Aydınlarının himmetiyle deliliğin sınırını zorlayan toplum

00:0011/05/1999, Salı
G: 9/09/2019, Pazartesi
Kürşat Bumin

Pazar günü öğle saatlerinde Kanal 7''de Ahmet Hakan''ın İskele/Sancak programının tekrarı vardı; Prof. Mustafa Erdoğan''ı dinlemek bayağı iyi geldi, sabah gazetelerinin birçoğunuz gibi beni de içine ittiği kötümser ruh halinden epeyce sıyrıldım. Demek o kadar da umutsuz olmamak gerekiyordu, demek "ülkenin sahipleri"nin "hık deyicisi" rolünü benimsemeyen, hukukçuluğu "legalist"likle bir tutmayan sahici aydınlara sayıları çok az da olsa hâlâ sahiptik.Pazar günü öğleden sonra TRT''nin bir televizyon

Pazar günü öğle saatlerinde Kanal 7''de Ahmet Hakan''ın İskele/Sancak programının tekrarı vardı; Prof. Mustafa Erdoğan''ı dinlemek bayağı iyi geldi, sabah gazetelerinin birçoğunuz gibi beni de içine ittiği kötümser ruh halinden epeyce sıyrıldım. Demek o kadar da umutsuz olmamak gerekiyordu, demek "ülkenin sahipleri"nin "hık deyicisi" rolünü benimsemeyen, hukukçuluğu "legalist"likle bir tutmayan sahici aydınlara sayıları çok az da olsa hâlâ sahiptik.

Pazar günü öğleden sonra TRT''nin bir televizyon kanalında orta yaş ve üstü kadınlardan oluşan bir koro sazlar eşliğinde şu şarkıyı seslendiriyordu: "Şükür ben de Müslümanım/Tanrı''ya tamdır imanım/Bu vatana feda canım/Aydın bir Türk kadınıyım/Meşaleyiz sönmeyiz/Başka rejim denemeyiz/......" Mustafa Erdoğan''ı dinlerken içinden epeyce çıktığım kötümser ruh hali eskisinden de beter bir biçimde beni içine çekti. Bu şarkı nereden çıkmıştı? Biz neredeydik? Bu kadınlar kimdi? Hayır hayır, kimse beni bu manzaranın olağan bir şey olduğuna inandıramaz; bu bir toplumsal, kolektif delilikten başka bir şey değildi...

TRT''den uzaklaşıp özel bir kanala geçtim. Kanal 6''nın propaganda saatiyle karşı karşıyaydım: Gürültülü bir müzik eşliğinde Merve''nin okumuş olduğu varsayılan "Amerikan yemini"ninden birkaç satır ve hemen arkasından "Merve''ye Anadolu''nun cevabı" paketi. Yani inkılap tarihinden birkaç satır, birkaç resim ve tabii Atatürk''ün nutku. Bu öyle bir "propaganda saati" ki, söz konusu "klip" acemice çekilmiş olmasa, insanın bir an için kendisini totaliter bir rejimin (hem de alâsından) zavallı bir ferdi olarak görmemesi imkansız. Nereden çıktı bu propaganda "klip"i? Biz neredeyiz Kanal 6 kim?

Televizyonun karşısından kalkıp, elinizdeki yazıya hazırlık için gazetelerden kesip kenara koyduğum haber ve yazılara tekrar göz atmaya başladım. Birkaç gün öncesinin Milliyet''inde yer alan, Gebze Belediye Meclisi''nin ilk oturumuyla ilgili haber, medyanın himmetiyle toplum olarak nasıl delirtilmeye çalışıldığımızın en güzel örneğiydi. Meclisin DSP''li üyeleri (fotoğrafta da gördüğümüz gibi) saygı duruşunda bulunurken FP''li üyeler gözleri önlerinde oturuyorlardı; DSP''liler saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı okumaya başlar başlamaz ANAP''lı ve DYP''li üyeler onları yalnız bırakmazken, FP''liler ancak "marşın yarısına gelindiğinde" ayağa kalkmışlardı. Dahası da var; gazeteye göre, FP''li üyelerin ayağa kalkmalarına rağmen "marşı söylemedikleri" de gözden kaçmıyordu. Şimdi sizce belediye meclislerinde üyeleri, gazetelerde okurları "saygı duruşu"ydu ya da İstiklal Marşı''ydı diyerek yıldırmaya çalışan bu ideoloji demokratik bir cumhuriyete yakışıyor mu? Zaten, 20-25 kişilik kooperatif toplantılarında bile insanların "saygı duruşu"nu ve İstiklal Marşı okumayı ihmal etmedikleri, her işin karikatürleştirildiği bir ülkede yaşıyoruz, önümüzdeki dönemde medyanın da teşvikiyle bir de "ayağa kalktı kalkmadı" tartışmasına girersek millet olarak oynatmamıza az kalacak. Bu tartışmalarla ortalığı kaplayan kokuyu muhakkak ki siz de alıyorsunuz; bu koku iyi bir koku değil; hiç şüphe yok ki bu koku, "otoriter"likten "totaliter"liğe kayma arzusu içinde kıvranan bir rejimin kokusudur.

Size daha endişe verici bir gelişmeden de söz etmek isterim; her şeyi açıkça gözden geçirelim ki, "Işıldayan İstikbal"e hazırlıklı olalım. Radikal gazetesin sık yazan köşe yazarlarından birisi de Türker Alkan. Bu köşe yazarının asıl mesleği de Mülkiye''de siyaset bilimi öğretim üyeliği. Kendisi bu alanın bir profesörü. Belki inanmayacaksınız ama önümdeki yazısı bu "saygı duruşu" ve İstiklal Marşı hikayesini konu ediyor. Ben önce şaka yapıyor sandım. Ne gezer! Ciddi ciddi bu "skandal"ı inceliyordu. Olsa olsa bir zamanlar Sovyetler Birliği''nden kovulan rejim aleyhtarı Zinoviev''in "Işıldayan İstikbal" adlı mizah/siyaset kitabında rastlanabilecek türden bir hikaye dönüp dolaşıp bir siyaset profesörünün yazısına ciddi ciddi konu olmuştu! Tamam ben de kabul ediyorum ki ülkemiz birçok bakımdan geri kalmış, birçok eksiğimiz var; ama insaf, bu ülkenin aydınlarının düzeyi bu derece mi endişe verici olmalı? Hatta daha genel olarak şu soruyu da sorabiliriz: Bu zamanda ("2000"in eli kulağında) hangi ülkenin aydınları aydın olmak açısından bu derece "ihanet" içinde bulunabilirler?

"Aydınların ihaneti" bu günlerde hatırlanması gerekli bir konu; önümüzdeki yazı buradan devam edelim.