Yazarlar Kıymet bilmek

Kıymet bilmek...

İbrahim Tenekeci
İbrahim Tenekeci Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

''Modern dünyanın asıl yoksulluğu, kıymet bilir insanların azlığıdır.'' Yusuf Genç''e ait bu cümleyi ne zaman hatırlasam, canım sıkılıyor.

Kıymet, kısaca, olması gerekendir. Ne bir eksik, ne bir fazla; neyse, odur.

Kıymet bilmek, hak ve hakkaniyete uygun davranmaktır. Sözgelimi ''hak verilmez, alınır'' deniliyor. Verilirse, daha kıymetlidir.

Dikkat ederseniz, İslam''ın şartlarında almak değil, vermek vardır. Bir de hadis: Veren el, alan elden üstündür.

Kıymet, bilinmek ister.

Bir insanın, imkânın, nimetin, hatıranın yahut eşyanın kıymetini bilmek için, terazimizin sağlam olması gerekir. Yoksa, ölçüyü tutturma (miktar) konusunda ciddi sıkıntılar yaşarız. Az ve çok, her ikisi de doğru değildir.

Bazı şeylerin kıymetini ise ancak kaybettikten sonra anlıyoruz.

***

''Gerçekler çıkalı, doğrular azaldı.'' Bu tespit, Cemal Süreya''nın günlüklerinden aklımda kalmış.

Buradan yola çıkarak, değer ve kıymet kavramları arasında mukayese yapabiliriz.

Sadece şu kadarını söyleyelim: İnsanlara ''değer'' adını veremezsiniz.

Bana öyle geliyor ki, kıymet bilmenin ve vermenin, insaf ehli olmakla birebir ilgisi var.

Açıkçası, insanın ve insafın aynı yerden geldiğine inanıyorum. Gelmezlerse, kötü.

Peki, kıymet ve kıyamet kelimelerinin birbirine bu kadar yakın olmasına ne demeli?

Bilinmeyen yahut verilmeyen her kıymet, muhatabı için, kıyamet anlamına da gelebiliyor.

Cemil Meriç''in ''insanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım'' sözüne bir de bu açıdan bakmak lazım.

***

Kıymet bilmemenin bir diğer yönü de, yapılan iyiliklerin, güzelliklerin unutulması veya yok sayılmasıdır.

Şöyle diyelim: Yaptığımız iyilikleri elbette alacak hanesine yazmayız. Vefa beklemek ise en doğal hakkımızdır.

Çok basit: Vefalı kıymet bilir, vefasız bilmez.

Vefasız kimse, kıymetleri ve kıymetlileri yok ederek, kırarak, ilerler.

Bir de vefat ettikten sonra kıymetini bildiklerimiz var. Vefa ve vefat, derdimize derman oluyor mu, emin değilim.

Vefa demişken, önemli bulduğum bir ayrıntıya da yer vermek isterim: Genç arkadaşlara, ''mutlaka bir şeyin koleksiyonunu yapın'' diyorum. Çünkü koleksiyon kültürü, insanı daha vefalı yapıyor. Geride kalanları topluyor, kıymet bilmeyi öğreniyorsunuz.

***

Her şeyin bir fiyatı var, diyorlar. Böyle bir devirde, Behçet Necatigil''den ilham alıp söylersek; en kıymetli olan, paraya çevrilmeyen ne varsa, onun ardından gitmektir.

Buna, ''temiz ve aziz olanın peşinden gitmek'' diyoruz.

Hemen söyleyelim: Emeğe ve ekmeğe hürmet etmeyen, insanları ve imkânları hor kullanan, hakkına razı olmayan, kıskançlık ve kibir gibi kötü huy taşıyan kimseler, ilgi alanımızın dışındadır.

Toparlarsak: Kıymet bilmek, kendini bilmektir.

Kendini bilen kişi, örneğin, canını emanet olarak görür ve haram yemez. Çünkü şunu iyi bilir: ''Kalbin, dilin ve bedenin temiz olması, helal lokma yemeye bağlıdır.''

Kendini bilen kişi, kul hakkına dikkat ve rikkat eder. Bu da, kıymet bilmenin birinci şartıdır.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.