susayanlar”ın ortaklığı gerekir. Neye susadığını bilmeme bilinçsizlik hali de uzun ömürlü bir birlik sağlayamaz.

Kaşınma seslerini duyar gibi oluyorum. Şu halde “kimi hassasiyetleri” harekete geçirmemek için, Dış Âlemi bırakıp iç âlemimize dönelim: Ey Mazhar-i nûr-i Rabb-i Rahmân-u Vedûd! / Ey Âlem-i Nâsut''a olan A''zam-i cûd! / Ey Nûr! ve Hânedân''a Nûr Mişkâtı! / Ey Lûtf-i Vücûd, Menba''-i Feyz-i Mevcûd! / Ey Nûr tecellîsine Mir''at Ahmed! / Hem Nûr''a Sirâc, hem de Mişkât Ahmed! / Ey Kenz-i rümûz-i sırr-ı lâ mevcûde.. / Mahmûd-i Hamîd, Muhammed-i zât Ahmed!

Allah''ım! Bize lûtuf ve inâyetin ne kadar büyük!

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.