"Başım üstüne" mi, "kiraladık" mı?

00:0019/02/1999, Cuma
G: 9/09/2019, Pazartesi
Kürşat Bumin

Bugün bir gazetenin bir sayısının analizini yapalım. Önümdeki gazete, Sabah''ın 17 Şubat tarihli sayısı. Yani "Apo"nun Türkiye''ye getirilişinin manşete çıktığı günün sayısı. Her bakımdan ilginç bir sayı. Birinci sayfadan başlıyalım: Gazetenin logosunun yanına "Kıbrıs Fatihi''ne YENİ ONUR" başlığı taşıyan "haber" yerleştirilmiş. Fotoğraf altında "Apo''yu yakalatan Başbakan" deniyor. Manşet, "Gözün aydın Türkiye" olarak düşünülmüş; onun hemen altında "İblis kafeste/Türk subay bileğine yapışıp ''Yolun

Bugün bir gazetenin bir sayısının analizini yapalım. Önümdeki gazete, Sabah''ın 17 Şubat tarihli sayısı. Yani "Apo"nun Türkiye''ye getirilişinin manşete çıktığı günün sayısı. Her bakımdan ilginç bir sayı. Birinci sayfadan başlıyalım: Gazetenin logosunun yanına "Kıbrıs Fatihi''ne YENİ ONUR" başlığı taşıyan "haber" yerleştirilmiş. Fotoğraf altında "Apo''yu yakalatan Başbakan" deniyor. Manşet, "Gözün aydın Türkiye" olarak düşünülmüş; onun hemen altında "İblis kafeste/Türk subay bileğine yapışıp ''Yolun sonuna geldin. Haydi Türkiye''ye gidiyoruz'' deyince Apo dehşetten donakaldı" alt başlığını okuyoruz. Alt başlıkta betimlenen sahne tamamen Sabah tarafından okuyucularını memnun etmek için uydurulmuş. Sayfanın sol alt köşesine yerleştirilen "haber" okuru ahmak yerine koyan bir yayın anlayışının en iyi örneklerinden birisi: "Çağlar''ın uçağı yurda getirdi..." Bu "haber" üzerinde biraz duralım, çünkü hikaye okununca İnterbank''ı batıran ve bu arada Etibank''taki hisselerini Sabah gazetesinin sahibine devreden Cavit Çağlar okurun gözünde aniden eski saygınlığını kazanıyor. Okurun yüreğini parça parça eden şu satırlara bir bakın: "Devletin ''Çok gizli'' bir görev için uçağını istediği Çağlar, soru bile sormadan cevapladı: ''Emrinizde''." Bizim gazetelerimizde "haber yazma" tekniği çok gelişmiş olduğundan, bu satırların hemen (ama hemen!) altında da şu satırlar: "Kısa süre önce ''Çok gizli'' bir görev için uçağını tahsis edip edemeyeceği sorulan işadamı ve bağımsız milletvekili Cavit Çağlar, hemen ''Başım üstüne'' dedi."(!) "Emrinizde." "Başım üstüne"; ne kadar vatansever bir tavır, ne kadar devletine bağlı bir ruh.

Bu haberin iç sayfalarda farklı bir versiyonu daha var. Ama önce isterseniz, hepimizin aklından geçen bir soruyu soralım: İnterbank yoluyla devleti 2 milyar dolar borç altına soktuğu söylenen ve işletmelerine alacaklı bankalar tarafından icra yoluyla el konulan Cavit Çağlar''ın hâlâ "Falcon 900-B" uçağı mı var? Eğer öyleyse çok tuhaf doğrusu: Devlet Çağlar''ın borçlarını öderken, Çağlar da "Başım üstüne" diyerek devlete uçağını ödünç veriyor!

Çağlar''ın uçağıyla ilgili bu "haber"in iç sayfalardaki (tabii ki aynı sayıdan söz ediyoruz!) versiyonu bambaşka bir hikaye anlatıyor. Tayfun Devecioğlu, Ecevit''e soruyor: "Operasyonda Çağlar''ın uçağı kullanıldı..." Ecevit''in cevabı: "Evet, ama Sayın Çağlar''ın da bugün haberi oldu. Uzun menzilli ve sivil bir uçağın kullanılması kararlaştırıldı.Sayın Çağlar''ın uçağını kiraladık." Oldu mu şimdi? Sabah bizi mi işletiyor? Birinci sayfada "Başım üstüne", iç sayfalarda "Haberi yoktu, kiraladık". Biz tabii ki seçimimizi Başbakan''ın açıklaması yönünde yapıyor ve sorumuza dönüyoruz: Devlet Çağlar''ın 2 milyar dolar borcunu yüklendiği gibi demek bir de uçağını kiralıyor. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir: Eğer Sabah''ın birinci sayfasındaki "haber" doğruysa (hani şu "Başım üstüne" meselesi), "operasyon"u iddia edildiği gibi 10 kişi değil, 11 kişi biliyordu!

17 Şubat tarihli Sabah''ı gözden geçirmeye devam edelim. İlker Sarıer de, birçok gazeteci gibi, "operasyon"un ertesi günü Şehit Anaları Derneği''nin yolunu tutanlardan. Seyrettiğiniz gibi birçok televizyon kanalının aklına ilk gelen de bu adresti. Sarıer yarım sayfayı bulan "Huzur buldular" başlıklı haberine dokunaklı satırlarla başlamış: "Ve ancak Türkiye gibi, çilekeş ama dayanıklı, yağmur fırtınası gibi gümbürtülü ama Anadolu toprağı kadar sabırlı, bir bölük torun görmüş kadın kadar doğurgan ve bilge ama gem vurulmaz İngiliz kısrağı kadar delişmen bir ülkede ancak, 15 yıl süren bir belâ, sükunetle bayrama dönüşebilirdi."(!) Gazeteci şehit ana ve babalarıyla konuşuyor ve bize izlenimlerini anlatıyor. Hani "davulun sesi uzaktan hoş gelir" gibi birşeyler. Duygusuz ve bilgisizce kaleme alınmış satırlar. Gazeteci kendisini "edebiyat yapmaya" o kadar kaptırmış ki, 16 Şubat 1999 tarihini "Şehitler Bayramı" olarak ilan etmek arzusunda. Düşünebiliyor musunuz, "Şehitler" ve "Bayram" bir arada. "Devlete duydukları ve sarsılmasın diye çaba döktükleri büyük güven boşa çıkmamıştı" diyerek aklınca ana-babaları teselli etmeye çalışıyor. Öyle de ısrarcı ki, yazısını okura yönelttiği şu tür sorularla bitiriyor: "Nasıl oluyordu da, teröristlerin dağlarda mayın döşedikleri mağaralara yuvarlanarak girmek için askerler birbiriyle yarışabiliyordu..."(!) İnsan kendisine sormadan edemiyor, medyanın Türkiye''deki asıl işlevi duyguları köreltmek ve okurun aklını başından almaya çalışmaktan mı ibarettir?

İlker Sarıer yazısını bir gün geciktirip, yine elimizde sayıda yer alan bir başka röportajı, Nuriye Akman''ın GATA''da "Gaziler"le yaptığı röportajı okuyabilseydi, sanırım kalemini öyle dörtnala koşturmazdı.

Nuriye Akman da "operasyon" sonrası bir röportaj için gitmiş GATA''ya. Şöyle başlıyor: "Olağanüstü Hal Bölgesi''nde yaralanan askerlerimizin tedavilerinin yapıldığı altıncı katta, bir bayram havası beklerken, anlamlı bir suskunlukla karşılandım." Bedenlerinin bir bölümünü Güneydoğu''da bırakan delikanlıların "sevinç gösterisinde bulunmayı" ve "yorum yapmayı" retdettiklerini söylüyor Akman. Delikanlılar bayramdan bayrama hatırlanmaktan ve hastaneden çıkar çıkmaz karşılaştıkları hoyratça davranışlardan şikayetçidirler. Bedensel ve ruhsal hayatlarına yönelik çok daha yakın ve sürekli bir ilgi istemeleri en tabii hakları. Hayatlarının en güzel yıllarında bedensel ve ruhsal olarak yaralanmışlar. Artık, kahraman oldukları kadar kırılganlar da. Ne yani, Sabah''ın aklına uyup İlker Sarıer''le sabahtan akşama marş mı söyleyeceklerdi?

17 Şubat tarihli Sabah''ta başka hikayeler de var ama yerimiz kalmadı. Yerimiz olsaydı bir de Pazartesi gazetesinin iki sayfa ayırdığı, Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü''nde yapılan bir araştırmadan söz edecektim. Araştırma yakınlarını kaybeden ailelerin tepkilerini anlamaya yönelik. Bu arada tabii ki "şehit anneler"ini de araştırmış. Önümüzdeki günlerde bu konuya tekrar dönelim.